Metin Cengiz’in şiirinde göç, vicdan ve zamanla kurulan uzun soluklu ilişki

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Metin Cengiz’in şiiri bir yerden bir yere gitmez yalnızca;
“Göç, bir iklimden bir iklime geçiştir.”
Bu geçişte insan, belleğini omzuna alır: ayı, güneşi, yıldızları; mevsimleri, yağmuru ve karı… Onun şiiri de böyle yürür; iklim değiştirerek ama göğünü kaybetmeden. Bir göçebenin yol bilgisiyle, bir çağın yükünü birlikte taşır.
Üniversite yıllarında yırtılıp atılan “şiir karalamaları”ndan bugüne uzanan yol, bir vazgeçiş değil, bir derinleşmedir. Metin Cengiz, kendi deyişiyle “12 Eylül’ün mağduru değil, muhatabı” olan bir kuşağın içinden konuşur. Şiiri, darbenin ardından gelen gerilimli zamanların içinden süzülüp gelir; ama ne yalnızca bir tanıklık şiiridir ne de öfkenin kolay diline yaslanır. Ahmet Oktay’ın işaret ettiği gibi, bu şiir bir dönemin ruhunu taşır; fakat o ruhu slogana teslim etmez, düşünceyle ve etik bir dikkatle işler.
Onun dizelerinde dünya durmaz:
“Dünyaya bir şeyler oluyor, / kabuğunu çatlatıyor yerin.”
Yanmakta olan bir ormanın kokusu duyulur, hayvanların oradan oraya koşturduğu bir telaş… Ve tam o noktada insanın yazgısına dönük o sarsıcı soru belirir:
“Allah ağlar mı hiç / yaratmışken bunca hayalini?”
Metin Cengiz’in şiiri, bu soruyu yüksek sesle bağırmaz; ama okurun zihnine yerleştirir, orada bırakır.
Metin Cengiz’i yıllardır tanırım. Kimi zaman bir kitap fuarının kalabalığında, kimi zaman bir şiir etkinliğinde, kimi zaman da şiirin en çetin tartışmalarının kıyısında karşılaştık. Ama tanışıklığımızın ilk anı, belleğimde hâlâ canlıdır: Yalova depreminden bir yıl sonra düzenlenen Yer Sarsıldığında adlı uluslararası şiir etkinliği. Yer henüz durulmamıştı; sözcükler de… Metin Cengiz’i orada, şiirin yıkım karşısında nasıl ayakta kalabileceğini düşünen, bunu yüksek sesle değil derinlikle yapan bir şair olarak tanıdım. O günden bugüne süren bağ, yalnızca bir edebiyat çevresi ilişkisi değil; şiire duyulan ortak ciddiyetin ve söze gösterilen sadakatin sürekliliğidir.
Bu şiir anlayışı, Metin Cengiz’in şiiri yalnızca estetik bir alan olarak değil, uluslararası bir vicdan ve dolaşım alanı olarak ele alışında daha da belirginleşir. Onun için çeviri, teknik bir aktarım değil; diller arasında kurulan etik bir köprüdür. Şiirin tek bir dile ya da coğrafyaya ait olmadığına duyulan inançtır bu. Uzun yıllardır yayımladığı Şiirden dergisi de bu inancın somut karşılığıdır: farklı seslerin, farklı dillerin ve şiir anlayışlarının yan yana durabildiği canlı bir alan.
Bu yaklaşımın çarpıcı örneklerinden biri, Danimarkalı şair Niels Hav’ın Türkçe’de yayımlanan Aniden Gelen Mutluluk kitabı vesilesiyle, Temmuz 2025’te İstanbul Scala Kitapçı’da yaşandı. O akşam, Niels Hav’ın şiirini Türkiye’deki okurla buluşturan konuşmayı yapan Metin Cengiz’di. Bu konuşma, bir kitap tanıtımından çok, şiirin ne olduğu ve ne olabileceği üzerine kurulan derinlikli bir düşünceydi.
Metin Cengiz, Niels Hav’ın şiirindeki sadeliğin bir eksiklik değil, bilinçli bir poetik tercih olduğunu vurguladı. Aniden Gelen Mutluluk’ta mutluluğun bir sonuç değil, beklenmedik bir fark ediş olduğunu; şiirin büyük olaylardan değil, küçük sarsıntılardan doğduğunu anlattı. Gündelik hayatın içinden süzülen bu şiirin, modern insanın kırılganlığına dokunduğunu söylerken, aslında kendi şiir anlayışını da görünür kılıyordu. Çünkü onun şiirinde de mutluluk, çoğu zaman acının içinden geçen kısa bir durak, bir nefes aralığıdır.
Metin Cengiz’in dizelerinde olduğu gibi, burada da şiir yüksekten konuşmaz; hayata yakından bakar.
“Zamanın derisine yazılmış sesler”dir onun şiiri; kuşatan, eriten ama yok etmeyen. Göle’den başlayıp hapishanelerden, sürgünlerden, sınıflardan ve yayınevlerinden geçen yaşam çizgisi, şiirine bir mağduriyet dili değil; derin, dirençli ve sorumluluk sahibi bir ses kazandırmıştır. Aşk da vardır bu şiirde; ama kırılgan, sessiz ve tarih bilinciyle yan yana duran bir aşktır.
Metin Cengiz, kalabalıkların alkışına değil, şiirin vicdanına yaslanır. Şiiri bir anın parıltısı olarak değil, uzun soluklu bir yürüyüş olarak görür. Bir dizeyi, bir kavramı ya da bir poetik tavrı tartışırken acele etmez; düşüncenin de şiir gibi zamana ihtiyaç duyduğunu bilir. Bu sabır, onu yalnızca bir şair değil, şiir düşüncesini inşa eden bir isim kılar.
Ve bazen, bu uzun yürüyüşün içinden tanıdık bir ses yükselir:
“İşte kırık, bakır bir çan gibi çalıyor / yorgun belleğimde eski acılar.”
Şiir yalnızca kitaplarda yazılmaz. İnsanın duruşunda, ilişkilerinde ve söze gösterdiği sadakatte de yazılır. Metin Cengiz, bu şiiri sessizce ama ısrarla sürdüren şairlerden biridir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.