Kapanan salonlara, iptal edilen etkinliklere ve daralan kültür alanlarına rağmen sanat yolunu bulmaya devam ediyor. Çünkü sanat, yalnızca sahnede değil; hafızada, sokakta ve insanın içinde yaşamayı sürdürüyor.

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Sanat sezonu Türkiye’de yavaş yavaş kapanırken sahnelerdeki ışıklar birer birer sönüyor. Ama bu sönüş, bir karanlığa işaret etmiyor. Tam tersine, gölgeler daha belirgin hale geliyor; saklı kalan, üstü örtülen ne varsa görünür oluyor.
Nisan ayı, sanatın yalnızca üretmekten ibaret olmadığını bir kez daha anımsattı. Sanat, aynı zamanda direnmenin, yeniden kurmanın ve yaşadıklarımız diri tutmanın da adıdır.
Kimi zaman bir kapı kapanıyor. Bir tiyatro salonu, bir sergi yeri, bir festival alanı… Bir bakıyorsunuz, aylardır hazırlığı süren bir etkinlik bir gecede yok olmuş. Afişler indiriliyor, ışıklar söndürülüyor. Ama o sahnenin gerçekten kaybolduğunu söylemek zor. Çünkü ertesi gün, aynı insanlar başka bir yerde, belki küçük bir odada, belki bir parkın kıyısında yeniden bir araya geliyor. Sahne yer değiştiriyor, ama oyun sürüyor.
Bir mahallede yıllardır kapısını açık tutan bir kültür mekanı el değiştiriyor. Duvarlarda biriken sesler, kahkahalar, tartışmalar bir anda susmuş gibi görünüyor. Oysa o sesler dağılmıyor; başka salonlara, başka sokaklara taşınıyor. Çünkü mekanlar değişse de hafıza yerinde kalıyor.
Kimi zaman bir şarkı tartışma konusu oluyor. Sözleri didikleniyor, anlamı daraltılmak isteniyor. Ama o şarkı, kulaktan kulağa dolaşarak çoğalıyor. Birinin susturmaya çalıştığı yerde, başkası mırıldanmaya başlıyor. Bir ezgi, tek bir ağızdan çıkmaktan vazgeçip bir topluluğun sesi haline geliyor.

Kimi zaman da bir sanatçının yolu kesiliyor. Sahneye çıkması zorlaşıyor, üretim alanı daraltılıyor. Ama sanatın yolu tek bir sahneden geçmez. O, insanın olduğu her yerde filizlenir. Bir defterin kenarında, bir duvar yazısında, bir sokak köşesinde yeniden hayat bulur.
Bugün baktığımızda şunu daha iyi anlıyoruz: Sanat, yalnızca estetik bir uğraş değildir. O, insanın kendini ifade etme biçimi, belleği ve dünyayla kurduğu en derin bağlardan biridir. Bir resimde, bir şiirde, bir oyunda ya da bir şarkıda insan, kendi varlığını yeniden kurar. Bu yüzden sanatın alanı daraltıldığında, aslında yaşamın kendisi de daralır.

Yine de her daralma, bir başka yerden genişler. Kapanan her kapının ardından bir aralık belirir. Susturulmak istenen her ses, başka bir tonda yeniden duyulur. Sanatın doğası böyledir: Akışkandır, yolunu bulur, engelleri dolanır.
Bu yüzden, baskının arttığı zamanlarda sanat daha da derinleşir. Söz daha ince, ifade daha yaratıcı hale gelir. Bazen bir suskunluk, en yüksek çığlıktan daha çok şey anlatır.
Nisan ayı geride kalırken, belleğimizde yalnızca yaşananlar değil, aynı zamanda bir gerçek kalıyor: Sanat, hiçbir zaman yalnızca izin verilen kadar değildir.
Ne olursa olsun, ışığını karanlığa teslim etmez.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.