HABER

Danimarka’nın ilk yabancı kökenli politikacısı ve ilk kadın tercümanlarından

Danimarka’nın ilk Türk kökenli kadın tercümanlarından ve ilk yabancı kökenli kadın yerel politikacı olarak bilinen Nezaket Şahin ile demir döküm fabrikasında işçilikten eğitimciliğe, tercümanlığa ve politikaya kadar uzanan Odense’deki 48 yıllık yaşamını konuştuk.

Danimarka’ya geldiğinde kaç yaşındaydın ve hemen dil kursuna başladın mı?

’17 yaşındaydım buraya geldiğimde, babam hepimizi aile birleşimi ile getirdi Danimarka’ya. Eylül 1973’te Odense’ye geldik.

Maalesef hemen dil kursuna başlayamadım. Türkiye’de çok başarılı bir öğrenciydim. Amerikan Kız kolejini Türkiye ikincisi olarak kazanmıştım, İstanbul’daki Robert kolejinden bahsediyorum, ki Türkiye’nin en başarılı öğrencilerini alıyorlardı ve halen de öyle.

Buraya gelmemiş olsaydım belki de çok daha iyi bir konumda olacaktım, ama annem amcamın etkisinde kalarak beni İstanbul gibi tanımadığım bir şehirdeki okula göndermek istemedi. Ben de direttim, hatta 10 -15 km. yürüyerek Çorum’a doğru gittim ve sonunda traktör kiralayıp beni Çorum’a bırakmasını sağladım. Bu kez de ilköğretim müdürünün etkisinde kalan ailem beni İstanbul’a göndermedi. Ben de tekrar köye dönmem dedim. Sonunda Sivas’ta dayımın yanında ortaokula başladım. Amcamı halen affedemiyorum, çünkü annemi okul konusunda etkileyen oydu.

Danimarka’ya gelmeden önce, bu ülkede kalacağımızı düşünmüyorduk, o yüzden akşam okullarında İngilizce öğrenmeye başladım. O zamanlar Danimarka’da ne bir Danca dil kursu, ne de bildiğimiz bir yabancılar politikası vardı. 1975’te fabrikadan ayrılıp ilk Danca kurslarına başladım, bu 1980’e dek devam etti.’

İlk çalıştığın fabrikaydı bu galiba, ne iş yapıyordun orada?

’74 ilkbaharında demir döküm fabrikasında çalışmaya başladım, kadın-erkek karışık çalıştığımız bir yerdi. İlk Danimarkalı arkadaşlarımı orada edindim. Önceleri hep İngilizce konuşuyordum onlarla, bizi evlerine davet ediyorlardı. Yaklaşık bir yıl çalıştım fabrikada.

Ama kafamda hep eğitimle ilgili bir iş vardı, onu arzu ediyordum. 75- 76 yıllarıydı galiba, babam bir arkadaşı ile Odense’nin ilk Türk dükkanını açtı; bakır, halı ve kilim satıyordu. 19 yaşlarında idim. Hem babamın dükkanında çalışıyor hem de dil kurslarına gidiyordum.’

Epey farklı alanlarda eğitim aldığını duydum. Tercümanlığa nasıl başladın?

’80’lerde göçmenlere yönelik öğretmenlik eğitimi aldım, bir yıldan kısa süren bir eğitimdi bu, sonra Yüksek Ticaret okulunda (handelshoejskole) tercümanlık eğitimi aldım.

Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlıklı yaşam tarzı dersleri aldım örneğin; bunu alan ilk kuşak bizdik sanırım. Egzersiz, beslenme ve diyabet eğitmenliği, sigara bıraktırma ve mindfulness eğitmenliği gibi bir çok diplomam var.

1976’nın Haziran ayında da tercümanlığa başladım. 1974’te bizim bölgede ehliyet alan ilk Türk kadını bendim. Jette Onat adlı bir tercüman teori sınavında bana tercümanlık yaptı, benim hayatımda kullandığım ilk ve son tercüman Jette Onat’tır.

1976’da büyük bir kesim Danca bilmediğinden ben tercümanlığa başladım. Jette Onat’ın şefi (Yabancılar Bürosu’ndan) beni anneme tercüman olarak da kullandı.

İlk yıllarda karşılaştığın zorluklar neydi?

’Türkiye’de köyden geliyordum, ama arkadaşlarımı ve eğitimli bir çevreyi bırakıp geldim buraya. İlk geldiğim yıllar kendimi çok yalnız hissediyordum, paylaşacağım aynı yaşta ve ortak yanım olan kimse yoktu.

Tırnaklarıma oje sürmem bile çevremdekilere tuhaf geliyordu, gerisini siz düşünün. Gazete haftada bir kez geliyordu, kütüphanelerden kitap alıp okuyordum, şimdiki gibi internet ve sosyal medya yoktu. Danimarkalılar bizim gibi sıcak ve konuşmaya açık bir toplum olmadığından, Danimarkalı arkadaş bulmak ta çok zordu. Sosyal ilişkiler bakımından hiç kolay olmadı ilk yıllarım.’

Kültür farkını en çok esprilerde hissettim demiştin…

’Bazı Danimarka esprileri bizim kültürümüze ve terbiyemize ters düşüyor. Hatta esprilerin çoğu direkt cinsel içerikli ve açık olabiliyor. Bu gibi konulara alışkın olmadığımdan dönem dönem zorluk çekip, yüzümün kızardığı oluyordu.

Örneğin sofrada otururken bay bayan farketmeden kalkıp, gidip çişimi yapacağım demeleri bana abes geliyordu.

Bir örnek de tercümanlık hayatımdan vereyim: Daha tercümanlığımın ilk yıllarıydı, şefim bana ’du skal være vagthund’ deyince çok bozulmuştum, anlamını bilmediğim için aşağılayıcı olarak düşünmüştüm, aslında yardım etmemi istemişti.

Bu ülkeye gelmeden önce ne tür beklentilerin vardı?

’Danimarka’nın demokratik ve özgür bir toplum olduğunu duymuştum ve babam kadın haklarının çok ileri düzeyde olduğunu söylemişti bana. Ben de bir erkek gibi bir çok şeyi becerebilirim diye düşünüyordum Türkiye’deyken.

Her genç kız gibi iyi bir eğitim almak istiyordum. Burada İngilizce öğrenip, iyi bir eğitim alıp Türkiye’ye dönerim diyordum.

Nezaket Şahin, Danimarka’da dönemin Sosyal Demokrat Başbakanı Anker Jörgensen ile birlikte.

Danimarka’da beklentilerine uygun bir hayat bulabildin mi?

Hem evet, hem hayır. Evet, çocukluğumdan beri İndira Gandhi benim gençlik idolüm idi. 1985’te Danimarka tarihindeki ilk yabancı kökenli bayan olarak meclis üyeliğine seçildim ve iki dönem belediye encümeni azalığı yaptım.

İki dönem de Sosyal Demokrat Parti’nin ülke çapında yabancılar komitesinde görev aldım. Ritt Bjerregaard ve Svend Auken ile çalıştım. Yine iki dönem mahkedemede jüri üyeliği yaptım.

Nezaket Şahin, dönemin İzmir Belediye Başkanı Yüksel Çakmur ve 1973-1993 yılları arasında Odense Belediye başkanlığı yapan Verner Dalskov ile birlikte.

1980 sonları ile 1990 başları İzmir ve Odense’yi kardeş şehir yaptım. İzmir Belediye başkanı Yüksel Çakmur ve Burhan Özfatura heyetleriyle Odense’ye geldiler.

Gönüllü olarak yerel bir radyoda çalıştım, kadınlara sağlık üzerine kurslar düzenledim. Danimarka’ya gelen Türk kadınlarının hem ülkeye, hem de eşlerine uyum gösterebilmeleri konusunda yayınlar yaptık. Göçmenlere yönelik radyo ve televizyon yoktu o zamanlar. Elçilikten haberler alıp burada yaşayanlara duyuruyorduk, sağlık ve sosyal konularda Türk göçmenleri ilgilendiren hususları hazırlayıp, radyo programında duyuruyordum. Kız çocuklarımıza halay, elişleri, spor vb. hobi faaliyetleri düzenledik.

Kadınlara yüzme kursları açtırdım. 70 sonları ile 80’li yıllarda doğum sonrası rahim sarkmaları konusunda kadınlara kurslar ve egzersizler verdik. Kadınlarımızın kendi hak ve özgürlüklerini ve kendilerini savunup ifade etmeyi bilmediklerini öğrendim. Kadınlarımız çok fedakar ama aynı zamanda çaresizdiler.

Çok büyük hayallerim vardı; ezilen kesime, çocuk ve kadınlara yardım etmek gibi hayaller… Parlamentoya girmek, uyum ve sağlık konusunda daha da çalışmak isterdim. Ama sağlık sorunlarım maalesef bunlara engel oldu.

Danimarka’nın sevdiğin yanları neler?

’Danimarka, demokratik, özgür, sosyal ve hukuk devleti. İnsanlar hür, korkmadan düşüncelerini yazıp söyleyebiliyorlar. Küçük ve sakin bir ülke, insanı ön planda tutuyorlar burada. İnsanlar birbirine saygılı ve çoğunlukla iyi bir insan olmak için şans veriliyor kişiye. Dil öğrenmeseydim yukarıda saydıklarımın hiçbirini yapamazdım, ömrümün uzun bir kısmını burada geçirdim ve bir çok alanda kendimi geliştirdim.’

Türkiye’den özlediğin şeyler var mı?

’Doğup büyüdüğüm yer, akraba ve arkadaşlarım, denizi, doğası… Yaz akşamları gökteki yıldızları izlemek, taze meyvaları yemek ve akşamları yapılan çarşı gezilerini özlüyorum çok, çünkü burada öyle bir şey yok. O atmosferi özlüyorum.’

Danimarkalı yakın arkadaşın var mı?

’Çok sayıda ve çok samimi arkadaşlarım var, hem  Danimarkalı hem de diğer ülkelerden. Onların düğün, vaftiz ve cenaze törenlerine giderim. Birlikte yer içer, seyahat ederiz. 1974’ten beri sürdürdüğüm arkadaşlıklarım var.

Gelecek için bir hayalin var mı?

’Torunlarıma iyi bir büyükanne olmak ve sağlıklı yaşamak en büyük hayalim.
Yapabildiğim kadarıyla şimdiye kadar gezip göremediğim yeni ülkeleri görüp, kültürlerini yakından tanımayı da istiyorum.

Hayatının sonuna dek Danimarka’da mı yaşamak istiyorsun?

’Evet tabii, tüm ailem burada. Ama ben her yıl Türkiye’ye gidip iki üç ay kalmadan yapamam.
Bir kızım, bir oğlum ve iki tane de torunum var. Oğlum İletişim Bilimleri Fakültesinde master yaptı ve özel bir şirkette lider olarak çalışıyor. Kızım İngilizce ve Danca öğretmenlik eğitimi aldıktan sonra koçluk eğitimi alıp bir de pozitif psikoloji üzerine master yaptı, şimdi sosyal müşavir olarak  çalışıyor.‘

65 yaşındaki Nezaket Şahin eşiyle birlikte 1980’den beri Hans Christian Andersen’in şehri Odense’de bahçeli bir evde oturuyor ve halen tercüman olarak çalışmaya devam ediyor.

by
Exit mobile version