HABER

Danimarka’da Bir Yuva Yöneticisi: Aygün Baykal Brysting

45 yıl önce onbir aylık bir bebek olarak Ankara’dan Danimarka’ya gelen Aygün, bugün Kopenhag’daki bir çocuk yuvasında yönetici olarak çalışıyor.


Meral ALTINDAL
”Babam 1960’larda Türkiye’den Danimarka’ya gelen ilk misafir işçilerden. 1974 yılında da annem, ablam ve beni almış yanına. Küçük kardeşim Ayfer (bir dönem teknik ve çevreden sorumlu Kopenhag belediye başkanı olan Ayfer Baykal) burada doğdu.

Babam ve annem açık fikirli insanlardır, özellikle babam üç kızının da iyi eğitim alması için elinden geleni yaptı. Kendisi gemilerde kaynakçılık yapan ve mesleğinde oldukça popüler olan bir ustaydı. Bir çok farklı ülkede mesleğini icra ettikten sonra Danimarka’da çalışmaya karar verip demiri Kopenhag’a atmış o yıllar. Burada bir çok da öğrenci yetiştirmiş babam.”

Bebekken buraya geldiğin için seni bir Danimarkalı’dan ayırt etmek neredeyse zor. Çocukluk ve okul yıllarını nasıl hatırlıyorsun?

”Ablam ve ben ilkokula başladığımızda 500 çocuk arasında 5 tane yabancı öğrenciydik. Yabancıların yoğunlukla yaşadığı şehir dışındaki gettolarda değil, Kopenhag’ın en güzel merkezlerinden biri olan Österbro’da büyümüş de olsak, kültürel bir korku, önyargı vardı yabancılara karşı.

Örneğin ablam ilkokula başladığında okulundaki öğretmenler annem ve babamı toplantıya çağırıp, ’Bizde jimnastik ve din dersi var ne yapacaksınız, kızınız da katılacak mı diye sormuş’. Babam da elbette katılacak Türkiye’deki okullarda da beden eğitimi ve din dersi var, bunu niye soruyorsunuz ki demiş öğretmenlere’.

Sosyal medyanın büyümesi, teknolojinin gelişmesi ve aynı zamanda küreselleşme ülkeleri birbirine çok yaklaştırdı. Ben çocukken kültür ve yaşam farkı çok büyüktü, önyargı da vardı, ama en azından bugünkü gibi bir yabancılar politikası ve düşüncesi yoktu.

Eğitim yelpazen oldukça geniş sanırım

1990’larda Nyköbing Falster’da sanat ve pedagoji eğitimi aldım. Resim yaptım, sergi açtım, uzun yıllar ressam olarak çalıştım, ama sanatçı olarak para kazanmak zordu.

Ablam pedagog olduğu için bir kreşte sanat pedagogluğunu deneyeyim dedim. Çocuklarla tiyatro, resim  yaptım. Daha sonra resim ve Danimarka dilini ana ders olarak seçip merit öğretmenlik eğitimi aldım.  0-6 yaş grubu daha fazla ilgimi çektiği için de son olarak pedagoji okudum.

Eskiden Danimarka’da sorunlu iki dilli çocuklar terimi vardı, şimdi youtube ve kültürlerarası evlilikler sonucu çok dilli çocuklar oluştu. Dil ve çok dilli aileler için ne söylemek istersin?

Hayatımızda dil çok önemli, bunu hem anadil hem de Danca için söylüyorum. Ben, 1.sınıftan 10. sınıfa kadar anadil eğitimiyle birlikte, din, biyoloji, fen, tarih ve coğrafya öğretimini Türkçe aldım. Battal Tanrıverdi öğretmenlerimizden biriydi örneğin, 1990 sonlarına dek sürdü anadil eğitimi. Bu hem aileler, hem de çocuklar için önemli bir destek oldu.

Dil dünyaya açılan bir kapıdır, dünyaya yaklaşırsan, meraklı olursan, dünya da kendini sana açar.

Buradaki hayatından memnun musun, taa kreş ve ilkokul yıllarından bir çok Danimarkalı arkadaşın vardır sanırım?

Yaşadığım hayattan çok memnunum, çocukların çocuk olabileceği ve güzel bir çocukluk dönemi geçirebileceği bir dünya arzu etmiştim, onu burada buldum.
Bir Danimarkalı ile evlendim ve ondan bir oğlum var.
Danimarkalı arkadaşım çok elbette. Buraya bir bebek olarak geldiğimden dolayı Türklerden çok Danimarkalıları tanıyorum ve bu ülkenin zihniyetini, okul sistemini biliyorum. O yüzden Türkiye ile kıyaslama yapamam. Ama zaman zaman Danimarka’ya gelmeseydik Türkiye’de nasıl bir yaşantım olurdu, ben nasıl bir insan olurdum acaba diye de merak ediyorum.

Danimarka’da yaşamanın güzel yanları sence neler?

Danimarka benim ülkem. Burada büyüdüm, burada okudum, ilk hayat tecrübelerini burada edindim ve burada kendimi tanıdım. Danimarka’nın demokrasi, etik, serbestlik ve özgürlük anlayışının yanı sıra, adaletli ve saydam ekonomisi de hoşuma gidiyor.

Sana gurbetçi demek zor gibi. Burada yaşamaktan şikayet ettiğin bir şey yok mu?

Tabii ki her ülke gibi burada da hoşuma gitmeyen şeyler var, mesela yabancılar politikası ve insan ilişkilerindeki mesafeler, o yüzden de Danimarka’da yalnızlık çok yüksek oranda.

Türkiye’den özlediğin şeyler var mı?

Ülkemin doğasını, iklimini ve sıcaklığını özlüyorum. Tabii bir de insan ilişkilerindeki sıcaklığı.
Geçenlerde bir antropoloğun yazısını okudum. Danimarka’da bir kafeye gittiginde 2-3 saat yalnız oturabilirsin. Kimse seni rahatsız etmez, soru sormaz, ama Türkiye’de veya bir Akdeniz ülkesinde ya garson veya yan masada oturan biri seninle çok geçmeden konuşmaya başlar.

Hayatının geri kalan kısmını Danimarka’da mı geçirmeyi düşünüyorsun?

Hayır…Fransa, İtalya ve Türkiye gibi Akdeniz ülkelerinde bir müddet yaşayıp Danimarka’ya  geri dönmek istiyorum.

by
Exit mobile version