İnsan, tek başına yaşayarak değil; başkalarının da özgürlüğünü kendi özgürlüğü kadar değerli gördüğünde gerçek anlamda uygarlığa yaklaşır. Aynı gökyüzünü paylaşan insanların, aynı denizi de paylaşabilmesi bunun en güzel sınavlarından biridir.

Foto: Gemini/Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Bir toplumun gerçek olgunluğu, birbirine benzeyen insanların değil; birbirinden farklı insanların aynı gökyüzünü, aynı denizi ve aynı yaşamı paylaşabilmesinde saklıdır.
Avrupa’nın deniz kıyısı olan ülkelerini düşünün. İspanya, Portekiz, Fransa, İtalya, Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Danimarka, İsveç, Finlandiya… Ve üç yanı denizlerle çevrili Türkiye.
Yüzyıllardır bu kıyılara farklı diller, farklı inançlar ve farklı kültürler ulaştı. Limanlara nice gemiler yanaştı, kıyılara nice insanlar ayak bastı. Deniz ise hiçbirine “Sen kimsin?” diye sormadı. Dalgalar herkese aynı serinliği, güneş herkese aynı sıcaklığı sundu. Çünkü deniz, insanları ayırmayı değil, buluşturmayı bilir.
Bugün de denizin dili değişmemelidir.
Bir kadın bikini giyebilir, mayo giyebilir, haşema giyebilir ya da yalnızca denize bakıp ayaklarını suya sokmak isteyebilir. Bir erkek şortuyla yüzebilir, kıyıda sessizce kitabını okuyabilir ya da çocuklarıyla kumdan kale yapabilir. Bunların hiçbiri başkasının özgürlüğünü azaltmaz. Çünkü özgürlük, herkesin birbirine benzemesi değildir; birbirine benzemeyen insanların aynı kumsalda huzur içinde yaşayabilmesidir.
Hiçbir toplum, kadınların yaşam biçimine baskıyla yön verilmesini kabul etmemelidir. Bir kadını örtünmeye zorlamak ne kadar yanlışsa, örtüsü nedeniyle onu dışlamak da o kadar yanlıştır. Hiç kimse kendi iradesi dışında yaşamaya mecbur bırakılmamalıdır.
Ama son yıllarda sessizce büyüyen başka bir tehlike var: İnsanları tek tek tanımak yerine onları elbiseleriyle, inançlarıyla, ten renkleriyle ya da geldikleri ülkelerle yargılamak… Oysa bir başörtüsü de bir bikini de insanın karakterini anlatmaz. İnsan, giydiğiyle değil; davranışıyla, sözüyle ve vicdanıyla tanınır.
Demokrasinin en büyük sınavı, kendimize benzeyenlerle değil, bize benzemeyenlerle aynı kamusal alanı paylaşabilmektir. Çünkü plajlar da parklar da meydanlar da hiçbir grubun ayrıcalığı değil, toplumun ortak yaşam alanlarıdır.
İnsan, denizin kıyısında birbirine yabancı değildir. Aynı ufka bakan, aynı dalga sesini dinleyen insanların ortak kaderi, birbirini dışlamak değil; birbirinin var olma hakkına saygı duymaktır. Yeryüzü yeterince geniştir; deniz de gökyüzü de hepimize yetecek kadar büyüktür.
Deniz milliyet sormaz. Rüzgar pasaport istemez. Güneş ten rengini ayırmaz. Belki de insanlık, denizden biraz daha fazla şey öğrenmelidir. Çünkü deniz, kıyısına gelen herkese aynı cömertlikle dokunur.
Bir toplumun gerçek uygarlığı, insanları birbirine benzetmesinde değil; farklılıkların özgürce, güven içinde ve karşılıklı saygıyla bir arada yaşayabilmesini sağlayabilmesindedir.
Deniz hepimize aynı ufku gösteriyor. Uygarlık, o ufka bakarken yalnız kendi özgürlüğümüzü değil, başkasının var olma hakkını da görebilmektir. Çünkü deniz kimsenin değil; hepimizindir.





























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.