Avrupa düzenlemeye çalışıyor, ABD hâkimiyet kuruyor, Çin alternatif inşa ediyor. Peki, biz ne yapıyoruz?

Cengiz KAHRAMAN
cengiz.kahraman@haber.dk
Avrupa Birliği, yapay zekâ konusunda dünyada “ilk kapsamlı düzenlemeyi yapan aktör” olmakla övünüyor. AB Yapay Zekâ Yasası (AI Act) kabul edildi, riskli alanlar sınıflandırıldı, etik ilkeler belirlendi. Danimarka ise bu sürecin en istekli ve en hızlı uygulayıcı ülkelerinden biri.
Kâğıt üzerinde tablo kusursuz.
Ancak pratikte soru şu: Avrupa gerçekten oyunu mu düzenliyor, yoksa sadece tribünden kuralları mı yazıyor?
Çünkü bugün Danimarka’da bir belediyede kullanılan otomatik karar sistemi de, bir üniversitede öğrencilerin yararlandığı yapay zekâ uygulaması da, bir medya kuruluşunun başvurduğu dijital araçlar da büyük ölçüde ABD merkezli altyapılara dayanıyor. Yani Avrupa sınırlar koyuyor ama teknolojiyi üreten başkaları.
Düzenleme var, ama alternatif yok.
Denetim var, ama bağımsızlık yok.
Tam da bu noktada sorunun merkezine geliyoruz.
Hiç düşündünüz mü; Neden ChatGPT gibi son derece gelişmiş yapay zekâ sistemleri bugün bize şimdilik neredeyse bedava sunuluyor?
Bu dünyada hiçbir büyük şirket, milyarlarca dolarlık sunucu yatırımlarını, enerji giderlerini ve bakım masraflarını sırf “insanlık gelişsin” diye üstlenmez. Masallar çocuklar içindir. Kapitalizm ise her zaman soğukkanlıdır. Bu işin arkasında romantizm değil, son derece rasyonel ve stratejik hesaplar vardır.
Bunu en çıplak hâliyle ABD Başkanı Donald Trump’un Beyaz Saray’da verdiği o akşam yemeğinde gördük. Apple, Google, Microsoft, Meta, X ve yapay zekâ alanının önde gelen CEO’ları masadaydı. Teşekkürler edildi, minnettarlık dile getirildi ve ardından iki-üç basamaklı milyarlarca dolarlık yatırımlar açıklandı.
Video’yu izlemek isteyenler için aşağıda, yazının sonunda bir link bıraktım.
Peki, bu şirketler neden bu kadar büyük paralar harcıyor ve Trump yönetimi neden hem ABD içindeki hem de ABD dışındaki Amerikan teknoloji yatırımlarına bu kadar açık destek veriyor?
Önce şu gerçeği kabul edelim: Biz kendimizi bu sistemlerin “kullanıcısı” sanıyoruz ama gerçekte öyle değiliz. Biz, yapay zekânın veri deposunu dolduran, onu A’dan Z’ye eğiten ücretsiz emekçileriz.
Yapay zekâ kendi kendine düşünen bir bilge değildir. Tutarlı, ikna edici ve insan benzeri cevaplar verebilmesi için milyonlarca, hatta milyarlarca insan geri bildirimine ihtiyaç duyar. Yanlışını biz düzeltiriz, doğrusunu biz öğretiriz, sınırlarını biz çizeriz. Yazdığımız her soru, verdiğimiz her tepki; bu sistemin biraz daha “akıllanması” demektir.
Eğer bu süreç profesyonel çalışanlarla yürütülseydi, şirketlerin altından kalkamayacağı maliyetler ortaya çıkardı. Bunun yerine ne yapıldı?
Yapay zekâ ücretsiz sunuldu ve 8 milyar insan gönüllü eğitmen hâline getirildi.
Tıpkı sosyal medyada olduğu gibi…
Başlığı okuyup içeriği okumadan paylaşanlar,
Doğruluğunu sorgulamadan yayına sokanlar,
Bir yapay zekâ cevabını “kesin bilgi” sananlar…
Yanlış kullananlar da, bilinçsizce kopyalayıp yapıştıranlar da bu sistemin yakıtıdır. Sosyal medyada algoritmaları besleyen öfke ve hız neyse, yapay zekâ için de düşünmeden verilen cevaplar odur.
İşin daha tehlikeli boyutu ise bağımlılıktır.
Hesap makineleri zihinsel hesap yeteneğimizi zayıflattı.
GPS yön bulma becerimizi köreltti.
Otomatik düzeltme sistemleri yazım bilgisini tembelleştirdi.
Hazır çeviri programları dil öğrenme ihtiyacını azalttı.
Özet uygulamaları uzun metin okuma sabrını yok etti.
Şimdi sırada ne var? Düşünmek.
Yapay zekâ artık sadece yazmıyor; analiz ediyor, öneriyor, karar süreçlerine ortak oluyor. Uzun vadede ortaya çıkacak tablo açık:
Düşünsel üretimin büyük bölümünü makinelere devretmiş bir insan topluluğu.
Bağımsız düşünemeyen insan eleştiremez.
Eleştiremeyen insan itiraz edemez.
İtiraz edemeyen insan ise sistemin dışına çıkamaz.
Bugün bunu her alanda görüyoruz. Dün bir bilginin doğruluğunu anlamak için onlarca kaynak karşılaştırılırdı. Bugün ise tek bir yapay zekâ cevabı yeterli sayılıyor. Sorgulamak zahmet, düşünmek yük, emek gereksiz görülüyor.
Bu sürece bir isim vermek gerekirse:
İnsanın uysallaştırılması.
Düşünen bireyden, tüketen kullanıcıya dönüşüm.
Peki bu dönüşüm neden bu kadar hızlı?
Çünkü dijital ekonomide kazanan, pazarı ilk ele geçirendir. Trump yönetiminin teknoloji devlerine verdiği sınırsız destek de tam olarak bununla ilgilidir ve burada Çin faktörü devreye giriyor.
ABD için yapay zekâ sadece bir teknoloji değil, jeopolitik bir güç aracıdır. Çin’in kendi yapay zekâ modellerini hızla geliştirmesi, Washington’da alarm zillerini çaldırıyor. Bu yarışı kaybeden, 21. yüzyılın liderliğini kaybeder.
Trump’un Amerikalı teknoloji şirketlerine sağladığı koruma, teşvik ve siyasi sahiplenme bu yüzden. ABD dışındaki Amerikan yatırımlarına bile özel kalkanlar oluşturuluyor. Amaç net: Dijital dünyada hâkimiyeti kimseye kaptırmamak.
Bugün bize “bedava” sunulan yapay zekâ hizmetleri, aslında bu küresel mücadelenin altyapı yatırımıdır.
Bugün yaşadığımız dönem bir alıştırma safhasıdır.
Bedeli henüz tahsil edilmemiş bir bağımlılık inşa ediliyor.
Nitekim işaretler ortada:
Ücretsiz kullanım daraltılıyor.
Abonelik sistemleri yaygınlaşıyor.
“Gelişmiş özellikler” parayla sunuluyor.
Yarın ne olacak? Düşünme, analiz etme ve üretme yeteneğini makinelere devretmiş bireyler, bu sistemlere mecbur kalacak. Bugün bedava olanın faturası yarın önümüze konacak.
Avrupa düzenlemeye çalışıyor. ABD hâkimiyet kuruyor. Çin alternatif inşa ediyor.
Biz ise hâlâ şu soruyla baş başayız: Bu çağda yapay zekâyı biz mi kullanacağız,
yoksa o mu bizi? Ve belki de en ironik soru hâlâ yerli yerinde duruyor:
Düşünmeyi de mi devredecektik?
https://youtu.be/WYyaNm7UqFQ?si=-AAEw_Mqsl7BBjyz
Gazeteci Cengiz Kahraman, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yaşamakta ve 1992 yılından bu yana ise aktif olarak gazetecilik ve editörlük yapmaktadır.
Cengiz Kahraman, uzun yıllar serbest gazeteci olarak Türk basınında görev aldı. Bu süreçte Milliyet, Radikal ve Habertürk gazetelerinin Kopenhag muhabirliğini yürüttü. Bu süreçte Türkiye ile Danimarka arasındaki siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeleri yakından izleyerek kamuoyuna aktardı. Daha sonra kısa bir süre Danimarka’nın ulusal radyo ve televizyon kurumu DR’nin yabancı diller servisi olan DR International’da Türkçe haberler hazırlayıp sundu. Kahraman, aynı dönemde BBC World Türkçe Servisi için de Kopenhag’dan serbest muhabir olarak çalıştı.
2002 yılında Danimarka’nın önde gelen günlük gazetelerinden Politiken’de çalışmaya başlayan Cengiz Kahraman, Politiken gazetesi bünyesinde 2004 yılı sonuna kadar Türkçe ve Danca olarak haftalık yayımlanan Haber gazetesinin editörlüğünü üstlendi. Günümüzde ise “haber.dk” ile Danca yayın yapan “Danturk.com” adlı haber portallarının sahibi ve editörü olarak yayıncılık faaliyetlerini sürdürmektedir.
Cengiz Kahraman, gazetecilik mesleğini Türkiye ve Danimarka arasında bir köprü olarak görmüş; göç, kimlik, kültür, medya ve demokrasi konularında uzun yıllardır ürettiği haber ve analizlerle kamuoyuna katkı sunmaya devam etmektedir.




























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.