Jesper Lützhøft, risk almayan “uslu” edebiyat beklentisini reddeden şiiriyle konforu, uyumu ve sessizliği hedef alıyor.

Yazar-şair Jesper Lützhøft
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
1957’de Danimarka’da doğan Jesper Lützhøft, kültür sayfalarında uslu uslu durması tercih edilen yazarlardan biri—ama orada durmayı reddediyor.
Bugün şiirden bile terbiyeli olması bekleniyor. Kimseyi incitmesin, kimseyi karşısına almasın, mümkünse “evrensel” olsun—yani sonuç doğurmasın. Şairin “angaje” olması hoş görülüyor, yeter ki risk almasın. Lützhøft tam da bu oyunu oynamayı reddedenlerden.
Sistemi içeriden tanıyor. Müziğin kalbinde dolaşmış biri: opera, orkestralar, radyo. Hem vitrini gördü hem makine dairesini. Bu yüzden şiiri fuayede asılı kalmıyor. Doğrudan acil çıkışa yönelip alarm düğmesine basıyor.
Yolun Yarısında, modern insanın hâlini anlatır ama teselli sunmaz. Hızdan şikâyet eden bir ağıt değildir. Daha rahatsız edici bir şey söyler: Sorun hız değil, itaattir. Takvimlerle, ölçüm tablolarıyla, kariyer çizelgeleriyle biçimlenen hayatlar… Zamanı yönettiğini sanan ama gerçekte onun tarafından yönetilen insanlar.
Bir Kuş Pençesiyle Su Taşımak başlı başına bir provokasyondur. Üretken olmayanı, amaçsızı, ölçülemeyeni savunur. “Şiir ne işe yarar?” sorusu aslında şu sorunun kibar hâlidir: “Kime hizmet eder?” Lützhøft bu soruya cevap vermez. Rahatsızlık da tam buradan doğar.
İran şiirleri programatik olmadan politiktir. Doğu’yu egzotik bir süs eşyasına dönüştürmez, Batı’yı merkeze yerleştirmez. İnancı bedenle, arzuyla, şüpheyle yan yana koyar. Birçok iktidar için asıl tehdit de budur: Disipline edilemeyen bir inanç.
Ve Bay Bilinmeyen… Elinde bir kronometreyle durur. Bekler. Şöhret için değil—çünkü şöhret çoktan ucuzlamıştır. Herkese on beş dakikalık görünürlük vaat edilen bir dünyada, o tersini seçer. Çünkü görünür olmanın bir bedeli vardır: Uyum. Sessiz kurallar. Konuş—ama fazla ileri gitme.
İşte Lützhøft’un şiiri burada tehlikeli hâle gelir. Tarafsız değildir. Ama partizan da değildir. İtaatin karşısında durur. Konforun karşısında. Sanatı risksiz bir alan ilan eden anlayışın karşısında.
Bugün şiirden umut değil, sükûnet bekleniyor. Oysa sükûnet çoğu zaman her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman sadece herkesin susmayı öğrendiği anlamına gelir.
Şiir sessiz kaldığında değil,
rahatsız ettiğinde yaşar.
Diriliş
Kilise çanlarının
çaldığı anda
göğsünden akan
ter damlalarının
Kutsal Bakire’nin
alnından akan
ter damlalarına
benzemediğini
ve Kutsal Ruh’un üzerine
biraz damlamış olabileceğini
söylememelisin.
Tadı tuz ve misk gibi
Hafız’a
Bütün başörtülerini söküp alırım şiirle
karanlığına ışık dizerim
Allah’ın kardelenini yazarım
ve kuraklığına yağmur gönderirim
Bir inananın sofrasına dans kondururum
halka özgürlük yazarım
cömert topraklara dair türküler söylerim
ve mutlaka yanlış anlaşılırım
Kadının ıslak yarığını yazarım
âşık erkekleri yazarım
sevişmenin derelerini yazarım
ve belindeki şarap damlalarını
İmanın budalalarını yazarım
vaazı ve yalanı yazarım
öyle yazarım ki dünya hayretle bakar
ve bir günde değişir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.