Danimarka’yı sadece kendi ırkından gören anlayış parlamentoya girdi – tehlikeli süreç başladı.
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Danimarka uzun yıllar hukukun üstünlüğü, eşit yurttaşlık ve demokratik olgunlukla anıldı. Ama artık bu imaj tartışmasız değil. Parlamentoda yükselen bazı görüşler yalnızca siyasi polemik değil; demokrasinin temel ilkelerine gölge düşürüyor. Yurttaşlığı kan bağına indirgeyen anlayış, dışlayıcı ve tarihsel olarak tehlikeli. Göç, güvenlik ve kimlik tartışmaları her yerde siyasetin merkezinde; ama insan onurunu zedeleyen, toplumu “biz” ve “onlar” diye bölen yaklaşımlar demokratik sınırları aşıyor.
Danimarka da küresel sağ dalgadan etkileniyor; sorun bu etkinin demokratik ilkelere taviz verilerek içselleştirilmesi. Parlamentonun kapsayıcı ve temsil edici bir alan olması gerekirken, ayrımcı söylemlerin meşrulaştığı bir yere dönüşmesi sadece bazı kesimleri değil, tüm toplumu zayıflatıyor.
Bir ülkenin yurttaşlık tanımını genetik temellere indirgemek, modern demokrasilerin en başta reddettiği anlayışlardan biridir. Çünkü demokrasi, kan bağına değil; hukuk, eşitlik ve ortak yaşam iradesine dayanır. Bu nedenle, kimliğin biyolojik bir kader olarak sunulması, yalnızca dışlayıcı değil, aynı zamanda tarihsel olarak da tehlikeli bir düşünce biçimidir.
Bugün dünyada yükselen sağ eğilimlerin etkisi inkâr edilemez. Göç, güvenlik ve kimlik tartışmaları birçok ülkede siyasetin merkezine yerleşmiş durumda. Ancak bu tartışmaların meşruiyeti, kullanılan dil ve dayandığı değerlerle doğrudan ilişkilidir. Sert politikalar savunulabilir; fakat insan onurunu zedeleyen, yurttaşlığı tartışmalı hale getiren ve toplumu “biz” ve “onlar” diye bölen bir yaklaşım, demokratik sınırların dışına taşar.
Danimarka’nın da bu küresel dalgadan etkilenmesi anlaşılabilir. Asıl sorun, bu etkinin demokratik ilkelere taviz verilerek içselleştirilmesidir. Parlamentonun, toplumun en kapsayıcı ve en temsil edici kurumu olması gerekirken, ayrımcı söylemlerin meşrulaştığı bir alana dönüşmesi, sadece belirli kesimleri değil, tüm toplumu zayıflatır.
Irkçılığın hiçbir gerekçesi olamaz. Tarih, bu tür düşüncelerin nereye varabileceğini defalarca göstermiştir. Bu nedenle mesele yalnızca bir siyasi görüş ayrılığı değil; demokrasinin özüne dair bir sınavdır.
Şimdi kritik bir eşikteyiz. 10 Nisan’da, Danimarka Parlamentosu yeni milletvekillerinin katılımıyla kapılarını yeniden açacak. Bu açılış yalnızca takvimdeki rutin bir gün değil; aynı zamanda hangi değerlerin o çatı altında yükseleceğinin de bir göstergesi olacak. Ya demokrasi, eşit yurttaşlık ve insan onuru güçlenecek… ya da sessizlik, en tehlikeli taviz olarak tarihe geçecek.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.