Duvarın ötesinde akan Meriç Nehri

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Geçenlerde Edirne’den İpsala’ya, Meriç Nehri kıyısını takip ederek bir yolculuk yaptım. Bu yolculukta gördüklerim ve düşündüklerim şöyle:
Meriç Nehri yine akıyor; ama artık sadece suyu değil, zamanın yükünü de taşıyor.
Sabah erken saatlerde İpsala tarafında sis suyun üzerine çöküyor. Çeltik tarlalarında çalışan insanlar diz boyu suyun içinde emek veriyor. Bu su onlara hem ürün veriyor hem de bazen taşkınlarıyla zorluk çıkarıyor.
Karşı kıyıda ise başka bir manzara var. Yunanistan tarafında yükselen çelik duvar, nehrin doğal akışını kesen sert bir çizgi gibi duruyor. Su akıyor, ama geçiş artık yok denecek kadar zor.
1980’lerden beri birçok insan için Avrupa’ya gidişin yollarından biri olan Meriç Nehri, bugün çelik duvarlarıyla geçit vermiyor. Avrupa’nın artan vize duvarları da bu tabloyu daha da kapalı hale getiriyor. Yani Meriç’in sularında artık hayata uzanan bir yol eskisi gibi görünmüyor.

Oysa Meriç bu öyküleri yeni görmüyor. Yıllardır çiftçiyi de, göç yoluna düşeni de, sınırdan geçmeye çalışanı da gördü. Kimi zaman hayat verdi, kimi zaman ölümle anıldı.
Bugün ise tablo daha keskin: su akıyor ama insanlar için yol kapanıyor. Yine de Meriç değişmiyor. Sadece tanıklık ediyor.
Geçen kurtulur, duran susar; ama su hiçbir şeyi unutmaz. Meriç yine akıyor, ama öyküleri unutulmaz ve ağır.
Bir yanında çeltik, bir yanında duvar. Suyun hafızası eski, insanın sınırları yeni. Geçen kurtulur, duran susar, ama nehir, kimseyi unutmuyor.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.