HÜSEYİN DUYGU’NUN KELİMELERLE ÖRÜLMÜŞ UZUN SOLUKLU KÜLTÜR YOLCULUĞU
Bazı insanlar vardır, sessiz sedasız ama ısrarla bir kültürü ayakta tutar. Büyük laflar etmezler, manşet kovalamazlar. Ama geriye dönüp bakıldığında, koca bir boşluğu doldurdukları anlaşılır. Hüseyin Duygu, işte o isimlerden biri.

Cengiz KAHRAMAN
cengiz.kahraman@haber.dk
Kimi insanlar şiiri yazar, kimileri okur. Bazıları ise şiiri diller arasında taşır; kelimelerin yükünü, seslerin gölgesini ve anlamın kırılganlığını omuzlayarak. Hüseyin Duygu’nun şiirle ilişkisi tam da bu üçüncü yerde durur. Onun yaptığı iş, yalnızca çeviri değildir; şiirin başka bir dilde yeniden var olabilmesi için yürütülen sabırlı bir tanıklıktır.
1984 yılında Danimarka’ya geldiği günden bu yana yalnızca bir ülkede değil, iki dilin, iki edebiyatın, iki kültürün arasında yaşadı. Öğretmenlik yaptı, rehberlik yaptı, okul yöneticiliği yaptı. Ama onu asıl tanımlayan şey, kelimelerle kurduğu uzun soluklu yolculuk oldu.
Hüseyin Duygu, uzun yıllar haber.dk gazetesinde yazılar kaleme aldı. Göçmenliğin, kimliğin, dilin ve kültürün iç içe geçtiği bu ülkede, sözü süsleyerek değil, sahici kılarak yazdı. Yazdıkları ne akademik bir soğukluk taşıdı ne de ham bir öfke. Okuyan herkesin kendinden bir şey bulabildiği metinlerdi bunlar.
Uzun yıllar eğitimin içinde yer almış olmanın getirdiği dikkat ve süreklilik, Duygu’nun metinlerle kurduğu ilişkiye de sindi. Otuz üç yıldır Danca ile Türkçe arasında açtığı yol, düz bir geçit değil; durakları, geri dönüşleri ve sessizlikleri olan bir yürüyüştü. Bu yürüyüşte kelimeler yer değiştirdi, ama şiirin yükü hafiflemedi.
Danimarkalı ve Türkiyeli şairleri aynı masa etrafında, aynı sahnede bir araya getiren Danca–Türkçe şiir akşamları, yıllar içinde sıradan bir etkinlik olmaktan çıkıp zamanla köklü bir edebiyat geleneğine dönüştü. Bu buluşmalar, dillerin birbirine dokunduğu, seslerin karşılıklı olarak sınandığı ve insanların aynı ritimde durup dinlemeyi öğrendiği anlara dönüştü.
Duygu için çeviri, kelimenin karşılığını bulmakla bitmiyor. Bir şiirin ritmini, sesini ve suskunluğunu duyabilmeyi gerektiriyor. Bu yüzden onun çevirilerinde metin, yalnızca aktarılmıyor, yeniden kuruluyor. İskandinav şiirinin yalın ama derin sesi, Türkçe’de yeni bir denge buluyor. Bu sesin en belirgin yankılarından biri, Danimarkalı şair Niels Hav’dan yaptığı çevirilerde hissediliyor. Hav’ın şiirleri, Duygu’nun dilinde Türkçe’ye yalnızca çevrilmez; yerleşir, nefes alır, durur ve tekrar yürür.
Ama bu yol tek yönlü değildir. Çok sayıda Türk şairinden yaptığı çevirilerin Danimarka’da ilgi görmesi, şiirin karşılıklı bir dolaşım içinde olduğunu gösteriyor. Şiir, bir dilden ötekine geçerken kimliğini yitirmiyor; aksine çoğalıyor, başka seslerle yankılanıyor.
Yaklaşık 10 kitaba yaklaşan bir külliyatı var Hüseyin Duygu’nun. Kitaplarının bir kısmı Türkçe, bir kısmı Danca. Yalnızca yazmakla kalmadı; pek çok Danca şiiri Türkçe’ye, Türkçe şiiri de Danca’ya kazandırdı.

Son yıllarda bu dolaşım Azerbaycan edebiyatı ile yeni bir katman kazandı. Hüseyin Duygu’nun çağdaş Azerbaycan şiirine yönelmesi, ortak bir dil hafızasının ve yakın bir kültürel sezginin izlerini taşıyor. Bu bağlamda, çağdaş Azerbaycan şiirinin en güçlü seslerinden Salim Babullaoğlu’ndan yaptığı çeviriler, Danimarka dilinde Kopenhag’da yayımlanarak şiirin coğrafyasını bir kez daha genişletiyor.
Duygu’nun uzun yıllardır düzenlediği Danca–Türkçe şiir etkinlikleri ise bu sessiz emeğin görünür hâli. Bu buluşmalarda şiir, bir metin olmaktan çıkıp; ses, yüz, karşılaşma oluyor. Şiirin kamusal hayatta hâlâ bir yeri olduğunu hatırlatıyor.
Belki de Hüseyin Duygu’nun yaptığı şey, şiiri korumak değil. Onu dolaşımda tutmak. İki dil arasında yürüyen bu şiir, onun emeğiyle canlı kalıyor; her geçişte biraz değişiyor, ama sesini kaybetmiyor. Ve işte sessizlik içinde fark ediyoruz: Şiir, bir dilin sınırına sığmıyor; bir ülkenin duvarına takılmıyor. O, yürüyenlerin ardında bırakılan gölge, nefesin yankısı ve zamanın kıyısında susan bir melodi oluyor.
Danimarka’da Türkçe bir şiirin yankısı varsa, Türkçe’de bir Danca dize dolaşıyorsa, bunda Hüseyin Duygu’nun da payı büyüktür.
Bazı köprüler betonla değil, kelimelerle kurulur. Ve en sağlam olanlar da onlardır.
Hüseyin Duygu, 1960 yılında Tekirdağ’ın Saray ilçesinde doğdu. Eğitim yolculuğunu Danimarka’da Eğitim Fakültesi’nde tamamladıktan sonra, marjinal topluluklar üzerine yüksek lisans çalışmaları yaptı. Kopenhag’da öğretmenlik ve danışmanlık deneyimlerinin ardından, 14 yıl boyunca müdürlük görevini sürdürerek aktif iş yaşamını noktaladı. Şimdi ise kalemiyle varlığını sürdürmeye devam ediyor; yazar ve çevirmen olarak eserleriyle adını duyuruyor.
Gazeteci Cengiz Kahraman, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yaşamakta ve 1992 yılından bu yana ise aktif olarak gazetecilik ve editörlük yapmaktadır.
Cengiz Kahraman, uzun yıllar serbest gazeteci olarak Türk basınında görev aldı. Bu süreçte Milliyet, Radikal ve Habertürk gazetelerinin Kopenhag muhabirliğini yürüttü. Bu süreçte Türkiye ile Danimarka arasındaki siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeleri yakından izleyerek kamuoyuna aktardı. Daha sonra kısa bir süre Danimarka’nın ulusal radyo ve televizyon kurumu DR’nin yabancı diller servisi olan DR International’da Türkçe haberler hazırlayıp sundu. Kahraman, aynı dönemde BBC World Türkçe Servisi için de Kopenhag’dan serbest muhabir olarak çalıştı.
2002 yılında Danimarka’nın önde gelen günlük gazetelerinden Politiken’de çalışmaya başlayan Cengiz Kahraman, Politiken gazetesi bünyesinde 2004 yılı sonuna kadar Türkçe ve Danca olarak haftalık yayımlanan Haber gazetesinin editörlüğünü üstlendi. Günümüzde ise “haber.dk” ile Danca yayın yapan “Danturk.com” adlı haber portallarının sahibi ve editörü olarak yayıncılık faaliyetlerini sürdürmektedir.
Cengiz Kahraman, gazetecilik mesleğini Türkiye ve Danimarka arasında bir köprü olarak görmüş; göç, kimlik, kültür, medya ve demokrasi konularında uzun yıllardır ürettiği haber ve analizlerle kamuoyuna katkı sunmaya devam etmektedir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.