Gürültünün ortasında düşünmeyi, yaratmayı ve bilinci savunmak üzerine bir ders

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Bir hafta önce, takvimler 2026’yı gösterirken, kısa ama saf bir hayalimiz vardı: Biraz sükûnet. Gürültünün, tehdidin ve hoyratlığın arasından sızan bir barış hâli… İlhamı aceleye getirmeden aramak, birbirimizi yeniden bulmak ve eski dünyanın harabeleri üzerinde, adını henüz koyamadığımız ama “güzel” olacağını sezdiğimiz bir şeyi birlikte inşa etmek.
O hayali yılbaşı gecesi görmüştüm. Yeni yıl, uzun zamandır ilk kez, zihnimde bir eşik gibi duruyordu. Sanki dünya, bir anlığına nefes alacak; sanki biz de bu nefesin içine düşünerek, konuşarak, susarak yerleşecektik.
Ama dünya hayallerin ritmine uymuyor. Venezuela’dan gelen haber, bir saldırı; bir devlet başkanının tuhaf, neredeyse absürt bir askerî operasyonla kaçırılması… Yeni yıl daha ilk adımında sarsıldı. Ve o tanıdık figür, turuncu yüzüyle, çocuksu öfkesi ve kaba gürültüsüyle, yeniden bilincimizin ortasına kuruldu. Onu görmezden gelmek istedikçe büyüyen, küçüldükçe daha çok yer kaplayan bir zihinsel işgal hâli.
Asıl yorgunluk, olan bitenden çok, onun sürekli dikkatimizi talep etmesinde gizli. Zihnimizi, kolektif hafızamızı ve küresel ruh hâlimizi esir alan bir gürültü bu. Ne söylediğinden çok, susmamıza izin vermemesiyle yoruyor insanı.
Yeni yılın bize öğrettiği ilk ders belki de şu: İlham için huzurun gelmesini bekleyemeyiz. Birbirimizi bulmak için ortalığın sakinleşmesini umut edemeyiz. Çünkü bu gürültü, tam da beklediğimiz sürece hükmünü sürdürüyor.
Bir zamanlar söylediğimiz gibi: Her şeyi aynı anda yapmak zorundayız. Hem direnmek, hem düşünmek; hem itiraz etmek, hem kurmak. Eski dünyanın enkazı arasında yürürken, yeni bir dili, yeni bir dayanışmayı, yeni bir cesareti birlikte icat etmek.
Bu kolay bir görev değil. Ama belki de tam bu yüzden değerli. Çünkü harabeler arasında bir şey inşa etmek, yalnızca bir zorunluluk değil; aynı zamanda nadir ve tuhaf bir ayrıcalık. Ve belki de çağımızın en sahici ilhamı, tam olarak burada, bu eşzamanlı çabada gizli.
Belki de artık ilham, sessiz bir odada değil; enkazın tam ortasında bulunuyor. Gürültünün hüküm sürdüğü yerde dikkatimizi geri almak, dağılmış sözcükleri yan yana koymak ve hâlâ düşünebildiğimizi ısrarla göstermek… Bugün yaratmak, güzel olanı beklemek değil; yıkıntıların arasından onu çekip çıkarmaktır. Ve tam da bu yüzden, harabeler arasında kurulan her cümle, başlı başına bir karşı çıkıştır.
Harabeler arasında bir gelecek kurmak, iyimserlik meselesi değildir. Bu, bilincin kendini savunma refleksidir. Düşünmeyi bırakmamak, dikkatini geri almak, gürültünün ortasında sessizliği yeniden tanımlamak… Belki de çağımızın en radikal politik eylemi budur.
Ve edebiyat da, bugün, bu eylemin en inatçı biçimidir. Gürültünün çağında, cümle kurmak. Tekrarın içinde, anlamı savunmak. İktidarın hızına karşı, düşüncenin yavaşlığında ısrar etmek. Belki de geriye kalan tek gerçek muhalefet, budur:
Kendi bilincini teslim etmemek.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.