Ege Denizi, iki ülkeyi birbirine bağlayan bir coğrafya olduğu kadar, çözülemeyen sorunların ve karşılıklı güvensizliğin de aynası.

Foto: AI / Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Türkiye ile Yunanistan arasında deniz yetki alanları, hava sahası ve egemenlik hakları üzerinden süren anlaşmazlıklar, son dönemde yeniden sertleşen açıklamalarla gündemde. Bir zamanlar diyalog umutlarıyla anılan Ege, şimdi yeniden silahların gölgesinde.
31 Ağustos’ta İstanbul’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu Mekke Savunma İttifakı’nın ilk toplantısı yapılırken, Tel Aviv’de Yunanistan ile İsrail arasında “Aşil Kalkanı” adı verilen savunma anlaşması imzalandı. İsrail’in Yunanistan’a milyarlarca avroluk hava savunma sistemleri ve radarlar sağlamasını öngören bu anlaşma, bölgedeki askeri dengelerin değiştiğine işaret ediyor.
Anlaşma doğrudan Türkiye’yi hedef almasa da Ankara’da Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti ve İsrail arasındaki yakınlaşma çevrelenme duygusunu güçlendirebilir. Atina ise bunu güvenliğini artıran bir adım olarak görüyor. Aynı silah, bir kıyıda savunma; karşı kıyıda tehdit olarak algılanıyor.
Uluslararası ilişkilerde buna güvenlik ikilemi deniyor. Bir taraf kendini korumak için silahlandığında, diğer taraf bunu saldırı hazırlığı sayıyor. O da silahlanıyor. Böylece herkes güvenliğini artırmaya çalışırken, herkesin korkusu büyüyor.
Ege’deki gerilim yeni değil. Tarih boyunca savaşlar, milliyetçilikler ve karşılıklı güvensizliklerle şekillenen ilişkiler, NATO üyeliğine rağmen kalıcı bir ortak güven duygusu üretemedi. Oysa Fransa ile Almanya’nın düşmanlıktan işbirliğine uzanan tarihi, değişimin olanaksız olmadığını gösteriyor.
2023’te başlayan yakınlaşma süreci, Atina Deklarasyonu ve liderler arasındaki düzenli görüşmelerle çatışma riskini azaltmıştı. Fakat deniz parkları, deniz mekansal planlama ve hava sahası tartışmaları, eski anlaşmazlıkları yeniden öne çıkardı. Diplomasi sürüyor; ancak siyasi güvenin zemini aşınıyor.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 7 Eylül’de kara sularını 12 mile çıkarma hakkını yeniden gündeme getirmesi de Ege’nin en hassas başlıklarından birini hareketlendirdi. Türkiye’nin 1995’te bu adımı savaş sebebi sayan TBMM kararını koruması, konunun yalnızca hukuki değil, askeri sonuçlar da taşıdığını gösteriyor.
Asıl tehlike, tarafların birbirini tehdit olarak görmeye başlamasıdır. Sert açıklamalar, askeri manevralar ve yeni silah sistemleri, kimsenin istemediği bir krizi tetikleyebilir. Ege’de barış, yalnızca savaşın çıkmamasıyla sağlanamaz. Barış, karşı tarafın güvenliğini kendi güvenliğinin düşmanı olarak görmemeyi öğrenmektir.
Denizler iki kıyıyı ayırabilir. Fakat onları düşmanlığın kalıcı adresine dönüştürmek, insan iradesinin tercihidir. Ege’nin ihtiyacı daha fazla silah değil, daha güçlü bir siyasi irade ve kalıcı bir güven ortamıdır.




























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.