15 Ocak. Takvim yaprağında sıradan bir tarih gibi durur belki; ama bu ülkede şiirle nefes alan herkes için bir doğum günüdür bugün. Çünkü Nâzım Hikmet doğmuştur. Ve Nâzım, doğmakla yetinmeyenlerden… Her yıl, her kuşakta, her yeni yarada yeniden doğanlardan.

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Türkiye’nin neredeyse her kentinde adı anılıyor bugün. Sadece burada değil; sürgün yollarının belleğinde de… Moskova’da, uzak şehirlerde, başka dillerin kıyısında. Çünkü Nâzım’ın sesi pasaport istemez; çünkü şiir, sınır kapılarında durdurulamaz.
Ama bugün Tarabya’da olmak başka bir şeydi.
Nâzım’ın bu topraklara son kez ayak bastığı yerde… Denizin, gidişi hatırladığı kıyıda.
Kırmızı karanfiller vardı Tarabya’da. Soğuğa rağmen canlı, inatçı. Sarıyer Belediye Başkanı konuşurken, sözcüklerin arasından bir yolculuk sızıyordu: Tarabya’dan Karadeniz’e açılan o son yolculuk… Ardından Nâzım Hikmet Vakfı adına yapılan konuşma ve Boğaz’ın sularına bırakılan karanfiller… Çiçekler suya düşerken, sanki yıllardır bekleyen bir selam yerine ulaşıyordu.
Sonra bir tekne kalktı.
Şiir yüklü bir tekne.
İstanbul’un suları geride kalırken, gitarın sesi karıştı rüzgâra. ŞiirTrek grubundan Musa Ocak ve Ramazan Cecenoğlu, Nâzım’ın çok bilinen, çok sevilen dizelerini okudu. Dizeler denize söylendi bu kez; dalga dinledi, rüzgâr ezberledi. Karadeniz’e doğru açıldık, çünkü Nâzım’ın sesi en çok orada çoğalır.
O yolculukta kısa bir mesaj da vardı. Uzakta olan ama sesi burada duyulan bir kalpten gelen birkaç cümle… Benim yazdığım o kısa metni Musa Ocak okudu:
“15 Ocak.
Nâzım’ın son kez ayak bastığı Tarabya’dan
bir tekne kalkar bugün,
şiir yüklü…”
O an anladım:
Nâzım anmak, bir tören değildir yalnızca. Bir harekettir. Bir yöneliş. Denize açılmaktır.
Karanfiller maviye düştü.
Şiir suya karıştı.
Ve Nâzım, bir kez daha Karadeniz’le selamlaştı.
Nâzım ölmez.
Nâzım hep doğar.”





























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.