Bir diktatörü tanımak kolaydır. Asıl zor olan, onun iktidara yürüdüğü günlerde neler olduğunu fark etmektir.

Foto: AI / Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
İtalyan yazar Antonio Scurati, Mussolini üzerine beş ciltte üç bin sayfayı aşan çalışmasını yalnızca geçmişi anlatmak için yazmadı. Mussolini’nin iktidara geliş biçimine bakarak bugünü anlamaya çalıştı. Ona göre Trump ve Meloni, Mussolini değil; ancak Mussolini’nin kullandığı bazı siyasal yöntemlerin bugün yeniden ortaya çıktığı görülüyor.
Burada kavramları birbirine karıştırmamak önemli. Otoriterlik ile faşizm aynı şey değildir. Otoriterlik, iktidarın özgürlükleri, siyasal çoğulculuğu ve kendisini sınırlayan kurumları daraltmasıdır. Faşizm ise bundan daha özgül bir siyasal ideoloji ve harekettir: Kitleleri seferber eder, aşırı milliyetçiliği öne çıkarır, lider kültünü besler, muhalefeti düşmanlaştırır ve şiddeti siyasal bir araç olarak meşrulaştırır.
Mussolini’nin yükselişi de boşlukta gerçekleşmedi. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İtalya’da ekonomik sıkıntılar, toplumsal huzursuzluk ve siyasal parçalanma vardı. İnsanların geleceğe güveni azalmıştı. Mussolini bu ortamda düzen ve güç vaat ederek yükseldi; korkuyu, öfkeyi ve toplumsal bölünmeleri kendi siyasal projesine bağladı.
Ancak kriz, yoksulluk, popülizm ya da güçlü lider arayışı tek başına faşizm değildir. Önemli olan, bunların hangi ideoloji ve siyasal örgütlenmeyle birleştiğidir.
Bugün Avrupa’da yaşananlar bu nedenle dikkatle izlenmeli. 6 Eylül 2026’da Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde aşırı sağcı AfD yüzde 43,8 oyla birinci parti oldu. Parti, 2021’de aldığı yüzde 20,8’lik oyun iki katından fazlasına ulaşarak 83 sandalyenin 39’unu kazandı. Bu sonuç, Almanya’da aşırı sağın ulaştığı gücü somut biçimde gösteriyor. Ancak bunu doğrudan “faşizmin dönüşü” diye adlandırmak yerine, aşırı sağın neden bu kadar güçlü bir karşılık bulduğunu ve demokratik kurumların bu yükseliş karşısında nasıl bir sınav verdiğini sormak daha doğru.
Demokrasi yalnızca sandıktan ibaret değildir. Özgür basın, bağımsız yargı, siyasal çoğulculuk ve eleştirme hakkı da onun temel dayanaklarıdır. Bunlar zayıfladığında, rejimin adı ne olursa olsun, toplumun özgürlük alanı daralır.
Scurati’nin Mussolini’ye dönerek bugüne bakmasının değeri burada yatıyor. Tarih aynı görüntülerle geri dönmez; ama kimi yöntemler, korkular ve siyasal refleksler yeniden karşımıza çıkabilir.
Bu yüzden faşizmi her otoriterliğe yakıştırmamak kadar, faşizmin hangi koşullarda güç kazandığını unutmamak da gerekir.
Muhalif susturulurken, basın baskı altına alınırken, hukuk iktidarın gölgesine girerken özgürlüklerimizi ne kadar savunabiliyoruz?
Faşizm kapıyı her zaman tekmeyle açmaz. Bazen korkuyla, bazen öfkeyle, kimi zaman da “düzeni yeniden sağlayacağız” vaadiyle yaklaşır.
Onu tanımak için kapıyı kırmasını beklememek gerekir.




























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.