HABER

Aşırı sağın engellenemeyen yükselişi

Avrupa’da aşırı sağ aldı başını gidiyor. Birçok Avrupa ülkesinde aşırı sağcı partiler yükselişlerini genel, yerel ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde elde ettikleri başarılarla pekiştirmeye başladılar.

1990’lı yılların sonuna kadar 15 Avrupa Birliği ülkesinin 11’inde sosyal demokrat partiler iş başındayken, iki binli yıllarda ibre tersine dönmeye başladı.
Fransa’da Ulusal Cephe(Le Front Nationale), Belçika’da Vlaams Belang (Flaman Menfaati), Bulgarista’da Ataka (Hücum), İtalya’da Berlusconi’nin koalisyon yaptığı Lega Nord (Kuzey Birliği), İngiltere’de İngiliz Ulusal Partisi (BNP), Danimarka’da Danimarka Halk Partisi, Hollanda’da Özgürlük Partisi ve diğer bir çok Avrupa ülkesinde de aşırı sağ partiler aldılar başlarını gidiyorlar. Müslüman, Çingene, Yahudi karşıtları giderek güçlenirken, merkez sağdaki partiler ile sosyal demokratlar giderek kan kaybediyorlar. Yabancı düşmanı olmayan ve aşırı sağ görüşleri paylaşmayan Avrupalılar da belirli sosyal olaylar (ekonomik kriz, göç vs.) karşısında bu görüşe yaklaşmaya başladılar. 
Tabii ki Avrupa’yı aşırı sağın kucağına iten bir çok etken var. Aşırı sağ gücünü ekonomik krizlerden ve sosyal güvensizlik ortamından alıyor.
Avrupa Birliği gibi uluslararası oluşumlar yerine kendi ülkelerinin kimliklerini korumayı tercih eden aşırı sağ, yabancı düşmanlığı söylemlerine İslam düşmanlığını da eklemeye, İslam karşıtı ırkçılık geliştirmeye başladı. Kültürel, dini ön yargılar ekonomik gerekçelerin önüne geçti. Başlangıçta protesto partileri olarak ortaya çıkan ve hiçbir merkez partisi tarafından koalisyon hükümetlerinde istenmeyen bu partiler, bugün İtalya, Danimarka, Macaristan ve şimdi de Hollanda’da hükümetleri yönlendirme yoluna girdiler.
Gelecek seçimlerde Danimarka Halk Partisi daha da güçlenerek çıkarsa hiç şaşırmayın. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde elde ettikleri başarıdan sonra genel seçimlerde aynı başarıyı elde etmemeleri için hiçbir neden yok.
Avrupa solu da sağa kaymaya başladı. Bugün bir çok Avrupa ülkesinde sosyal demokrat partiler sağ ve neo liberal politikaları savunuyorlar. Eğer bugün Hollanda’da aşırı sağcı Özgürlük Partisi oylarını üçe katlamışsa, bu Hollandalı sosyal demokratların sosyal demokrasinin eşitlik ilkesini terk etmesini istemesinden kaynaklanıyor.
Danimarkalı Sosyal Demokratlar da pek farklı değil. Erken emekliliğin tasfiyesi, sağ partilerin iş yasasında yaptıkları değişiklikler karşısındaki tavrı, Danimarka Halk Partisi’nin baskısıyla hükümetin yabancılar yasasında yaptığı sertleştirmelere destek veren tutumu ve daha da sayabiliriz.
Sosyal demokratlar köklerine dönmek yerine aşırı sağa giden oyları alabilmek için onların politikalarını benimsemeye başladılar.
Bugün Avrupa’da aşırı sağ bu kadar güçlenebiliyorsa, bu zafiyetten sosyal demokratlar da sorumludur. Yazımın başında da vurguladığım gibi 90’lı yılların sonunda 15 AB ülkesinden 11’inde sosyal demokrat hükümetler işbaşındaydı. Ama sosyal demokratlar iktidar ve iyi yönetim fırsatını değerlendiremediler. Dayanışmacı, eşitlikçi ve halkçı politikalardan uzaklaşıp yeni liberal ideolojinin gerçek temsilcisi olmaya soyundular, küreselleşme hayranlığı ve neo liberal ideolojilere yakınlık sadece iç politikada değil, AB’de olumsuz sonuçlar doğurdu ve bugünkü varılan noktaya gelindi.  
İyi yazlar.

by
Exit mobile version