Yapay zeka, sosyal medya çağında haberin direksiyonu kimin elinde? Gündemi gazeteci mi yoksa sosyal medya akışı mı belirliyor? Bu dönüşüm okur ve gazeteci için ne ifade ediyor?
Cengiz KAHRAMAN
cengiz.kahraman@haber.dk
Gazetecilik hiçbir dönemde bugünkü kadar hızlı olmadı. Haber artık saniyeler içinde yazılıyor, yayına giriyor, paylaşılıyor. Ama hız arttıkça başka bir şey eksiliyor: durup düşünme hali. Bu durum, sosyal medya ve yapay zekanın haber dünyasını şekillendirdiği hemen her ülkede benzer bir tablo çiziyor.
Yapay zeka, medya dünyasına büyük bir vaatle girdi: “Hızlanacaksınız, kolaylaşacaksınız, ucuzlayacaksınız”. Başlık atan, metni özetleyen, çeviri yapan, hatta yorum taslağı çıkaran sistemler artık birkaç saniyede iş görüyor. Dijital medya için bu neredeyse bulunmaz bir nimet. Az kişiyle çok içerik, kısa sürede çok tıklanma…
Yapay zeka gazeteciliği bitirmez. Ama gazeteci düşünmeyi, okur da sorgulamayı bırakırsa, geriye sadece bir içerik kalır. Gazetecilik ne içeriktir ne hızdır. Gazetecilik inattır. Aynı soruyu defalarca sormaktır. Yanıt gelmeyince bir daha sormaktır. Gazetecilik tıklanma sanatı değil, rahatsız etme sanatıdır. Gazetecilik hız işi değil, frene basabilme işidir. Durmayı bilmektir. “Bir dakika” demektir. “Herkes bunu böyle veriyor ama gerçekten öyle mi?” diye sormaktır.
Burada sorun aslında yapay zeka değil, düşünmenin yavaş yavaş devre dışı bırakılmasıdır. Çünkü yapay zeka yazabilir ama neden yazdığını bilmez. Veriyi işler ama kimin yararına işlediğini sormaz. Ne yazarsa yazsın, vicdanı yoktur. Tarafsız olduğu söylenir ama her sistem, sahibinin dünya görüşünü taşır.
Danimarka medyasında çalışan herkes bilir. Hepsi dijitalleşmede oldukça ileri. Haberler anında giriliyor, başlıklar sürekli güncelleniyor, okurun ekranda kalma süresi hesaplanıyor. “Okunma oranı”, “tıklanma”, “paylaşım” artık editoryal toplantıların doğal parçası.
Bu kötü mü? Hayır, tek başına değil. Sorun şu: Haber değeri ile görünürlük arasındaki bağ giderek kopuyor. Bazı haberler önemli olduğu için değil, daha çok tıklanacağı düşünüldüğü için öne çıkıyor. Bazıları ise “karmaşık”, “uzun” ya da “okuru yorar” diye geri plana itiliyor.
Artık kimse açık açık “bunu yazma” demiyor. Zaten mesele de bu. Sansür artık yüksek sesle gelmiyor, sadece şekil değiştirdi, sessiz çalışıyor. Bir haber silinmiyor ama dolaşıma sokulmuyor. Yayında ama görünmez oluyor. Okur ona ulaşmadığı için yok hükmünde sayılıyor. Bugün haberin kaderini belirleyen şey çoğu zaman bir editör değil, buna artık çoğu kez görünmez dijital süzgeçler karar veriyor.
Sabah uyanıyoruz ve gündem çoktan kurulmuş oluyor. Telefonlarımızda, sosyal medya akışlarımızda. Kim kurdu? Nasıl kurdu? Çoğu zaman bunu bile bilmiyoruz. Eskiden gündemi gazeteler belirlerdi. Şimdi manşetler, sessizce, bir algoritmanın tercihleriyle önümüze seriliyor.
Okur yavaş yavaş okur olmaktan çıkıyor, kullanıcıya dönüşüyor. Haber de dahil her şey “tüketilecek içerik” oldu. Uzun gelirse sıkıcı, zor gelirse gereksiz. Başlık yetiyor. Özet yetiyor. Bir cümle yetiyor. “Google’da öyle yazıyor”, “Yapay zeka böyle dedi” gibi…
Danimarka’da bunu açıkça görmek mümkün. Özellikle genç okurda. Bir haberi sonuna kadar okuyan az. Başlıktan fikir sahibi olunuyor. Sosyal medyada görülen kısa alıntılar yeterli sayılıyor. Türkiye’de de benzer bir alışkanlık var, ama orada politik gerilim bunu biraz daha diri tutuyor. Sosyal medya bazen alternatif bir nefes deliği, bazen de dezenformasyon selinin merkezi. İnsanlar hâlâ “ne oluyor” sorusunu sormaya daha yatkın.
Danimarka’da tablo çok farklı değil. X (eski Twitter), Facebook, Instagram ve TikTok… Haber artık buralarda dolaşıma giriyor, sonra “tutarsa” geleneksel medyaya yansıyor. Haber olmanın kriteri değişti: Önce sosyal medyada yankı bulması gerekiyor.
Burada kötü niyet aramaya gerek yok. Sosyal medya “bağıranı” seviyor. Basiti, kısa olanı, öfkelendireni, güldüreni öne çıkarıyor. Uzun, arka plan isteyen, nüanslı meseleler bu tempoya uyamıyor. Uyamayınca kenara itiliyor, görünmez oluyor.
Kuzey Avrupa’da işler daha sinsi ilerliyor. Çünkü toplumsal güven yüksek. “Danimarka medyası yanılmaz” algısı güçlü. Oysa medya kuruluşları da artık sosyal medyanın rüzgârına bakarak yelken açıyor. Trend olan konu, haber toplantılarında otomatik olarak masaya geliyor.
Trend olmayan haberler artık sessizce buharlaşıyor. Silinmiyor, yasaklanmıyor, engellenmiyor. Sadece akışa düşmüyor. Akışa düşmeyen de yok hükmünde sayılıyor.
Herkes gazeteci olduğunda…
Bir de işin başka boyutu var. Artık herkes gazeteci. Bir platform kuruluyor, bir sayfa açılıyor, altına “haber” yazılıyor. Kaynak yok, bağlam yok, teyit yok. Ama yorum var, kanaat var, kesin hüküm var. Altına yüzlerce yorum geliyor. Yorumlar çoğu zaman haberden daha sert, daha iddialı, daha “emin”.
Danimarka’da Türkçe konuşan sosyal medya kullanıcıları bu konuda ayrı bir dünya. Türkiye gündemi, Danimarka iç siyaseti, göç, din, savaş… Her konu var ama filtre yok. Türkiye’den gelen sert politik dil, Kuzey Avrupa’nın görece sakin kamusal alanına sosyal medya üzerinden taşınıyor.
Sorun şu: Bu paylaşımlar haber gibi dolaşıma giriyor. Haberle yorum, bilgiyle kanaat birbirine karışıyor. Bir kullanıcı bir şey yazıyor, altına başkası “kesin doğru” diyor. Bir başkası “ben de aynısını duydum” diyor. Ortada kaynak yok ama kanaat çoğalıyor. Bir süre sonra bu, “herkesin bildiği gerçek” haline geliyor.
Gazetecilik geri çekiliyor. Çünkü doğrulamak zaman alıyor, açıklamak zahmetli, bağlam kurmak emek istiyor. Oysa sosyal medya anlık tepki istiyor. Hızlı olan kazanıyor.
Kuzey Avrupa’da yaşayan Türkçe konuşan kitle için bu durum daha da karmaşık. Bir ayağı Türkiye’de, bir ayağı burada. Türk medyasına güven azalmış, yerel Danimarka medyasına ise dil ve kültür bariyeriyle mesafe var. Aradaki boşluğu sosyal medya dolduruyor. Sosyal medya boşluk tanımıyor; ne bulursa, onunla besleniyor.
Trend olmayan haberler bu yüzden kayboluyor. Çünkü bağırmıyorlar. Öfke üretmiyorlar. Paylaşmaya “uygun” değiller. Ama gazetecilik biraz da o sessiz haberleri görünür kılma işidir. “Kimse konuşmuyor ama bu önemli” diyebilme cesaretidir.
Okur durur, tartar, şüphe duyar, bağlam arar. Kullanıcı ise kaydırır, beğenir, tepki verir ve geçer. Haber kaybolmuyorsa bile, biz onun yanından hızla geçip gidiyorsak, sessizlik bazen algoritmaların değil, bizim tercihimizin sonucudur.
Gazetecilik açısından sorun şu: Gündemi sosyal medya belirlediğinde, gazeteci peşinden koşan avcıya dönüşüyor. Oysa gazetecilik biraz da gündeme direnme sanatıdır. “Herkes bunu konuşuyor ama asıl mesele bu değil” diyebilmek, sessiz haberleri görünür kılmak, bağırmayan gerçeklere kulak vermek cesaret ister.
Danimarka’da basın özgür, evet. Ama özgürlük sadece yazmakla ilgili değil. Görünür olmakla da ilgili. Görünürlük ise giderek birkaç platformun görünmez kurallarına kalıyor.
Sonuçta şu noktadayız: Gazete hâlâ var ama direksiyon başka yerde. Haber yazılıyor ama akış izin verirse ulaşıyor ve belki en çarpıcı soru: Biz sosyal medyayı takip ettiğimiz için mi gündem böyle, yoksa gündem böyle olduğu için mi biz bunu takip ediyoruz?
Sosyal medya gündemi sadece yansıtmıyor, şekillendiriyor. Neyi konuşacağımıza, neyi konuşmayacağımıza karar veriyor. Bu soruya yanıt vermeden ne gazetecilik huzur bulur ne de okur gerçek anlamda özgür olur. Gerçek özgürlük, sadece seçenek sunulması değil, hangi seçeneklerin sunulduğunu ve hangilerinin sunulmadığını görebilmektir.
Gazeteci Cengiz Kahraman, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yaşamakta ve 1992 yılından bu yana ise aktif olarak gazetecilik ve editörlük yapmaktadır.
Cengiz Kahraman, uzun yıllar serbest gazeteci olarak Türk basınında görev aldı. Bu süreçte Milliyet, Radikal ve Habertürk gazetelerinin Kopenhag muhabirliğini yürüttü. Bu süreçte Türkiye ile Danimarka arasındaki siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeleri yakından izleyerek kamuoyuna aktardı. Daha sonra kısa bir süre Danimarka’nın ulusal radyo ve televizyon kurumu DR’nin yabancı diller servisi olan DR International’da Türkçe haberler hazırlayıp sundu. Kahraman, aynı dönemde BBC World Türkçe Servisi için de Kopenhag’dan serbest muhabir olarak çalıştı.
2002 yılında Danimarka’nın önde gelen günlük gazetelerinden Politiken’de çalışmaya başlayan Cengiz Kahraman, Politiken gazetesi bünyesinde 2004 yılı sonuna kadar Türkçe ve Danca olarak haftalık yayımlanan Haber gazetesinin editörlüğünü üstlendi. Günümüzde ise “haber.dk” ile Danca yayın yapan “Danturk.com” adlı haber portallarının sahibi ve editörü olarak yayıncılık faaliyetlerini sürdürmektedir.
Cengiz Kahraman, gazetecilik mesleğini Türkiye ve Danimarka arasında bir köprü olarak görmüş; göç, kimlik, kültür, medya ve demokrasi konularında uzun yıllardır ürettiği haber ve analizlerle kamuoyuna katkı sunmaya devam etmektedir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.