İstanbul’daki 17. Uluslararası Şiir ve Edebiyat Festivali’nden Tekirdağ’ın ilk uluslararası şiir festivaline uzanan buluşmalar, farklı ülkelerden şairleri, gençleri ve okurları aynı şiir dili etrafında bir araya getirdi. Danimarkalı şair Niels Hav’ın da katıldığı etkinlikler, şiirin kentler ve sınırlar arasında kurduğu güçlü bağı ortaya koydu.

Hüseyin DUYGU
hüseyin.duygu@haber.dk
Bir şehrin dünyaya açılan kapılarından biri edebiyattır. Farklı ülkelerden gelen şairler, yalnızca kendi şiirlerini değil, yaşadıkları coğrafyanın sesini de beraberlerinde getirir. Böyle buluşmaların asıl değeri, aynı salonda farklı dillerin duyulmasından çok, birbirini tanımayan insanların şiir aracılığıyla ortak bir duygu alanında buluşabilmesidir.
26-29 Eylül tarihleri arasında İstanbul’da düzenlenen 17. Uluslararası Şiir ve Edebiyat Festivali de böyle bir buluşmaydı. Danimarka, Katalunya, Polonya, Yunanistan, İtalya ve Azerbaycan’dan gelen şairler, Türkiye’den şairlerle birlikte İstanbul’da okurlarla buluştu.
Bu yıl festivalin benim için dikkat çekici yanlarından biri, Danimarkalı şair Niels Hav’ın İstanbul’un ardından Tekirdağ’da da şiir okumasıydı.

Niels Hav, İstanbul’daki festival programının yanı sıra Kadıköy Hemşinliler Derneği’nde kendisi için düzenlenen şiir akşamına da katıldı. Yoğun ilgi gören gecede şiirlerini okudu, okurlarla sohbet etti ve kitaplarını imzaladı. Bir şairin kendi ülkesinden binlerce kilometre uzakta, başka bir dilin okurlarıyla böylesine yakın bir ilişki kurması, şiirin sınır tanımadığını gösteren güzel bir örnekti.
Sonra yol Tekirdağ’a uzandı.
Tekirdağ bu yıl ilk kez uluslararası bir şiir festivali düzenliyor. Kentin kültür hayatı açısından önemli bir başlangıç bu. Festivalin düzenleyicisi şair Adnan Özer.
İstanbul’daki festivalin on yedinci yılı ile Tekirdağ’daki ilk festival arasında bir yarış ya da karşılaştırma yapmak yerine, ikisini aynı şiir yolunun iki ayrı durağı olarak görmek daha doğru. İstanbul’da yılların birikimi var; Tekirdağ’da ise yeni bir başlangıcın heyecanı.
Tekirdağ’ın bu yılki konuk ülkesi Bulgaristan.
Bu seçim, Tekirdağ’ın Balkanlarla olan tarihsel ve kültürel bağları düşünüldüğünde ayrı bir anlam taşıyor. Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı Boyan Angelov’un festivale gönderdiği kutlama mesajı ile Sabahattin Ali’nin doğduğu Ardino’nun Belediye Başkanı İzet Şaban’ın mesajı da festivalin sınırları aşan niteliğini ortaya koydu.
Bulgaristan’dan gelen şairlerin Türkiye’den şairlerle aynı festivalde buluşması, ortak bir coğrafyanın farklı dillerdeki şiirlerini yan yana getiriyor. Trakya’nın geçmişinde göçün, ayrılığın ve yeniden yerleşmenin önemli bir yeri var. Bu nedenle Balkanlardan gelen şairleri Tekirdağ’da ağırlamak yalnızca bir kültür alışverişi değil, ortak hafızaya dokunan bir buluşma.
Bugünkü programın en güzel bölümlerinden biri Mehmet Sezer Sosyal Bilimler Lisesi’ndeki şiir buluşmasıydı. Etkinlik salonunu öğretmenler ve öğrenciler doldurdu. Niels Hav kısa konuşmalarının ardından şiirlerini okudu. Şiirleri sık sık alkışlarla karşılandı. Cenk Gündoğdu, İbrahim Kamberoğlu ve Alper Çeker de şiirlerinden örnekler sundular.
Bir yabancı şairi bir okulda, gençlerin karşısında görmek önemli. Çünkü edebiyatın geleceği yalnızca kitaplarla değil, yeni okurlarla karşılaşarak da kuruluyor. Bir öğrencinin başka bir ülkeden gelen şairi dinlemesi, onun şiirine kulak vermesi, belki de başka bir edebiyat dünyasına açılan ilk kapı olabilir.
Bu nedenle şiir festivallerinin salonlarla sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyorum. Şairin okula, kütüphaneye, derneğe ve sokağa ulaşması, şiiri hayatın içine taşır. Böyle buluşmaların izi bazen etkinliğin kendisinden daha uzun yaşar.
Lise buluşmasının ardından festivalin konuk ülkesi Bulgaristan üzerine bir panel gerçekleştirildi. Bulgaristan’dan şairler Saffet Eren, Violeta Kuneva ve Kaloyan Ignatovski’nin katıldığı paneli ben yönettim.
Yoğun ilgi gören panelde konuk şairler şiirlerinden örnekler okudu ve Bulgaristan şiiri üzerine görüşlerini paylaştı. Saffet Eren, konuşmasını Bulgaristan Türklerinin edebiyat ve şiirdeki yerine de uzattı. Böylece panel, yalnızca Bulgaristan şiirini değil, aynı coğrafyada farklı dillerde oluşan edebiyatları da konuşma fırsatı verdi.
Tekirdağ’daki festivalin bir başka önemli durağı Kepenekli’deki Adnan Özer Şiir Evi oldu. Niels Hav’ın bu şiir evini ziyaret etmesi, şiirin büyük kentlerin dışına taşınabileceğini gösteren anlamlı bir buluşmaydı.
Bir köyde açılan şiir evi, ilk bakışta küçük bir adım gibi görünebilir. Oysa edebiyatın gelişmesi için her zaman büyük salonlara ve büyük kentlere ihtiyaç yok. Bir köy de şiirin, edebiyatın ve farklı kültürlerin buluşma noktası olabilir. Bunun için düzenli etkinliklere, gençlerin katılımına, çevirilere ve farklı ülkelerle kurulacak yeni ilişkilere ihtiyaç var.
Adnan Özer’in girişiminin önemi de burada ortaya çıkıyor. İstanbul’da yıllardır sürdürülen uluslararası şiir buluşmalarının ardından Tekirdağ’da yeni bir kapının açılması, şiiri farklı çevrelere taşıma çabasının devamı olarak görülebilir.

Niels Hav’ın İstanbul’dan Tekirdağ’a uzanan birkaç günlük yolculuğu da bu açıdan anlamlı. İstanbul’da uluslararası bir festivalin konuğu oldu. Kadıköy’de okurlarla buluştu. Tekirdağ’da Türk şairlerle aynı sahneyi paylaştı, lise öğrencilerine şiirlerini okudu, Bulgaristan’dan gelen şairlerle aynı festivalde yer aldı. Ardından Kepenekli’deki şiir evini ziyaret etti.
Bir şairin birkaç gün içinde farklı şehirlerde, farklı kuşaklarla ve farklı kültürlerden insanlarla buluşması, şiirin canlılığını gösteriyor. Şiir bir kitapta başlamıyor, kitapta da bitmiyor. Okurla karşılaştığı anda başka bir hayata karışıyor.
İstanbul ile Tekirdağ arasında kurulan bu şiir yolu bu nedenle önemli.
İstanbul’da on yedinci kez düzenlenen bir festivalin yıllar içinde oluşan birikimi ile Tekirdağ’da ilk kez atılan bir adım yan yana geliyor. Danimarka’dan bir şair, Bulgaristan’dan gelen konuklar, Türkiye’den şairler ve farklı kuşaklardan okurlar aynı yol üzerinde buluşuyor.
Sonunda geriye yalnızca birkaç günlük bir etkinlik takvimi kalmıyor. Şehirler, ülkeler ve insanlar arasında yeni bağlar kuruluyor.
Belki de kültür çalışmalarının en güzel yanı budur: Etkinlik biter, ama karşılaşmalar sürer.
Bir şairin imzaladığı kitap bir okurun kitaplığında kalır.
Bir öğrencinin duyduğu birkaç dize yıllar sonra yeniden hatırlanır.
Bir şair ülkesine döner, ama bıraktığı şiirler başka insanların hayatında yaşamaya devam eder.
İstanbul’dan Tekirdağ’a uzanan bu şiir yolunun daha da genişlemesi dileğiyle…
Çünkü şiirin sınırları haritalarda değil, insanların birbirine yaklaşabildiği yerde başlar.





























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.