Avrupa, Trump yönetiminin hukuk ihlallerine karşı çıkarken, yıllardır kendi elleriyle aşındırdığı uluslararası düzenin enkazı üzerinde durduğunu görmezden geliyor.
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
“Ne ekersen onu biçersin” sözü, 2026’nın ilk günlerinde Avrupa başkentlerinde yankılanmalıydı. Ama yankılanmadı. Çünkü Avrupa’nın siyasi elitleri, bugün Trump yönetimine karşı sığındıklarını söyledikleri uluslararası hukuk düzenini yıllardır adım adım aşındıranların bizzat kendileri.
3 Ocak’ta ABD ordusu Venezuela’ya askeri bir operasyon düzenledi ve ülkenin devlet başkanı Nicolás Maduro’yu zorla ülke dışına çıkardı. Uluslararası hukukçuların büyük çoğunluğu bu eylemi açık bir egemenlik ihlali ve uluslararası hukukun çiğnenmesi olarak nitelendirdi. Ancak Avrupa’dan yükselen sesler şaşırtıcı derecede temkinli, muğlak ve kaçamak oldu.
Londra’dan Paris’e uzanan çizgide liderler, Maduro’nun otoriterliğini vurgulamakla yetindi. Keir Starmer’dan Emmanuel Macron’a kadar pek çok isim, Venezuela’da bir iktidar değişikliğinin “olumlu” olabileceğini söyleyerek meseleyi yöntemlerden kopardı. Hukuk askıya alındı, sonuçlar alkışlandı. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise durumu “hukuken karmaşık” ilan ederek siyasi konfor alanını terketmedi.
Oysa mesele karmaşık değildi. Bir devletin başka bir devlete askeri güç kullanarak müdahale etmesi ve seçilmiş bir devlet başkanını kaçırması, hangi gerekçeyle yapılırsa yapılsın, uluslararası hukukta yasaktır. Hukuk tam da “istenmeyen” aktörler söz konusu olduğunda savunulmak içindir; dostlar için değil, düşmanlar için vardır.

Avrupa bu sınavda sınıfta kaldı. Kıtada yalnızca İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, Brezilya, Şili, Kolombiya, Meksika ve Uruguay’la birlikte açık bir tutum alarak Trump yönetiminin uluslararası hukuku ihlal ettiğini net biçimde dile getirdi. Geri kalanlar ise sessizliği tercih etti. Bu sessizlik, fiili bir onaydan başka bir şey değildi.
Bugün Avrupa, Trump yönetimini demokrasiler için “varoluşsal bir tehdit” olarak tanımlıyor. Bu tespit doğru olabilir. Ancak şu soru sorulmadan bu teşhis bir anlam ifade etmiyor: Avrupa, bu tehdide karşı hangi ahlaki ve hukuki zeminde duruyor?
Uluslararası hukuk, çıkarlar doğrultusunda esnetilen bir araç haline getirildiğinde, sonunda güçlü olanın sopasına dönüşür. Avrupa’nın yıllardır yaptığı tam da buydu. Ukrayna’dan Orta Doğu’ya, şimdi de Latin Amerika’ya uzanan bu seçici hukuk anlayışı, Trump gibi figürler için kusursuz bir manevra alanı yarattı.
Bugün Trump’ı durdurmanın tek yolu, gerçekten işleyen bir uluslararası hukuk düzenidir. Ama o düzen, sadece başkaları ihlal ettiğinde savunulamaz. Avrupa, hukuku yeniden ciddiye almak istiyorsa önce kendi ikiyüzlülüğüyle yüzleşmek zorunda.
Aksi halde biçilen şey, ekilenden farklı olmayacak.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.