Barış, adalet ve özgürlük uğruna yazdığı şiirlerle evrensel bir şair olan Nazım Hikmet, Türk edebiyatından dünyaya açılan en güçlü seslerden biri oldu. Şiirleri, fikirleri ve yaşam mücadelesiyle yalnızca bir şair değil, insanlık değerlerinin savunucusu olarak hafızalarda yer etti.

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Emeği, adaleti ve barışı her şeyin üstünde tutan dünya görüşü ve eserleriyle gerek Türkiye’de gerekse dünyada derin iz bıraktı Nâzım Hikmet.
Türkiye’nin kültürel ve sanatsal hayatında önemli bir yere sahip olan Nâzım Hikmet, dünya çapında tanınan bir şair, yazar ve düşünürdür. İlham verici eserleri ve özgür ruhu onu ölümsüz kıldı ve birçok insanın kalbinde taht kurdu.
Nâzım Hikmet’in Türkçe eserleri, yabancı dillere çevrilmiş eserleri, hakkında yazılmış Türkçe ve yabancı dillerdeki kitapları, makaleleri ve tezleri içeren Nâzım Hikmet Bibliyografyası, Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi çalışanlarından Meryem İdiler, Filiz Ekingen, Flores Mamondi ve Zeliha Günday tarafından 2013 yılında hazırlanmıştır. Nâzım Hikmet Bibliyografyası 1832 eserden oluşmaktadır, bu sayıya aynı eserlerin yaptığı farkı baskılar da dahildir. Tek tek eser olarak bakıldığında 1202 eserlik bir külliyat karşımıza çıkıyor.
Nâzım Hikmet Ran 14 Ocak 1902’de Selanik’te doğdu ve 3 Haziran 1963’te Moskova’da yaşamını yitirdi. Şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş ve eserleri birçok ödül almıştır. Çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerindendir. Uluslararası bir üne ulaşmıştır ve dünyada 20. yüzyılın en gözde şairleri arasında gösterilmektedir. Nâzım Hikmet, şiir dili, temaların çeşitliliği ve evrenselliği, dünya insanı bakış açısı ile Türkçe şiirin dünyadaki en önemli temsilcisi olmuştur.

Nazım Hikmet’in Moskova’daki mezarı. – Foto: Haber.dk
Nâzım Hikmet’in şiiri dünyada oluşan imgesinin, şairin kültürel ve simgesel uluslararası tanınırlığını tetiklemiştir. Nâzım Hikmet hem şiirinin gücü hem de kişisel yaşantısında karşılaştığı zorluklar nedeniyle, toplumsal anlamda aynı paralelde hareket eden yazar ve kültür insanlarının ilgisini çekmiştir. Böylece, yasaklı olduğu için kendi memleketinde gerçekleştiremediği yazınsal alandaki dolaşımı, çeviriler ve özgürlüğü için yapılan kampanyalar sayesinde uluslararası yazınsal alanda gerçekleştirmiştir. Nâzım Hikmet’in hangi koşullarda evrensel bir değere dönüştüğü, şiirlerinin hangi yıllarda, hangi dillere ve kimler tarafından çevrildiği dikkate alınarak çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu alandaki çalışmalar, Nâzım Hikmet’in evrensel boyuttaki tanınırlığına, üretkenliğine, insan ilişkilerine ve şiirinin evrensel gücüne odaklanmıştır. Dünya edebiyatına katkısı, olumlu etkileri, edebî, yaratıcı ve öğretici bilgeliği, yazınsal alandaki duruşu, şiiri, yaşantısı ve tüm bunların ilişkiselliği bugün de anlaşılmaya çalışılıyor.
“Hayata ‘milliyetçi şiirler yazan Paşa torunu’ olarak başlayıp yirminci asrın büyük yazarları arasına girmiş bir evrensel şair olarak nokta koyan Nâzım Hikmet, bu bakımdan, yalnızca ‘yapıt üretme sanatını değil, aynı zamanda ‘bir şair olarak kendini üretme sanatını da içeren bir şiir sanatı yaratıcısıdır.”
Nâzım Hikmet, insanlık için daha güzel bir hayattan yana olmuştur. Nâzım Hikmet’in bu alandaki ısrarıyla, tek bir ideolojinin sanatçısı olmaktan çıkıp zor dönemdeki Anadolu insanının da, tüm bir insanlığın da hâlini görebildiği, insanlığın zor dönemindeki durumunu anlayıp, anlatabildiği, bizleri de sorunun bu yönünü algılamaya yöneltebildiği için evrensel bir yazardır.
‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ şairin önemli ve simgesel bir çalışmasıdır. Onu derinliğine algıladığımızda, başka eserlerini yorumlamada da temel saptamalara ulaşabiliriz. Nâzım Hikmet, bireyleri kendilerini çevreleyen nesnel koşullar içine yerleştirirken onların bireyselliklerini yadsımaz, insanları kuklalaştırmaz. ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’nın toplumsal gerçeğin çatışma ve sorunlarını anlatmaktaki gücü, Nâzım Hikmet’in hem kurgusalcı hem de belgeselci özelliğini göstermiştir.
“Nâzım Hikmet’in Shakespeare ve Puşkin’le yan yana yürüyecek çapta ‘muazzam bir sanat dehası’ olduğundan hiç şüphem yok.”“Aslında Nâzım Hikmet de, Tolstoy da, Gogol da, yaşadıkları toplumun eksikliklerine dikkati çekmişlerdi.”
Nazım Hikmet’in 100. Doğum yılında, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı (UNESCO), 2002 yılını Nâzım Hikmet yılı ilan etmişti. Bu kapsamda sadece Türkiye’de değil, dünyanın çok sayıdaki ülkesinde Nazım Hikmet’i anlama ve anma etkinlikleri yapılmıştı. Aynı yıl biz de Kopenhag Kütüphanesinde yüzlerce katılımcıyla Danca-Türkçe bir etkinlik düzenleyerek, Danimarkalı ve Türk şairlerle onu anmıştık..

Nazım Hikmet’i Danca diline kazandıran Danimarkalı şair Erik Stinus.
Uluslararası Nâzım Hikmet Şiir Ödülünün dördüncüsünü, John Berger (İngiltere), Henrik Nordbrandt (Danimarka), Titos Patrikios (Yunanistan), Cevat Çapan, Turgay Fişekçi ve Tarık Günersel’den oluşan seçici kurul, Nazım Hikmet’i Danca diline kazandıran Danimarkalı şair Erik Stinus’a verilmesini kararlaştırdı. Bu ödül, Danimarkalı Erik Stinus’a, yaşam boyu bütün eserlerinde ortaya koyduğu insancıl öz ve sanatsal başarısından dolayı verildi. Nazım Hikmet’in şu anda Danca dilinde dört kitabı var: Üç şiir seçkisi ve bir roman. Şiir seçkileri Nazım Hikmet Ödülünü alan Erik Stinus tarafından çevrildi.
Her şair doğal olarak önce kendi halkı için yazar – başka kime yazabilir ki? Sonuçta, kendi dilinde ve halkının dilinde yazar. Ama bunu iyi yaparsa – o zaman başka dillere de çevrilebilir! O zaman dünyanın diğer yerlerinde de takdir edilecek ve sevilecektir. Dünya insanları birbirlerinden o kadar farklı değil ki. Şair gerçekten kendi halkı için yazıyorsa, yazdıklarının dünyanın dört bir yanına kolayca yayılabileceğine inanıyorum.
Dünya Barış Konseyi 1950 yılında, Nâzım Hikmet’e, İspanya’dan Pablo Picasso, Şili’den Pablo Neruda, Amerika’dan Paul Robeson ve Polonya’dan Wanda Jakubowska ile beraber Uluslararası Barış Ödülü vermişti.
Nâzım Hikmet’in kalemi, insanın iç dünyasına cesaretle dokunurken; umudu, direnci ve empatiyi yansıtan evrensel ve güncelliğini asla kaybetmeyen bir büyüye sahip. Hayatını ve eserlerini kutladığımızda, insan ruhunun yorulmak bilmeyen bir savunucusunu da onurlandırıyoruz.
3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30’da gazetesini almak üzere ikinci kattaki dairesinden apartman kapısına yürüdüğü sırada, tam gazetesine uzanırken geçirdiği kalp krizi sonucunda hayatını kaybetti. Ölümü üzerine Sovyet Yazarlar Birliği salonunda yapılan törene yerli ve yabancı yüzlerce sanatçı katıldı ve törenin görüntüleri siyah beyaz olarak kaydedildi. Moskova’da 900 heykelli Novodeviçi Ünlüler Mezarlığı’nda gömülüdür. Bilinen şiirlerinden biri olan Rüzgâra Karşı Yürüyen Adam figürü, siyah granitten yapılan mezar taşı üzerinde, ebedileştirildi. Bu yıl 3 Haziran’da, Moskova’da Nazım Hikmet’in mezarı başında yapılan anma etkinliğine ben de katıldım. Orada, Nazım Hikmet’in Moskova’da kaldığı evi ve Nazım Hikmet Kütüphanesini görme olanağı buldum.
Hayatının son baharını son eşi olan Vera ile geçirdi. Öldüğünde ceketinin cebinden çıkan kendi fotoğrafının arkasında ise, Vera için son bir şiir yazmaktaydı:
“Gelsene dedi bana
Kalsana dedi bana
Gülsene dedi bana
Ölsene dedi bana
Geldim
Kaldım
Güldüm
Öldüm”
Bu satırlar Nâzım’ın kaleminden bize ve dünyaya kalan sözler oldu.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.