Hıdırellez’in umut ve bereket ritüelleriyle, “üç fidan”ın acı hatırası aynı günde buluşuyor; sevinç ve yas, aynı takvim yaprağında yan yana duruyor

Foto: AI / Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Bir yanda doğanın uyanışı, toprağın yeniden canlanışı, dileklerin ateşten ve sudan geçirilerek göğe bırakıldığı Hıdırellez. Baharın gelişiyle birlikte insanın umuda, berekete ve yenilenmeye dokunduğu kadim bir gün.
Öte yanda aynı tarihin hafızasında derin bir iz: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği gün. Bu nedenle 6 Mayıs, yalnızca bir bayram değil; sevinç ile acının, umut ile hatıranın aynı takvim yaprağında buluştuğu çarpıcı bir tarihtir.
Hıdırellez, Türklerin en eski yaz bayramlarından biridir; kökleri çok eski çağlara uzanır. Mezopotamya’dan Anadolu’ya, İran’dan Yunanistan’a ve Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada izleri görülür. Bu yönüyle Hıdırellez, farklı kültürlerin buluştuğu ortak bir hafızada şekillenmiş zengin bir bahar şenliğidir.
Her yıl 6 Mayıs, yaz mevsiminin başlangıcı olarak kabul edilir ve Hıdırellez birçok coğrafyada baharın gelişi olarak kutlanır. İnanca göre bu gün, Hızır ile İlyas’ın yeryüzünde buluştuğu gündür. Hızır; yeniden doğuşun, umudun ve yaşamın sürekliliğinin simgesidir.
Bektaşi geleneğinde insan sevgisi ve Hak sevgisi temel esastır. Kalbin temizliği, hoşgörü ve insana verilen değer bu anlayışın özünü oluşturur. Hıdırellez de bu insancıl yaklaşımın kültürel bir yansıması olarak yüzyıllar boyunca yaşatılmıştır.
Trakya ve Anadolu’nun yerleşik halkları, Orta Asya’dan gelen Türkmenlerle karşılaştıkça kültürler birbirine karışmış; türküler, inançlar ve yaşam biçimleri ortak bir dokuya dönüşmüştür.
Bulgaristan kökenli Bektaşi geleneğine bağlı atalarım, 1880 yılında Tekirdağ’a bağlı Çukuryurt Mahallesi’ni kurmuşlardır. Yerleştikleri bu topraklarda Hıdırellez’i bir şenlikten çok yaşamın devamı olarak görerek kutlamışlardır. Bu yıl da Çukuryurt Muhtarlığı’nın girişimi ve Saray Belediyesi’nin desteğiyle Hıdırellez Şenliği Mayıs ayında coşkuyla gerçekleştirilecektir.
“İnsana sevgi, bilgiye sevgi, aydınlığa sevgi” anlayışıyla bugüne taşınan Hıdırellez kültürü, başta Trakya olmak üzere birçok yerde yaşamaya devam etmektedir.
Kakava ise Roman kültürüne ait ayrı bir gelenektir; kökeni Mısır ve Ön Asya’ya kadar uzanır. Efsaneye göre zulümden kaçan bir halkın kurtuluş umudu üzerine kuruludur ve özellikle su kenarlarında kutlanır. Bu yönüyle Kakava, kendine özgü ritüelleri olan ayrı bir kültürel hafızayı temsil eder.
Hıdırellez ise doğanın uyanışı, baharın gelişi ve yaşamın yenilenmesiyle ilgilidir. Ateşler yakılır, dilekler tutulur, suya umut bırakılır. Bereketin, paylaşmanın ve birlikte var olmanın bayramıdır. Hıdırellez, bir yanıyla baharın gülümseyişi, bir yanıyla tarihin ağır sessizliği. Ateşin üzerinden atlayanlarla, hatıraların içinden geçenlerin aynı günüdür. İnsan, doğa ve zaman; aynı anda hem sevinci hem hafızayı taşır.
Bu hafızanın içinde 6 Mayıs’ın bir başka yüzü daha vardır: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan… Genç yaşta idam edilen “üç fidan” olarak bellekte yer eden bu isimler, aynı tarihin sessiz tanıklarıdır. 6 Mayıs, yalnızca baharın gelişi değil; umutla hatıranın, sevinçle yasın yan yana durabildiği nadir günlerden biri olarak kalır.
Edirne, baharın yalnızca doğada değil, kalabalığın kalbinde de ateşlendiği şehirdir. Her yıl 5–6 Mayıs tarihlerinde Sarayiçi’nde yükselen Kakava ve Hıdırellez ateşleri, bu kadim geleneği yeniden hatırlatır. 5 Mayıs’ta yakılan Kakava ateşiyle birlikte dilekler göğe yükselir, Roman ezgileri geceyi sarar. Ertesi gün, 6 Mayıs sabahı, Tunca Nehri kıyısında suya bırakılan dileklerle ritüel devam eder; doğa uyanırken insan kendi iç sesine döner.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.