Acıyı sabırla yoğuran, umudu dengede tutan bir şiir ahlâkının izinde

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Ağaran her saç teli bir tanıklıktır Seyyit Nezir’de.
Yüzündeki kır sakal yalnızca zamanın değil, yaşanmışlığın izidir. Onun şiiri, “beterli günler”den süzülerek gelir; ama bu süzülüşte ne yakınma vardır ne de öfkenin hoyrat dili. Dünya kahır yüklüdür, evet; fakat Seyyit Nezir o kahırdan gül yapmayı bilen şairlerdendir. İlenmeden, kin biriktirmeden, acıyı sabırla yoğurarak.
“Dünya kahır yüklüdür, o kahırdan gül yapar
ama ne bir ilenme var dilinde
ne de acılara bir dirhem kin.”
Bu dizeler, yalnızca bir ruh hâlini değil, bir şiir ahlâkını imler. Seyyit Nezir’in şiiri, hıncın değil direncin; kopuşun değil bütünlüğün şiiridir. Umudu “denge”de tutar; özgürlük ve yurt fikrini romantik bir slogan değil, yaşanmış bir sorumluluk olarak taşır.
Onun şiirinde insan, doğadan ve emekten koparılmaz. Yüzünü günle ovarsın, ellerini toprakla. Şairin dili de böyledir: gün ışığıyla yıkanmış, toprağa değmiş, emeğin kokusunu taşıyan bir dil. Bu yüzden Nezir’in şiiri soyut bir lirizmden çok, yaşanmışlığın billurlaşmasıdır.
Şiir: Doğal Olanın ve Bilincin Birliği
Seyyit Nezir, şiiri “doğal oluşun, bilinçliliğin ve edimin yalın ve saf somutlanışı” olarak tanımlar. Bu tanım, onun poetikasının omurgasıdır. Şiir, ona göre, er ya da geç dürüstlüğünü ele verir. Yapay olan, rol kesen, politik ya da estetik pozlarla var olmaya çalışan her şey şiirin hakikatinden düşer.
Şiirin gerçekliği, insanın dolaysız gerçekliğidir Nezir’de. Bu yüzden şiir, baskıya, egemenliğe, paranın ve mülkün hayatı kuşatmasına karşı bir karşı duruştur. Ama bu karşı duruş, sloganla değil; duyarlığın, emeğin ve dilin iç disipliniyle kurulur.
Tarık Dursun’un dikkat çektiği o “ölçülü, biçili, tartılı” şiir tam da buradan gelir. Nezir’in şiiri taşkın değildir; ama içten içe yoğun bir akış taşır. Kelimeler yerli yerindedir; anlam yüklenir ama “hamallık” yapmaz. Şiir, geçmiş zamanın ustalığını bugünün bilinciyle özümser.
Kadının, emeğin ve acının şiiri
Seyyit Nezir’in şiiri en çok da görülmeyeni görünür kıldığı yerde derinleşir. Dağ Köylerinin Kadınına Övgü, bu bakımdan yalnızca bir şiir değil; bir vicdan belgesidir.
“Göğsü ızgaralı kadın
Kalk artık
Acılardan bugünkü öğünü kotarmaya
Bebeler acıkmadan daha”
Bu dizelerde kadın, romantize edilmez; yüceltilirken soyutlanmaz. Kadın burada yük taşır, dağa güneşten önce tırmanır, pazara herkesten önce varır. Şair, onu bir simgeye dönüştürmez; olduğu gibi, bütün ağırlığıyla şiirin merkezine alır. Çünkü Seyyit Nezir’de şiir, insani olanı yitirmeyen duyarlığın alanıdır.
Bu kadın “onlar için mayın”dır. Çünkü hakikat her zaman tehlikelidir. Şiir de öyle.
Etkiler, arayışlar ve yenibütün
Seyyit Nezir’in şiiri bir gelenek içinde doğar ama geleneğe teslim olmaz. Nazım Hikmet’ten Cemal Süreya’ya, Dağlarca’dan Turgut Uyar’a uzanan bir şiir belleği vardır. Ama bu bellek, taklit değil; arayış üretir.
1980 sonrası Türk şiirinde yaşanan parçalanmaya karşı başlatılan Yenibütün hareketi, onun şiir anlayışının toplu hâlidir. Şiiri parçalayan değil, birleştiren; dili dağıtan değil, yoğunlaştıran bir tavır. Kemal Özer’in işaret ettiği gibi, Nezir bu dönemde yaşamın tüm çelişkilerini kavrayabilecek yoğun ve çoksesli bir dile yönelir.
Israr ve bütün yarınlar
Seyyit Nezir’in şiiri bir “ısrar”dır.
İnsani olanı savunmakta, yabancılaşmaya karşı durmakta, şiirin etik zeminini korumakta ısrar. Bu yüzden onun şiiri yalnızca bugüne değil, “bütün yarınlar”a seslenir.
Şiir, onda bir süs değil; bir yaşam biçimidir. Öğretmenlikten yayıncılığa, dergilerden manifestolara uzanan çizgide şiir hep merkezde durur. Ve belki de bu yüzden, onun şiiri bugün hâlâ canlıdır: çünkü şiirle hayat arasında mesafe koymaz.
Seyyit Nezir’in şiiri,
baharı içinde taşıyan bir seferberliktir.
Yorulmaz bir sabırla,
umutları denginde tutarak.
Asıl adı Muammer Akça olan Seyyit Nezir, Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde doğdu. Kepirtepe İlköğretmen Okulu’ndan, ardından Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Mardin’de, Van’da, İstanbul’da öğretmenlik yaptı; sınıflardan dergilere, tahtadan matbaaya uzanan yaşamında şiiri hiç bırakmadı. İlk şiiri 1968’de Yelken dergisinde yayımlandığında, bu uzun yürüyüş çoktan başlamıştı.
Hasan İzzettin Dinamo onun için,
“Hiçbir şairden etkilenmemiş gibi yazıyor,” demişti_
Belki de bu yüzden Seyyit Nezir’in şiiri, bir iz sürmez; kendi yolunu açar.
Bir yerden alıp bir yere varmaz; yürürken yolu var eder.
Ne bir ustanın gölgesinde serinler,
ne bir çağın modasına yaslanır.
Yüzünü günle ovar, ellerini toprakla;
dilini hayata sürer.
Şiiri, kimseye benzememek için değil,
insana benzemekten vazgeçmemek içindir.
Ve belki de tam bu yüzden,
onun dizelerinde dünya kahır yüklüyken bile
bir gül açar—
sessiz, dirençli
ve kimseye borçlu olmadan.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.