HABER

Ne şiş yansın, ne kebap

Uzun yıllar Türkiye’de yaşayan ve iyi düzeyde Türkçe de bilen Danimarkalı şair Henrik Nordbrandt, kendisine yıllar önce yöneltilen “Türkiye’yi nasıl tarif edersiniz?” yönündeki bir soruya, Türkiye’yi tavlada dama kurallarıyla satranç oynayan oyuncuya benzettiğini söylemişti. Yani çelişkiler ülkesi demişti. Nordbrandt’ın yıllar önce yaptığı bu tarifi bugünün Türkiye’sine uyarladığımızda bunun hala geçerli olmakla birlikte eksik bile kaldığını söylersek sanırım yanılmayız.

Bir taraftan akıllara sığmayacak yolsuzluk iddiaları ile çalkalanan bir hükümet, sanal ortamda dolaşan her türlü video ve ses kasetleri, On kusur yıldır ‘beraber yürüdük biz bu yollarda’ dediği ama birden düşman ilan edilen bir cemaat, Kürtlerin bile anlamakta zorlandığı bir açılım hikayesi, terör örgütü ilan edilip gazetecisinden, öğretim görevlisine, milletvekiline, aydınına, askerine kadar bir çok insanın gece yarıları evlerinden alınıp yıllarca hapis tutulduğu ve ne olduysa birden bu insanların suçsuz olduğu anlaşılıp serbest bırakıldığı bir Ergenekon davası. Sonrasında da o insanları tutuklatan ve yıllarca hapis yatmalarına neden olan savcılar hakkında başlatılan soruşturmalar, Gezi protestocularına karşı duyulan büyük öfke, nefret ve Taksim’de toplanan binlerce insanın yasadışı örgüt üyesi ilan edilmesi, 8 kişinin yaşamını yitirmesi. Yasakçı zihniyete karşı olunduğunun iddia edilip ama yasak üstüne yasak getirilmesi, kuvvetler ayrılığının hiçe sayılması, yargının yeniden düzenlenmesi ve burada saymakla bitmeyecek daha bir çok anti demokratik uygulama…

Türkiye’de hiç de demokratik olmayan bu gelişmeler her ne kadar AB’nin, ABD’nin ve Birleşmiş Milletler’in tepkisini çekse de, AB ile müzakereler durma noktasına gelse de, Batılı ülkeler Türkiye’nin içişlerine burunlarını sokmaya fazla niyetli görünmüyorlar. Her ne kadar Batılı politikacılar Erdoğan’ın 12 yıldır oluşturmaya çalıştığı muhafazakar görüntüden kaygı duymaya başlasa da bunu fazla kaşımak istemiyor ve Türkiye’nin iç kavgası olarak görmeyi tercih ediyorlar. Aslında pek umurlarında da değil.

Türkiye’deki olumsuz gelişmeler Türk medyasında o kadar geniş yer buldu ki, Batı medyası da artık ucundan kıyısından yer vermenin zamanının geldiğini düşündüğü için ciddi bir analiz yapmaya gerek duymadan ajans haberleriyle geçiştirmeye çalışıyor Türkiye’deki gelişmeleri.

Peki Batı neden mesafeli duruyor ve Türkiye’ye karşı bir tavır belirlemiyor? Çünkü uluslararası, yani devletler arası ilişkilerde ülkelerin çıkarları söz konusudur. Türkiye’nin bulunduğu coğrafyadır. Boğazlardan tutun da, Doğu Akdeniz körfezine, İncirlik ve Malatya’daki NATO radarlarına, Türkiye’nin stratejik önemidir. Son 10 yılda izlenen ekonomik politikalardan ve Türkiye’nin ekonomisine yatırım yapanların çıkarlarından dolayıdır.

Örneğin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Danimarka’ya gerçekleştirdiği resmi ziyareti ele alalım. Bu ziyaret Danimarka için oldukça yararlıydı. Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyareti sırasında konuşma fırsatı bulduğum Danimarkalı bakanlar, Türkiye’deki gelişmelerden kaygı duyduklarını ifade ettiler ama Türkiye ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin, yani Danimarkalı şirketlerin Türkiye’deki pazarda yeralmasının daha önemli olduğunu gösteren tavır içindeydiler.

Danimarka Sanayiciler ve İşadamları Derneği Cumhurbaşkanı Gül’ün temasları sırasında bir analiz yayınlamıştı. Analizde Danimarkalı şirketlerin Türkiye’yi başlı başına büyük bir pazar olarak gördüğünü ve Avrupa’ya yakın olması nedeniyle Danimarka’nın Ortadoğu’ya ve Asya’ya ihracatını kolaylaştıracağını kaydetmişti. Danimarkalı şirketler 3 saatte İstanbul’a gelinmesini Türkiye’yi, Çin’den, Hindistan’dan ya da Brezilya’dan daha çekici görüyorlar. Yani Türkiye’yi bir sıçrama tahtası olarak görüyorlar. Türkiye’ye mal ve hizmet ihraç etmek istiyorlar, kısacası Türkiye’den para kazanmak istiyorlar. Bu yüzden de Türkiye ile ilişkilerin bozulmasını da istemiyorlar.

Yani ne şiş yansın, ne kebap.

Cengiz.kahraman@haber.dk

by
Exit mobile version