DANİMARKA’YI ANLAMAK İÇİN BAZEN MEZARLIKTA YÜRÜMEK YETER
Başkent Kopenhag’daki iki mezarlık yalnızca ölüleri değil, Danimarka’nın siyasi, kültürel ve toplumsal hafızasını da barındırıyor. Birinde ülkeyi yöneten başbakanlar, diğerinde ülkeye yön veren yazarlar, bilim insanları ve sanatçılar yatıyor. Bu sessiz yürüyüş, bugünkü Danimarka’nın nasıl kurulduğunu da anlatıyor.

Foto: Haber.dk
Cengiz KAHRAMAN
cengiz.kahraman@haber.dk
KOPENHAG – İnsanın bazen en çok şaşırdığı yerler, en sessiz olan yerler oluyor.
İtiraf edeyim.
Kopenhag’da beni en çok şaşırtan yerlerden biri bir mezarlık oldu. Hatta iki mezarlık.
İlk kez duyunca kulağa tuhaf geliyor. İnsan bir ülkeyi neden mezarlıklarını gezerek tanımak istesin? Ama bazen yaşayanlardan çok, toprağın altında yatanlar bir ülkeyi daha iyi anlatıyor.
Geçen gün yine Kopenhag’ın batısındaki Vestre Kirkegaard’da (Batı Mezarlığı) dolaşıyordum. Daha önce de gitmiştim. Ama bu kez yürürken mezar taşlarına biraz daha dikkatli baktım. Bu mezarlık aynı zamanda Kopenhag’ın en büyük Müslüman mezarlığını ve İkinci Dünya Savaşı’nda ölen yaklaşık dört bin 600 Alman askeri ile beş bin 300 Almanya’dan kaçan sığınmacıyı da barındırıyor.
Mezarlıkta gezerken bir anda fark ettim ki, Danimarka’nın sosyal demokrat hareketine damga vurmuş isimlerin neredeyse tamamı aynı bölgede yatıyor. Bazı mezar taşlarının üzerinde Sosyal Demokrat başbakanların, sendikal hareketlerin öncülerinin yalnızca eşleriyle kendi adları ile doğum, ölüm tarihleri yazıyor.

Foto: Haber.dk
Louis Pio (1871-1921). Danimarka’da Sosyal demokrasi hareketinin kurucularından.
Thorvald Stauning. 1920’li ve 1930’lu yıllarda Danimarka’yı ekonomik krizden çıkaran, sosyal devlet anlayışını kuran başbakan.

Foto: Haber.dk
Hans Hedtoft… 1947-1953 yılları arasında iki dönem başbakanlık ve parti başkanlığı yapmış, İkinci Dünya Savaşı’nda direnişçilere katıldığı için Naziler tarafından görevinden uzaklaştırılmış bir lider.
H.C. Hansen. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi işgaline direnen direnişçilerden ve 1957 yılında ülkeye halk emekliliğini getiren Sosyal Demokrat Partili başbakan.
Viggo Kampmann. 1960’lı yılların başında başbakanlık ve daha sonra uzun yıllar Maliye Bakanlığı yapmış, aynı zamanda refah sisteminde ciddi reformlar yapan bir isim.
Anker Jörgensen, işçi sınıfından gelmiş, sade ve halkın içinden bir başbakan. Onun mezarı da aynı sadelikte. Ayrıca Bülent Ecevit ile uzun yıllara dayanan dostluğuyla da bilinir. Ecevit çifti Danimarka’ya gittiğinde Jörgensen’in evinde konuk olmuş, Ecevit’in bir şiir kitabının önsözünü de yine Jörgensen kaleme almıştır.

Foto: Haber.dk
Jens Otto Krag. Avrupa Ekonomik Topluluğu sürecinde Danimarka’nın yönünü değiştiren lider. O da aynı sessizliğin içinde.

Foto: Haber.dk
Bütün bu isimler modern Danimarka’nın şekillenmesinde büyük rol oynayan insanlar.
İşte, beni en çok düşündüren nokta da bu oldu. “Bu kadar tesadüf olabilir mi?” Meğer değilmiş.
Araştırınca öğrendim ki mezarlığın küçük bir gölet çevresindeki bölümü yıllardır “De Røde Plads” (Kızıl Meydan), bazı kaynaklarda ise “Det Røde Hav” (Kızıl Deniz) olarak anılıyor. Bunun nedeni de çok açık.
1928 yılında işçi hareketinin önemli isimlerinden Jens Jensen’in buraya defnedilmesiyle başlayan gelenek zamanla devam ediyor. Ardından Sosyal Demokrat Parti’nin önde gelen siyasetçileri ve başbakanları da aynı bölgede toprağa veriliyor.
Kimsenin yazdığı bir yasa yok. “Parti liderleri buraya gömülecek” diye alınmış resmi bir karar da bulunmuyor. Ama yıllar içinde oluşan gelenek, aile tercihleri ve sembolik anlamlar burayı Danimarka sosyal demokrasisinin hafızasına dönüştürüyor.
Aslında burada yatan insanlar yalnızca bir partiyi değil, bugünkü Danimarka’nın temelini atan kuşağı temsil ediyor.
Sekiz saatlik çalışma düzeni, güçlü sendikalar, ücretsiz eğitim, refah devleti, sosyal güvenlik sistemi…
Bugün dünyanın birçok ülkesinin örnek aldığı sosyal modelin önemli bölümü bu insanların döneminde şekilleniyor. Ama sonra dönüp mezarlarına bakıyorsunuz. Küçücük taşlar, birkaç çiçek ve sessizlik…
Türkiye’den gelen biri için ilk tepki gerçekten şu oluyor: “Hepsi bu kadar mı?”. Çünkü biz bambaşka bir geleneğin içinden geliyoruz.
Türkiye’de devlet adamlarının mezarları denince akla çoğu zaman mermerli anıtlar, tören alanları, resmi protokoller geliyor.
Elbette Anıtkabir bambaşka bir yerde duruyor. O, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan tarihi saygının simgesi ve yalnızca bir mezar değil, aynı zamanda ulusal hafızanın merkezi.
Bunun dışında da birçok siyasetçi için anıt mezar anlayışı öne çıkıyor.
Danimarka ise sanki başka bir şey söylüyor. Burada, çocuk arabasıyla yürüyen aileler yanınızdan geçiyor. Birileri köpeğini gezdiriyor. Bir genç bankta oturmuş kitap okuyor. Bisikletini ağaca yaslayan biri kahvesini içiyor. Yani hayat devam ediyor. Ülkeyi yönetmiş insanlar da o hayatın içinde kalıyor. Gösterişsiz ama unutulmadan.
Sonra aklıma yıllar önce gezdiğim Assistens Kirkegaard (Assistens Mezarlığı) geliyor. Bu kez karşınıza siyasetçiler değil, başka bir Danimarka çıkıyor.
Masallarıyla bütün dünyayı etkileyen Hans Christian Andersen, varoluş felsefesinin en büyük isimlerinden Søren Kierkegaard, modern fiziğin öncülerinden Niels Bohr, şairler, yazarlar ve nice sanatçılar…
Hepsi aynı mezarlıkta.
Başta bunun da tesadüf olduğunu sanmıştım. Ama değilmiş.
Assistens Mezarlığı, 19. yüzyıldan itibaren Kopenhag’ın kültür çevrelerinin doğal buluşma noktası haline geliyor ve zamanla ülkenin kültürel hafızasına dönüşüyor.
İşte, tam burada Danimarka’yı biraz daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. Bir mezarlık siyaset tarihini anlatıyor. Diğeri edebiyatı, bilimi ve sanatı. Yani aslında mezarlıklar bile bir ülkenin hafızasını düzenliyor.
Bizde mezarlık çoğu zaman yalnızca ziyaret edilen bir yer.
Buradaysa aynı zamanda yaşayan bir tarih kitabı.
İnsanlar yürüyüş yapıyor. Koşuyor. Bankta oturuyor. Ama farkında olmadan ülkenin tarihinin içinden geçiyor.
Belki de beni en çok etkileyen buydu. Danimarka geçmişini devasa anıtlarla değil, gündelik hayatın içinde yaşatmayı seçmiş.
Kopenhag’ın bu iki mezarlığında dolaşırken insan ister istemez kendine; ’Bir ülkeyi gerçekten ayakta tutan şey, yöneticilerinin mezarlarının büyüklüğü mü? Yoksa geride bıraktıkları kurumlar, fikirler ve değerler mi?’ sorularını soruyor.
Sanırım yanıt mezar taşlarında değil, bugünkü Danimarka’da.
Gazeteci Cengiz Kahraman, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yaşamakta ve 1992 yılından bu yana ise aktif olarak gazetecilik ve editörlük yapmaktadır.
Cengiz Kahraman, uzun yıllar serbest gazeteci olarak Türk basınında görev aldı. Bu süreçte Milliyet, Radikal ve Habertürk gazetelerinin Kopenhag muhabirliğini yürüttü. Bu süreçte Türkiye ile Danimarka arasındaki siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeleri yakından izleyerek kamuoyuna aktardı. Daha sonra kısa bir süre Danimarka’nın ulusal radyo ve televizyon kurumu DR’nin yabancı diller servisi olan DR International’da Türkçe haberler hazırlayıp sundu. Kahraman, aynı dönemde BBC World Türkçe Servisi için de Kopenhag’dan serbest muhabir olarak çalıştı.
2002 yılında Danimarka’nın önde gelen günlük gazetelerinden Politiken’de çalışmaya başlayan Cengiz Kahraman, Politiken gazetesi bünyesinde 2004 yılı sonuna kadar Türkçe ve Danca olarak haftalık yayımlanan Haber gazetesinin editörlüğünü üstlendi. Günümüzde ise “haber.dk” ile Danca yayın yapan “Danturk.com” adlı haber portallarının sahibi ve editörü olarak yayıncılık faaliyetlerini sürdürmektedir.
Cengiz Kahraman, gazetecilik mesleğini Türkiye ve Danimarka arasında bir köprü olarak görmüş; göç, kimlik, kültür, medya ve demokrasi konularında uzun yıllardır ürettiği haber ve analizlerle kamuoyuna katkı sunmaya devam etmektedir.





























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.