HABER

Bu bizim hikayemiz

Alır başını gidersin..

Hava kurşun gibi ağırdır,”Bu ülkede artık yaşanmaz!” dersin..

Bir daha da geriye dönmemektir niyetin. Enver Gökçe’nin dizeleri yol arkadaşın olur: ”Dövülmüşüm/ Sövülmüşüm/ Kovulmuşum/ Siktir edilmişim yani/ Kendi öz yurdumdan/ Bir meri keklik gibi çeker giderim.”

Giderken yapayalnızdın, ülkendeyken evlenmeyi, baba olmayı hiç düşünmedin,”Bırak üçü, beşi, sorumluluğunu taşıyamayacağın çocuğu yapma!” dedin. Bir derviş çelebiliği ile kişisel yaşamını hep erteledin. Hep dimdik, onurlu bir adam oldun. Bir de insanın yüzüne hep hüzünle bakan, zayıf yüzlü, beyaz tenli, saçları ruzgarda savrulan bir sevgilin vardı, anımsıyor musun?. Gurbette onu anımsadıkça bir alev yumağı sarardı yüreğini, Yılmaz Odabaşı’nın dizelerinde bulurdun kendini: ”(…)Tükenişi bir aşkın/ Bir nehrin tükenişine benzer/ Ne deniz olabildin/ Ne nehir kalabildin.(…).”

Giderayak ne de keskin söylemlerin vardı:”Kendimi artık bu ülkeye ait hissetmiyorum! Gittiğim yerde yabancı bit kızla evleneceğim, bu ülkeye bir daha hiç dönmeyeceğim.. ” Oysa, oraya daha adımını attığın ilk günden esmeye başladı pişmanlık ruzgarları:” Nereye geldim, ben ne yaptım!” dedin, kendi kendine. Şehirler, yollar, insanlar, her şey sana yabancıydı. Köklerinde taşıdığın topraktan başka yerde yeşeremeyeceğini çok çabuk anladın.. Bir türlü gelmeyen yaz, erimek bilmeyen karlar, ısıtmayan güneş, tren garlarında ceset torbaları gibi uzanmış alkolikler.. Senin özlemini çektiğin dünya bu değildi.. ”Dağlarına bahar gelmiş memleketini” çok çabuk özledin. Özlemler, şiirle başlar önce, Kavafis’in dizeleri geldi, oturdu yüreğinin başına:: ”Yeni bir ülke bulamazsın/ Başka bir deniz bulamazsın (…)”

”Mavi gözlü, sarışın kızlar” düş kırıklığın oldu. Ne aşklarından bir şey anladın, ne sevişmelerinden.. Memleketinde, okul yıllarının ürkek ceylanları geldi gözlerinin önüne. Karıştırdın eski defterler. Bİlgisayar insan yaşamına henüz yeterince girmemişti, ama sanal aşklar o zaman da vardı. Kürt Yazar Mahmut Baksi,”Video Gelin” adlı kitabında, İsveç’te doğup büyüyen Kürt gençlerinin evlenecekleri kızları, Türkiye’deki köy düğünlerinde çekilmiş videolara bakarak seçtiklerini anlatır. Senin seçimin de onlardan pek farklı olmadı hani. Bekar geldin. Önce oturma izni aldın. Sona eşe, dosta haber saldın. Mektuplardan, vesikalık fotoğraflardan tanıdın evleneceğin kadını. Konsolosluklarda, kağıt üzerinde süren işlemler, yazışmalar.. Sonra uçak bileti yolladın, koltuğunun altında bohçasıyla tek başına çıkıp geldi Meral. Birlikte getirdiği 2 şişe rakıyla bize eğlence düzenlemiştin, anımsıyor musun Koca Reis? Sonra da, ne Türkçeyi, ne de İsveççeyi düzgün konuşabilen çocuklarınız oldu; ne oralı, ne buralı, iki aralı, bir dereli.. Geriye dönerken, ”Göğ ekini biçer gibi”, doğdukları ülkeye armağan ettin onları. Anneleri de seninle gelmedi; terk etmedi kuzularını. Tek başına, ”üryan gelip yine üryan döndün” doğduğun topraklara..

”Burada, bu sahil kasabasında da yapayalnızım; bademler çiçek açtı, denizin en güzel zamanı; haydi, çık, gel!” diyordun telefon konuşmalarında..Valizimi hazırladım, çıkıp geleceğim ama, sen, denize dimdik bakan bir yamacın başında, bir zeytin ağacının gölgesinde, toprağın altında yatıyorsun şimdi!

Hey be! kavgalarda en önde koşan Koca Reis!

Bu yaz, denize birlikte açılacaktık. Teknede balık kızartacaktık. Sen kadehini yine ay ışığına doğru kaldırıp Can Yücel’in, ”Bir Sen Eksiktin Ay Işığı” şiirini okuyacaktın..

Ne oldu sana, bu kadar erken gitmek için miydi acelen!..

by
Exit mobile version