NAL SESLERİNDEN KALP ARAYIŞINA: ŞANGHAY’DA AŞK YARIŞI VE ÇİN’İN EVLİLİK KRİZİ
Ailelerin yönettiği “evlilik pazarı”, modern Çin’de aşk ile beklentiler arasındaki derin krizi ortaya koyuyor

Foto: AI / Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
1900’lerin başında, Asya’nın en görkemli atları Şanghay’ın merkezindeki hipodromda yarışırdı; start kapıları açıldığında yer gök nal sesleriyle titrer, şehir bir anlığına ritmini bu uğultuya teslim ederdi. Bu görkemli sahne, 1949’da Çin Komünist Partisi’nin iktidara gelişi ve at yarışlarını yasaklamasıyla bir anda tarihin tozlu sayfalarına karıştı. Hipodrom kısa süre içinde dönüştürüldü; bugün aynı alan, şehrin kalbinde nefes alan geniş bir yeşillik olarak varlığını sürdürüyor: Halk Parkı.
Ne var ki bu park, yıllar içinde bambaşka bir yarışın sahnesine dönüştü.
Artık burada koşan atlar yok; onların yerini, hayat arkadaşını arayan insanlar aldı. Şanghay’ın ünlü “evlilik pazarı”, her hafta sonu yüzlerce aileyi görünmez bağlarla birbirine yaklaştırıyor. Parkın dört bir yanında—ağaçların gölgelerinde, çiçek tarhlarının kenarında, bankların etrafında—rüzgarla hafifçe kıpırdayan lamine edilmiş A4 kağıtlar göze çarpıyor. Bunlar yalnızca ilan değil; satırlara sıkışmış hayatlar, sayılara indirgenmiş umutlar.
Bir ilanda şöyle yazıyor:
“Kadın, 29 yaşında, 1.65 boyunda, finans sektöründe çalışıyor. Geliri yüksek. Şanghay’da evi var. Erkek aday: en az 1.75, üniversite mezunu, tercihen mülk sahibi.”
Bir başka kağıtta:
“Erkek, 34, mühendis. Ailesiyle yaşıyor. Sigara içmez. Ebeveyn beklentisi: sakin, aileye saygılı bir gelin.”
Biraz ötede iki annenin sesi duyuluyor:
“Senin oğlanın maaşı ne kadar?”
“İyi ama evi yok henüz…”
“Bizim kız tek çocuk. Ev şart.”
Bir köşede yaşlı bir baba, oğlunun ilanını düzeltirken mırıldanıyor:
“Bu kadar seçici olursan kimse gelmez.”
Ama oğul orada değil. Zaten çoğu zaman orada olmuyor. Çünkü bu pazar, gençlerin değil; onların adına konuşan, onların yerine karar veren ailelerin alanı.
Bu kağıtlarda yaş, boy, eğitim durumu, gelir ve meslek açık bir muhasebe diliyle sıralanıyor. Kimi zaman birkaç kelimeyle karakter çiziliyor, kimi zaman ailelerin beklentileri ince bir dipnot gibi ekleniyor. Fakat en çarpıcı olan, bu sessiz müzakerelerin çoğunlukla gençlerin yokluğunda yürütülmesi. Anne babalar parkta ağır ağır dolaşıyor, ilanları inceliyor, birbirleriyle konuşuyor; çocuklarının hayatını, yokluklarında kurulan cümlelerle şekillendirmeye çalışıyor.
Bu manzara, modern Çin’in derin çelişkisini bütün açıklığıyla gözler önüne seriyor. Bir yanda bitmek bilmeyen çalışma saatleri, şehir hayatının görünmez baskısı ve bireysel tercihlerin giderek güçlenen sesi; diğer yanda kökleri derine uzanan gelenekler ve ailelerin susmayan beklentileri… Bu iki dünya arasındaki gerilim, giderek büyüyen bir toplumsal kırılmanın habercisi gibi titreşiyor.
Parkın başka bir köşesinde ise daha sessiz, daha görünmez bir öykü yaşanıyor:
Evlenmek istemeyen ya da hazır hissetmeyen gençlerin, bunu ailelerine anlatamamanın ağırlığıyla susmayı seçtiği bir hikaye.
Çin, sessiz bir aşk krizinin içinde. Bugün ülkede evlenenlerin sayısı, yalnızca on iki yıl öncesine kıyasla yarıya düşmüş durumda. Buna karşın evlilik, toplumun gözünde hala vazgeçilmez bir eşik, aşılması gereken bir sınır olarak varlığını koruyor. Ne var ki büyüyen beklentiler, ağırlaşan ekonomik koşullar ve derinleşen cinsiyet dengesizliği, aşkı her geçen gün biraz daha uzağa, biraz daha erişilmez bir ufka itiyor.
Böylece, bir zamanlar atların yarıştığı bu alan, bugün insanların hayatlarını birleştirmek için yarıştığı sembolik bir meydana dönüşmüş bulunuyor. Fakat bu yarışın kazananı her zaman aşk olmuyor.
Şanghay’ın kalbinde artık nal sesleri yankılanmıyor; onların yerini, beklentilerin ağırlığı, kaygıların gölgesi ve ertelenmiş duyguların neredeyse duyulmayan uğultusu almış durumda.
Oysa evlilik, dünyanın birçok yerinde yalnızca bir “hayat biçimi” değil; aynı zamanda iki insanın birbirine karşı sorumluluğunu tanıyan, geleceği güvence altına alan bir sözleşme, bir hukuki zemin.
Şangay’da ise giderek daha fazla, bir duygu değil bir denge hesabına, bir karşılaşma değil bir uygunluk testine dönüşüyor.
İnsanlar artık evlenmekten mi kaçıyor acaba, yoksa aşk, çoktan bu yarışın dışında mı kaldı!






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.