HABER

İstanbul Sözleşmesi ve sembolik şiddet

Günümüzde psikolojik şiddet dediğimiz, yumruk ve tokat gibi iz bırakmayan ama daha derinlerde ruhu yaralayan sözler, tehditler, tacizler, karar hakkına konulan engeller ve ekonomik kısıtlamalar da cinsel ve fiziksel şiddet gibi eviçi şiddetinin (Domestic Violence) bir parçası olarak kabul ediliyor.

Fransız sosyolog Pierre Bourdieu’nun ’sembolik şiddet’ olarak adlandırdığı kavramın içinde yer alan simgesel şiddet artık ’habitus’ gibi pedagoji ödevlerinde sık kullanılan terimlerden biri. Bourdieu, egemen sınıfların kendi konumlarını meşrulaştırmak için sembolik şiddet stratejilerine başvurduklarını ileri sürer. Hani Türkçe’de en masumuyla ’besleme’ ve ’kaşık düşmanı’ gibi kelimeler vardır… Karnınız doyar, bazı temel ihtiyaçlarınız karşılanır, ama bir tür aşağılanma, hiçbir zaman o ailenin tam üyesi olamama, kendiniz veya aileyle ilgili kararlara katılamama durumu vardır. İşte psikolojik şiddet de buna benzer bir şey.

İstanbul Sözleşmesi psikolojik şiddet, ısrarlı takip, fiziksel şiddet, tecavüz, zorla evlendirme, kadın sünneti, kürtaja zorlama, zorla kısırlaştırma ve cinsel şiddet olmak üzere kadına yönelik şiddetin bütün çeşitlerini içeriyor.

Bu sözleşme, kadına yönelik şiddet konusunda bağlayıcılığa sahip ilk uluslararası sözleşme.

“Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, kısaca “İstanbul Sözleşmesi” olarak biliniyor. Sözleşme, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldı, 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girdi.

İstanbul adını taşımasının nedeni, Avrupa Konseyi üyesi devletlerin imzasına 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da açılmış olması. Sözleşme 14 Mart 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi kanun değerinde bir hukuki konuma sahip oldu.

Türkiye, ev sahibi olarak bu sözleşmeyi imzalayan ilk ülke. Şu anda 39 ülke İstanbul sözleşmesini imzalamış durumda.*

”Sözleşme çerçevesinde eviçi şiddet, aynı evde yaşıyor olsun ya da olmasın mevcut ya da eski eş ya da sevgililer arasında yaşanan her türlü şiddet türünü içerecek şekilde yorumlanıyor. Dolayısıyla “aile” olmayı, evlilik birliği içinde bulunmayı ya da aynı evi paylaşıyor ya da paylaşmış bulunmayı gerektirmiyor. Sözleşmenin getirdiği yükümlülükler o denli önemli ki; silahlı çatışma durumlarında bile geçerliliğini korur ve taraf devletlerin bunu garanti altına alması gerekir. Bu yüzden devlet kendi adına hareket eden görevlilerinin İstanbul Sözleşmesi’nin gereklerini yerine getirmesini sağlamak zorundadır.” **

Sözleşme, AKP iktidarında 2012’de imzalandı, ama yine aynı iktidar tarafından şimdi değiştirilmek isteniyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Türkiye’nin GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu)

adayının belirlenmesi sürecinde bağımsız kadın örgütlerinden oluşan İstanbul Sözleşmesi Türkiye İzleme Platformu’nun katılımını engellemek için türlü engeller çıkardığını da eklemek gerek. Ayrıca yerli basında da yoğun tartışmalara yol açan sözleşmenin iptal edilmesi bile istendi.

Bourdieu, egemen sınıfların kendi konumlarını meşrulaştırmak için sembolik şiddet stratejilerine başvurur diye başlamıştık yazıya. İşte mikro ölçekte ailede ve makro ölçekte toplumda (yürütme, yargı ve basın yoluyla) kadınlara yapılan da tam bu türden sembolik şiddete örnek.

Sözleşmenin (İstanbul Convention) tam metni için aşağıdaki linki okuyabilirsiniz.

https://t24.com.tr/haber/tartismalarin-odagindaki-istanbul-sozlesmesi-nin-tam-metni,836883

(*)https://rm.coe.int/prems-122418-gbr-2574-brochure-questions-istanbul-convention-web-16×16/16808f0b80

(**)http://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/186497-istanbul-sozlesmesi-nedir

 

meral@haber.dk

by
Exit mobile version