Otuz yıllık tanıklıkta, gazeteciliği bir kimlik ve vicdan meselesine dönüştüren Cengiz Kahraman’ın en belirgin özelliği kolay yolu hiç seçmemesidir. Çünkü onun için gazetecilik, konjonktüre göre şekil alan bir alan değil; her gün yeniden sınanan bir duruş meselesidir.

Cengiz Kahraman’ın Kopenhag’daki evinde bir sabaha kahvaltası
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Kimi insanları uzaktan tanırsınız; yaptıklarıyla bilirsiniz. Kimilerini ise yakından… Yıllarca aynı masaya oturmuş, aynı cümlelerin yükünü paylaşmış, aynı suskunlukların içinden geçmişsinizdir. Cengiz Kahraman benim için ikinci grupta. Otuz yıllık bir dostluk bu; yalnızca arkadaşlık değil, aynı zamanda tanıklık.
Zamanla şunu farkedersiniz: Gazetecilik Cengiz için bir meslek olmaktan çıkar, bir kimliğe dönüşür. Elindeki basın kartından önce, dünyaya bakma biçimidir onu gazeteci yapan. Sorunun peşini bırakmayan inadı, görmezden gelinene bakma ısrarı ve bedeli ne olursa olsun gerçeği yazma kararlılığı…
1987’de Danimarka’ya gelen genç bir göçmenin, yıllar içinde Avrupa’nın merkezinde Türkiye’yi, Türkiye’de Avrupa’yı anlatan bir gazeteciye dönüşmesi tesadüf değildi. Milliyet, Radikal, Habertürk muhabirliği yaptığı yıllarda da; DR International ve BBC World Türkçe Servisi için çalışırken de, Cengiz Kahraman hep aynı yerde durdu: Gücün karşısında değil, gerçeğin yanında.
Onu yakından tanıyanlar bilir; Cengiz Kahraman için gazetecilik masa başında bitmez. Sokakta, kahvede, kültür merkezinde, festival salonunda, bazen bir göçmen evinin dar mutfağında sürer. Haber onun için yalnızca “olan” değildir; neden olduğunu, kime dokunduğunu ve kimleri susturduğunu da anlatma meselesidir.
Yıllarca öğretmenlik yaptı. Multimedya, tasarım ve gazetecilik dersleri verdi; bilgisini, deneyimini genç kuşaklarla paylaştı. Ama o sınıftan çıktıktan sonra da anlatmayı sürdürdü. Bazen bir haberle, bazen bir belgeselle, bazen de eline aldığı bağlamasıyla… Dost meclislerinde söylediği türküler, onun dünyaya bakışının bir başka diliydi; memleketle, hafızayla, vicdanla kurulan sessiz bir bağ.
Politiken bünyesinde yayımlanan Haber gazetesi, yalnızca iki dilde çıkan bir yayın değildi; iki toplum arasında kurulan cesur bir iletişim hattıydı. Bugün haber.dk ve Danturk.com ile bu hattı dijital dünyada sürdürmesi de aynı mücadelenin devamıdır. Bağımsız kalmanın bedelini bilerek, ama bağımsızlıktan vazgeçmeden…
Cengiz Kahraman’ın gazeteciliği yalnızca haber sayfalarında değil, şiirin ve sözün dolaştığı alanlarda da kendini gösterdi. Danca–Türkçe şiir etkinliklerinde, edebiyat buluşmalarında, kültürel karşılaşmalarda gazetesiyle, kalemiyle ve emeğiyle hep oradaydı. Görünür olmak için değil; görünmeyeni görünür kılmak için destek verdi. Çünkü onun için kültür de gazeteciliğin bir parçasıydı.
Cengiz Kahraman’ı mücadeleci kılan şey, tam da bu bütünlüktür. Yorulur ama vazgeçmez. Kırılır ama susmaz. Yanlışla karşılaştığında geri çekilmez, yazıya döner. Çünkü onun gazeteciliği bir kariyer planı değil, bir vicdan meselesidir.
Otuz yıldır tanıdığım Cengiz Kahraman’ın en belirgin özelliği, kolay yolu hiç seçmemesidir. Yorulduğunu görürsünüz ama geri adım attığını pek değil. Çünkü onun için gazetecilik, konjonktüre göre şekil alan bir alan değil; her gün yeniden sınanan bir duruş meselesidir.
Yıllardır yönettiği gazetesinde Türkiye ve Danimarka gündemini yan yana getirirken asıl zorluk tam da burada başlar. İki farklı siyasal iklim, iki ayrı kamuoyu, iki ayrı hassasiyet… Cengiz Kahraman bu alanı sloganlarla değil, haber disipliniyle aşar. Ne Türkiye’deki kutuplaşmanın dilini Danimarka’ya taşır ne de Avrupa’nın mesafeli konforunu Türkiye’ye tercüme eder. Editörlüğü, denge kurmak değil; gerçeği bozmadan aktarma becerisidir.
Bu yüzden onun gazeteciliği yüksek sesle değil, sağlam bilgiyle konuşur. Manşet atarken bağırmaz; ama susulması istenen yerde de susmaz. Gazetesinde iki ülkenin gündemi yan yana durur, çünkü konu karşılaştırmak değil, aynı haberi iki farklı dünyaya taşıyabilmektir.
Bugün hala ısrarla yazıyorsa, hala soruyorsa; bu bir alışkanlık değil, uzun soluklu bir mücadeledir. Cengiz Kahraman, gazeteciliği bir vitrin olarak değil, zor bir zanaat olarak yapanlardandır. Tam da bu yüzden, onun attığı her manşet bir iddia değil; arkasında durulan, bedeli göze alınmış bir gazetecilik eylemidir.





























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.