ŞiirTrek Grubu’nun Bostancı Sahili’nde düzenlediği anma gecesinde Ahmet Telli’nin dizeleri yeniden yankılandı. Şiir, müzik ve ortak anılarla örülen buluşma, usta şairin yalnızca eserlerini değil, insanlığını ve onurlu duruşunu da yaşattı.

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Kimi insanlar öldüklerinde yalnızca yakınlarını değil, bir ülkenin vicdanını da yasa boğarlar. Şair Ahmet Telli de onlardan biriydi. 10 Temmuz 2026 günü aramızdan ayrıldığında, yalnızca bir şairi değil; sözüne güvenilen, kalemi kadar duruşuyla da saygı gören bir aydını yitirdik.
Binlerce insan onu son yolculuğuna uğurladı. Televizyonlar ve gazeteler günlerce bu büyük kaybı konuştu. Sosyal medya, Ahmet Telli’nin dizeleriyle dolup taştı. Çünkü insanlar yalnızca bir şairi anmıyordu; kendi hayatlarına dokunmuş bir sesi, zor zamanlarda umut olmuş bir vicdanı selamlıyorlardı.

Biz de ŞiirTrek Grubu olarak bu büyük şairin anısını yaşatmak için İstanbul Bostancı Sahili’ndeki Amfi Tiyatro’da buluştu. Yaz akşamının serinliği denizin üzerinden usulca gelirken, şiirin birleştirici gücü hepimizi aynı duyguda buluşturdu.
Grup rehberi ve sunucusu olarak geceyi Ahmet Telli’nin “Belki Yine Gelirim” şiiriyle açtı. O dizeler, sanki şairin bize son kez seslenişi gibiydi. Ardından benim kaleme aldığım veda mesajını Musa Ocak okudu. Dinleyenlerin yüzlerinde yalnızca hüzün değil, büyük bir saygı da vardı.
Oyuncu Mehmet Esatoğlu, Ahmet Telli’nin yaşamını ve şiire bakışını içtenlikle anlattı. Hale Üstün, “Su Çürüdü” şiirini seslendirdiğinde, dizeler Bostancı sahilinde yankılanırken dinleyiciler derin bir sessizliğe büründü.
Ahmet Güdücüoğlu, Telli’nin Türk şiirindeki yerini ve şiir anlayışını değerlendirdi. Yazarlar Sendikası yöneticilerinden Tahir Şilkan, Ahmet Telli’nin yalnızca edebiyatımız için değil, ülkemizin düşünce ve demokrasi tarihi açısından da önemli bir isim olduğunu vurguladı. Çiğdem Özdemir, şairin yaşam öyküsünü anlattı ve şiirlerinden örnekler okudu.
Müzisyen Erdal Karaman’ın bağlaması geceye ayrı bir anlam kattı. Şiirlerin arasına işlediği ezgiler, sözcüklerin bıraktığı duyguyu derinleştirdi; şiirle müziğin birbirini nasıl tamamladığını bir kez daha gösterdi.
Akşam boyunca katılımcılarımıza küçük birer “şiir şekeri” dağıtıldı. Belki de en tatlı armağan, Ahmet Telli’nin dizeleriydi. Neredeyse onu okumamış, sesini duymamış kimse kalmadı. Recep Bayır da şairimizin şiirlerinden birini okuyarak geceye katkıda bulundu.
Anmanın finalinde Musa Ocak, Ahmet Telli’nin belleklere kazınan şiiri **”Gidersen Yıkılır Bu Kent”**i okudu. O an, şiir yalnızca dizelerden ibaret değildi; çok sayıda insanın ortak hafızası, ortak hüznü ve ortak umuduydu.
Bu büyük ilginin nedeni yalnızca Ahmet Telli’nin güçlü şiiri değildi. Türkiye’nin değerler aşınması yaşadığı, kirlenmenin hayatın pek çok alanına yayıldığı bir dönemde Ahmet Telli, onurundan ödün vermeyen duruşuyla da örnek olmuştu. İnsanlar onun ardından yalnızca iyi bir şairi değil, iyi bir insanı uğurladı.
Şiir, bazen bir kitabın sayfalarında yaşar; bazen de insanların omuz omuza verdiği meydanlarda… O akşam Bostancı’da gördük ki Ahmet Telli’nin şiiri şimdi de yaşıyor. Çünkü gerçek şairler öldüklerinde susmazlar. Onların sesi, dizelerini okuyan her yeni kuşağın nefesinde yeniden hayat bulur.
ŞiirTrek Grubu’nun gerçekleştirdiği bu buluşma da yalnızca bir anma değildi; şiire, edebiyata ve insan onuruna sahip çıkmanın sessiz ama güçlü bir ifadesiydi. Ahmet Telli artık aramızda değil. Ama biliyoruz ki, sözü yaşamaya devam ettikçe, o da yaşamaya devam edecek.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.