New York’taki imza töreninde Donald Trump, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’in sandalyesini çekti; Grönlandlıları ve Danimarkalıları “harika insanlar” diye niteledi.

Foto: GuidetoGreenland
Hüseyin DUYGU
huseyin@haber.dk
Kısa bir nezaket anıydı. Ama siyasette güzel sözlerden çok, güç ilişkilerine bakmak gerekir. Çünkü birkaç ay önce aynı Trump, Grönland’ı Amerikan kontrolüne alma isteğini açıkça dile getiriyordu.
22 Eylül’de imzalanan anlaşma, Grönland’ın kendi kaderini tayin hakkını ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğini teyit ediyor. Grönland yönetiminin görüşmelerde yer alması da önemli.
Fakat anlaşmanın askerî boyutu daha karmaşık.
ABD’nin Pituffik’teki faaliyetleri genişletilebilecek. Narsarsuaq ve Mestersvig’de yeni savunma alanları oluşturulabilecek. Amerikan askerlerinin bu alanlara erişimi ve faaliyetleri için yeni düzenlemeler getiriliyor.
Üstelik kimi önemli ayrıntılar henüz belirlenmiş değil. Yeni savunma alanlarının nasıl kullanılacağı sonraki görüşmelere bırakılmış durumda. Golden Dome’un Grönland’da nasıl uygulanacağı da henüz kesinleşmiş değil.
Anlaşmanın belirli bir sona erme tarihi bulunmaması da dikkat çekici. Grönland gelecekte bağımsızlığını kazanırsa anlaşmanın nasıl devam edeceğine ilişkin hükümler de metinde yer alıyor.
Bütün bunlar, anlaşmanın yalnızca bugünü değil, Grönland’ın gelecekteki güvenlik düzenini de ilgilendirdiğini gösteriyor.
Bu nedenle anlaşmayı hemen bir “diplomasi zaferi” olarak ilan etmek yerine biraz beklemek gerekiyor.
Evet, Trump Grönland’ı Amerikan toprağı yapma isteğini gerçekleştiremedi.
Ama güçlü bir devletin istediğini bütünüyle elde edememesi, küçük olanın büyük olanı yendiği anlamına gelmez. Diplomasi, kazanmak değil, baskı altında neyi koruyabildiğinizdir.
Grönland bir askerî üs değildir. Kuzey Kutbu’nda büyük güçlerin üzerinde hesap yaptığı boş bir arazi hiç değildir. Orada yaşayan insanların ülkesidir.
ABD kendi güvenliğini ve Arktik’teki stratejik çıkarlarını düşünüyor. Danimarka, ABD ile ittifakını korurken kendi egemenliğini ve Grönland’la ilişkisini sürdürmeye çalışıyor.
Grönlandlıların ise bütün bu hesapların ortasında çok daha temel bir sorusu var. Kendi gelecekleri hakkında ne kadar kendileri karar verecek?
İmzalar atıldı. Liderler el sıkıştı. Ama öykü bitmedi. Asıl sınav şimdi başlıyor.
Çünkü bundan sonra önemli olan, anlaşmanın belge üzerinde ne söylediğinden çok, uygulamada neye dönüşeceği.
Amerikan askerî varlığı ne kadar genişleyecek? Grönland yönetiminin söz hakkı ne kadar güçlü olacak? Büyük güçlerin güvenlik hesaplarıyla Grönland halkının iradesi arasında nasıl bir denge kurulacak?
Bu soruların cevabı henüz yok. Belki de bugün “Kim kazandı?” diye sormak yerine şunu sormalıyız:
Büyük güçlerin hesapları arasında Grönland halkının kendi geleceği için söylediği söz ne kadar duyulacak?





























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.