HABER

Bu ülkede yok yok…

Birgün, Kopenhag’ın meşhur yaya caddesi Ströget’te bir arkadaşımla yürürken, genç bir adam yolumu keserek benden bir sigara istedi. Yarı şaşkınlık içinde cebimden çıkardığım paketten kendisine bir sigara uzattım. Adam ardından sigarasını yakmak için bir de ateş istedi. Çakmağımla sigarasını da yaktım. Adamdan bir teşekkür etmesini beklerken, bu kez adam benden bir de para istedi. “Bana 10 kron verir misin?” diye sordu. Şaşkınlığım daha da arttı. Ona para verip vermemeyi düşünürken, arkadaşım adamdan bir an evvel kurtulmamız için cebinden çıkardığı bozuk paraları adama verdi. Adamdan ayrılıp, yürümeye başladık.  Bir kaç metre yürüdükten sonra geri dönüp benden sigara, çakmak ve para isteyen genç adama baktım. Adam bu kez başka birinin yolunu kesmiş ondan da bir şeyler istiyordu.

Bir saate yakın yürüyüşümüzün sonunda yine aynı yerde yine aynı adam tekrar önümüzü kesti. Kesin adam bizi hatırlayamadı diye düşündüm. Adam bu kez kendisine yine 10 kron verip veremeyeceğimizi sordu. Kendisine daha önce sigara ve para verdiğimizi söyleyince, yüzünde biraz mahcubiyet ve şaşkınlık ifadesi takınarak, “Aaaa, öyle mi? Özür dilerim” deyip uzaklaşmaya çalıştı. Adamın dilenciye benzer bir yanı yoktu. Kıyafeti düzgün, bakımlı bir gençti.

Bu sefer ben onu durdurup, neden her önüne gelenden bir şeyler istediğini sordum. Önce yanıt vermek istemedi. Ama ben ısrarlı davrandım. “Bak, bizden sonra da başka birilerini durdurduğunu onlardan bir şeyler istediğini gördüm. Dilenci misin, yaşamını böyle gelip geçenden harçlık isteyerek mi sürdürüyorsun? diye ısrarlı sorularım karşısında, beni kolumdan kenara çekip, “Belki size tuhaf gelebilir ama bunu neden yaptığımı anlatayım o zaman” diyerek anlatmaya başladı. Önce arkadaşımın kendisine verdiği 10 kronu ona geri vermek istedi ve bana dönerek, “sigarını geri veremem, çünkü onu içtim. Ben dilenci değilim. Ama gerçekten çok zor bir meslekmiş, onu öğrendim” dedi.

Adama, dediklerinden pek fazla bir şey anlamadığımı, dilenci değilse neden herkesten para veya sigara istediğini sordum.

“Ben işsiz kaldım, işsizlik parası ile yaşıyorum ve aldığım işsizlik parası geçinmeme az da olsa iş bulasıya kadar yeter. İşsizler için değişik kurslara katılmaya karar verdim. İş başvurusu yapabilme kursundan tutun da aklınıza gelebilecek her türlü mesleki geliştirme kursları var. Bu kurslardan birine katıldım. Altı haftalık bir kurs bu. Benim iş bulmamı kolaylaştıracak bir mesleki kursta bir gün öğretmenimiz, ogün okula bir psikologun gelip bir kaç saatlik kurs vereceğini söyleyince merakla beklemeye başladım, işsizlik kursunda bir psikolog ne anlatabilir diye. Neyse, fazla uzatmayayım. Çok heyecanlı bir dinletiydi psikologun verdiği bir kaç saatlik kurs. Bize ‘sınırlarınızı hiç test ettiniz mi?’ diye sordu. Biz işsizlerden oluşan kurs öğrencileri birbirimizin yüzüne baktıktan sonra, ‘nasıl yani?’ dercesine psikologun gözünün içine bakmaya başladık. Psikolog, sorusuna açıklık getirdi. Kendi sınırlarımızı, karşısızındakinin sınırlarını aşmaktan, zorlamaktan sözetti. İnsanların sınırlarının farklı farklı olduğunu detaylı bir biçimde anlattıktan sonra, kendi sınırlarımızı ve karşımızdaki insanların sınırlarını zorlamamızın çeşitli örneklerle bizlere neler kazandırabileceğini anlattı ve ‘Bir gün gidip mesela dilencilik yapmayı deneyin’ dedi. Ben de bugün burada bir kaç saattir bunu yapmaya çalışıyorum ve her ne kadar zor da olsa başarılı olduğumu düşünüyorum. Sizi ikinci kez durdurduğumda tabii ki sizleri tanıdım ve tanımamazlıktan geldim. Çünkü sizin de sınırlarınızı ölçmek istedim” dedi.

Danimarka’da işsizlere artık her şey öğretiliyor, yeterki işsizler istesinler!!!

İşte yukarıda sözünü ettiğim bu işsiz Danimarkalının bir kurs günü. Dilencilik yaparak, kendi ve hiç tanımadığı insanların sınırlarını zorluyor. Ama yabana atılacak bir test değil aslında bu.

Ekonominin dibe vurduğu, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü, işsizlere verilen işsizlik ve sosyal yardım paralarında sınırlamalar getirildiği bu ülkede, önce ‘Allah düşürmesin’ diyelim, ama belli mi olur, bir gün belki mecbur kalıp dilencilik yapmak zorunda kalırsa insan, onun da kursu var.

cengiz.kahraman@haber.dk

by
Exit mobile version