Orta Doğu’daki çatışmaların seyri değişirken, asıl mücadele artık cephelerde değil; enerji hatlarında, piyasalarda ve küresel güç dengelerinde yaşanıyor. Hürmüz Boğazı etrafında büyüyen belirsizlik, dünya ekonomisini savaşın kendisinden daha fazla etkileyebilecek yeni bir dönemin habercisi olabilir.

Foto: AI / Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Son günlerde art arda gelen politik açıklamalara ve piyasalardaki sürekli kırılma durumuna bakıldığında, siyaset artık yalnızca diplomasi masalarında değil, ekranların ve piyasaların nabzında yazılıyor.
Gücün dili sertleşirken, gerçek çoğu zaman gürültünün içinde kayboluyor. Son örnek, İran etrafındaki gerilimin sahada neredeyse “sönümlenmiş” görünmesine rağmen, ağırlık merkezinin Hürmüz Boğazı’na taşınması.
Çünkü modern çatışmalarda savaş çoğu zaman bitmez; yalnızca yer değiştirir. Silahların sesi kısılır, petrolün sesi yükselir. Hürmüz Boğazı’ndaki her gerilim, askeri bir zorunluluktan çok ekonomik bir kaldıraç gibi işler. Bir geçiş hattındaki en küçük belirsizlik bile, küresel piyasaları titreten bir güç çarpanına dönüşür.
Burada asıl sorun savaşın bitip bitmediği değil; belirsizliğin kim tarafından yönetildiğidir. Çünkü çağımızda belirsizlik, petrol kadar stratejik bir varlıktır. Hatta çoğu zaman ondan daha değerlidir: Petrolü değil, petrolün geleceğini kontrol eden kazanır.
Bu yüzden savaşın dili de değişmiştir. Artık “kazandık” ya da “kaybettik” cümleleri sahada değil, borsada anlam kazanır. Kartlar masada değil, fiyat ekranlarında yeniden dağıtılır.
Ortaya çıkan resim, bir tür çift katmanlı gerçekliktir: Bir yanda sahada şekil değiştiren, görünürde sönümlenen ama ekonomik hatlara taşınan bir Orta Doğu gerilimi; diğer yanda petrol akışı üzerinden yürüyen küresel bir güç mücadelesi.
Tam da bu noktada Batı ittifakı içindeki çatlak sesler dikkat çekiyor. Avrupa’dan gelen bazı tepkiler, özellikle İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin ABD Başkanı’nın sert üslubuna yönelik rahatsızlığı, basit bir diplomatik nezaket meselesi değildir. Bu, ittifak içi gerilimin görünür hale gelmesidir.
Meloni’nin itirazı kişisel bir mesafe koyma çabası olmaktan çok, politik gerçekçiliğin ifadesi gibi okunabilir: Sert söylem kısa vadede güç gösterisi üretir, ama uzun vadede ittifakların dayanıklılığını aşındırır. Diplomasi, bağırarak değil; denge kurarak yürür.
Sonuçta ortaya çıkan tablo nettir: Bir yanda sahada bitmiş gibi görünen ama ekonomik damarlar üzerinden devam eden bir gerilim hattı; diğer yanda bu hattı fiyatlara, beklentilere ve korkulara dönüştüren küresel piyasa düzeni. Bu iki katmanın üzerinde, birbirine üstünlük kurmaya çalışan liderlerin giderek sertleşen dili.
Savaşlar gerçekten sona mı eriyor, yoksa yalnızca daha görünmez bir forma mı bürünüyor?






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.