HABER

Şampanya ile kutlanan boşanmalar 

O gün işten erken çıkan Stefan, mutfakta yemek hazırlıyordu.

İkiz kızlar, salonda televizyon izliyordu.

Karin, o akşam biraz geç geldi eve.

Birlikte  güle, oynaya yemek yediler.

Çocuklar, ders çalışmak için odalarına çekildi.

Karin, kahve dolu fincanı  verirken, tedirgin bir ifadeyle:

‘’Seninle önemli bir şey konuşmam gerekiyor, Stefan!’’  dedi.

Hafifçe yayıldığı koltuktan doğrulan Stefan, ‘’ Tabii, seni dinliyorum…‘’

Filmlerdeki gibi hiç duraksamadan sözlerini sıraladı Karin:

‘’ Sözü fazla uzatmaya gerek yok; senden ayrılmak istiyorum. Zaten, uzun süredir sana ilgi duymadığımın farkındasın!…’’

Stefan, şaşkınlığını gizlemeye çalışarak,böylesi durumlarda sorulabilecek soruyu sordu:

‘’ Yaşamında başka biri mi var?’’

Evet, başka biri vardı. Saklamasına gerek yoktu. Kim olduğunu söyledi.

Aralarında kısa süreli bir sessizlik oldu.                                                                                   Balkon camından içeriye hafif bir esinti girdi.

Stefan,  şakaklarında toplanan teri sildi.’’Seni başkalarına yar etmem!’’ diyerek bağırıp çağırmadı; bıçağını, tabancasını çekip saldırmadı. Ellerini iki yana açarak,                                                                                       ’’Madem öyle, yapılacak bir şey yok!’’ dedi.

Gerisi, mal, mülk paylaşımıyla ilgili ayrıntıydı.

Daha ocaktaki yemeklerin altı soğumadan ayrılmaya karar verdiler….

ÇOCUKLAR KARİN’DE KALDI

Karin’le aynı okulda çalışıyorduk. Anlattıklarını dinlerken, ’’O gece de aynı yatakta, birlikte mi yattınız?’’diye sordum geleneksel şark kafasıyla. Doğrusu, böyle bir soru beklemiyordu:

’’Bunun ne önemi var’’ dedi; ’’ bitti mi, bitiyor…’’

Çocuklar Karin’de kaldı. Stefan evden ayrıldı, yerine Bertil geldi.

Geçen hafta, 10 yaşını dolduran ikizlerin doğum gününü kutladık…

Karin, beni ve kızlarımı da davet etti.

Evinin bahçesinde mevsimin ilk mangalını yelledik..

Ben, ’’mangal bizim işimiz’’ diyerek etleri kızartırken, Stefan, genç bir kadınla bahçe kapısından içeri girdi.

Karin, çocukların duygusal bir boşluk yaşamalarını önlemek için Stefan’ı da çağırmıştı.

Hepimiz bir masanin etrafında toplandık.

Şampanyalar patladı. Hep birlikte ’’Hurra! hurra!’(yaşa!) diyerek ikizlerin geleceği için kadeh kaldırdık!

DOĞUM GÜNÜNDEN DE, SOHBETLERDEN DE TAT ALAMADIM.

Karin ile Stefan, ikinci kadehi de birbirlerine mutluluk dileyerek kaldırdılar.

Ben fark etmedim; Karin,  etleri dağıtırken Stefan’ın tabağına biraz fazla koymuş.  Bertil, yayvan bir gülümsemeyle espri yaptı güya:                                                                                ’’ Bakıyorum da, eski eşini kolluyorsun hâlâ!…’’                                                                                                      ’’Tabii kollarım, o benim çocuklarımın babası…’’

Bir tuhaf oldum. Bunlar benim kaldırabileceğim şakalar değildi.

Stefan’ın ikizlerin doğum gününe gelmesini anlıyordum. Ancak, ayrılan eşlerin, davetlilerin önünde birbirlerinin mutluluk dilemelerini, hele de Bertil’in soğuk esprilerini kavrayamıyordum. Bunları düşünürken bir an dalmışım.

Karin, fark etti:

’’Bir şey mi oldu?’’

’’Yok bir şey!…’’ diyerek belli etmemeye çalıştım.

 

O gün, doğum gününde de, sohbetlerden de bir tat alamadım.

Yorgunluğumu bahane ederek kızlarımla birlikte erken ayrıldım.

Arabayı kullanan küçük kızım,’’Senin bir şeye mi canın sıkıldı?’’ diye sordu.      ’’Yok bir şey!’’ diyerek geçiştirdim.

Sosyoloji okuyan büyük kızım, kafamdaki  gel/gitlere yanıt verircesine:

 ’’ Ne güzel bir ilişki değil mi, baba? Boşanmışlar; ancak, dostlukları sürüyor. Birbirlerine saldırmıyorlar. Kan dökmüyorlar.. Bu konuyu,Türkiye ile karşılaştırarak seninle tartışmak istiyorum’’ dedi.

’’Olur, konuşuruz.’’ diye yanıt verdiğimde kapının önüne gelmiştik….

ali.nergis@gmail.com

by
Exit mobile version