Basın özgürlüğü, demokratik toplumların hayati denetim mekanizmasıdır. Gücün şeffaflığı, gerçeğin görünür kalması ve vatandaşın sağlıklı karar verebilmesi ancak bağımsız bir basınla mümkündür.
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Basın özgürlüğü neden olmalı? Gazeteci yazar çıkar odaklarının hedefi olmadan nasıl yazmalı?
Basın özgürlüğü, demokratik bir toplumun nefes borusudur. Neden olmalı sorusunun yanıtı aslında kısadır: Gerçeğin dolaşımda kalabilmesi için.
- Basın özgürlüğü neden olmalı?
- Gücün denetlenebilmesi için.
Siyasi iktidarlar, ekonomik güç odakları, büyük şirketler… Bunların hepsi denetlenmediğinde hata yapar, suistimal eder, hatta kendi halkına zarar verebilir. Özgür basın, bu güçlerin üzerinde sürekli bir toplumsal baskı oluşturur. - Gerçeğin kamusal alanda görünür kalması için.
Bilgi kirliliğinin, propaganda mekanizmalarının ve manipülasyonun bu kadar kolay yayıldığı bir çağda, bağımsız gazetecilik gerçeğin son savunma hattıdır. - Vatandaşın karar verebilmesi için.
Halk doğru bilgiye ulaşamazsa, seçimde de, günlük yaşam tercihlerinde de özgür karar veremez. Bilgi yoksa özgür irade eksik kalır. - Adaletin görünür olması için.
Birçok ülkede gazeteciler, yargının göremediği ya da görmek istemediği gerçekleri ortaya çıkararak toplumsal adaletin gerçekleşmesini sağlar. - Toplumun kendini geliştirebilmesi için.
Eleştirinin olmadığı yerde çürüme başlar. Basın özgürlüğü toplumun sürekli kendini yenilemesini
- Gazeteci, çıkar odaklarının hedefi olmadan nasıl yazmalı?
Gazeteci her zaman birilerinin hedefi olma riskini taşır. Bu işin doğasında vardır. Ama yine de daha sağlam durmasını sağlayan bazı ilkeler vardır:
- Bağımsız finansman ve kurum kültürü
Gazeteci ne kadar yetenekli olursa olsun, bağlı olduğu kurum ekonomik olarak güç odaklarına bağımlıysa tam bağımsız yazamaz.
Bu nedenle:
– reklam veren baskısına dirençli modeller,
– kitle fonlaması, abonelik sistemi,
– bağımsız medya kooperatifleri
gazetecinin güvenli alanını genişletir.
- Şeffaflık
Gazeteci çalıştığı yöntemi, veri kaynaklarını ve mantığını açıkça ifade ettiğinde manipülasyon suçlamalarına karşı daha güçlü olur.
- Belgeye, kanıta, doğrulamaya dayalı yazmak
Bir gazeteciyi en çok koruyan şey üslup değil: kanıttır.
Belgeli bir haber, çıkar odaklarınca çürütülmesi en zor olandır.
- Dili kişiselleştirmeden, meseleyi odakta tutarak yazmak
Gazeteci saldırıları üzerine çekmek yerine odağı haberdeki gerçeklere yönlendirdiğinde tartışma kişiselleşmez; bu da hedef olma baskısını azaltır.
- Güvenilir bir mesleki ağ kurmak
Diğer gazetecilerin, editörlerin, hukukçuların ve sivil toplum örgütlerinin desteği olmadan bağımsız gazetecilik zor yürür. Güçlü bir dayanışma ağı gazeteciyi korur.
- Etikle tutarlılık
Zaman içinde tutarlı bir duruş sergileyen gazeteci, toplumda güven inşa eder. Bu güven, dış baskılara karşı görünmez bir kalkan gibidir.
Basın özgürlüğü, toplumun kendine ayna tutma hakkıdır.
Gazeteci ise o aynayı tutan kişidir; kimi zaman titreyen ellerle, kimi zaman baskı ve tehdit altında, ama gerşeğin insanları ışığa çağırdığı yere doğru…
Kitap neden yasaklanır, yargılanır?
Kitap, kontrol edilemeyen bir etkidir.
Bir kitap, ortaya çıktıktan sonra kimsenin elinden geri alınamaz; dolaşır, okunur, tartışılır. Çıkar odakları ise bilgi üzerinde hakimiyet ister. Denetlenemeyen fikir, onlar için tehdittir.
Kitap, görünmeyeni görünür kılar.
Siyasi, ekonomik ya da ideolojik güç odaklarının saklamak istediği gerçekleri açığa çıkaran her kitap, doğal olarak onların hedefi hâline gelir.
– Yolsuzluğu anlatır,
– Tarihi manipülasyonları ifşa eder,
– Bir grubun ayrıcalığını sorgular…
O zaman kitap “zararlı” ilan edilir.
Kitap, hafızayı geri getirir.
Unutturmak isteyenler için en tehlikeli şey hatırlatmaktır. Bir kitap unutulmuş olayları, bastırılmış acıları, üzeri örtülmüş ihlalleri dile getiriyorsa, çıkar çevreleri için bu bir tehdit olur.
Kitap bağımsızdır.
Bir köşe yazısı kısa ömürlüdür, bir haber ertesi gün unutulur. Ama bir kitap kalıcıdır.
Kalıcı bir eser, uzun vadede iktidarı ya da çıkar sahiplerini rahatsız edebilir. Bu yüzden kitap; yasaklanır, küçültülür, karalanır ya da yok sayılır.
- Çünkü kitap okuru güçlendirir.
Okuyan insan sorgular. Sorgulayan insan itaat etmez.
Çıkar odakları itaat eden topluluk ister—soru soran değil. Bir kitap, okuru düşünmeye itiyorsa bu bile hedef olmak için yeterlidir.
Kitap ideolojik konfor alanlarını bozar.
Bir kitap, yerleşik düzeni, kutsal sayılan ekonomik ilişkileri, milliyetçi veya dini söylemleri, ataerkil yapıyı, şirket çıkarlarını veya politik doktrinleri sarsıyorsa; o çıkar odakları kendilerini tehdit altında hisseder.
Kitaplar insanları bir araya getirir.
Bazı kitaplar bir hareketi büyütür, toplumsal farkındalık yaratır, kitleleri ortak bir duygu veya düşünce etrafında toplar. Güç odakları ise bağımsız örgütlenmelerden hoşlanmaz.
Kısacası:
Bir kitap, gerçeğe dokunduğu için hedef olur.
Bir kitap, birilerini rahatsız edecek kadar doğru söylediği için hedef olur.
Bir kitap, düşünmeyi tetiklediği için hedef olur.
30 yıldır gazetelerde, dergilerde yazdım, kitaplarım var. Peki bu yazıyı neden kaleme aldığımı yazının sonuna bıraktım! Önemli olan benim düşüncem değil, ilkelerdir. Türkiye’de nerdeyse her gün gazeteci ve yazarlar tutuklanıyor ve bunu herkes biliyor. Danimarka daha demokratik bir ülke diye bilinir. Tanınmış Danimarkalı şair ve roman yazarı Thomas Boberg’in Insula adlı romanına davası açıldı. Bir iş adamı olan Frank Strathe, romandaki Rolf karakterinin tasvirinde kendisini tanıdığını hissettiği için hem Boberg’e hem de kitabı yayınlayan Danimarka’nın en büyük yayınevi Gyldendal’a karşı iftira davası açtı.
19 Aralık’ta karar duruşması var. Danimarka mahkemesi ne karar verecek? Karar, yazar Thomas Boberg ve Gyldendal Yayınevi lehine çıkarsa, kitap kazandı” mı diyeceğiz? Ya da davayı açan işverenin ne kadar aptal olduğunu mu düşüneceğiz? Yoksa sanatın söz konusu olduğu bir mücadelede hangi güç dinamiklerinin ifade edildiği hakkında ortak bir konuşma mı yapmalıyız?





























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.