Bosna Savaşı’nın derin yaralarını, Dersim’in sessiz hafızasını ve Anadolu’nun köy yaşamını aynı hikâyede buluşturan Beni Rahat Bırak, etnik kimliklerin değil insan olmanın belirleyici olduğu bir dünyayı anlatırken, öfkenin yerini barışın alabileceğini güçlü bir dille hatırlatıyor.
Hasan AKARSU
hasan@haber.dk
Yazar Zehra Güngör, Ayvalık doğumludur. İÜ Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirir. Şiirleri ve denemeleri birçok dergide yayınlanır, ödüller kazanır. Yeni romanı “Beni Rahat Bırak”ta, etnik ayrımcılığın, savaşların getirdiği sorunları irdelerken çözümün barış içinde yaşamak olduğunu vurgular.

Beni Rahat Bırak-Zehra Güngör, Roman, Alakarga Sanat Yayınları, Haziran 2025, 216 s.
(Sarmal Çevrim, Bursa, Temmuz-Ağustos 2026)
Romanda olaylar denize yakın bir köyde geçerken köyde yaşayan ailelerin geçmişlerine dönük açıklamalar yapılır. Romanın birinci bölümünde köydeki kına gecesi, ikinci bölümünde sünnet düğünü anlatılır. Ekrem ile Enisa evli olup çocukları Aydın’a sünnet düğünü yaparlar. Köylünün işbirliği içinde olduğu gözlenir. Ekrem, Srebrenitsa’da babasını, annesini, eşi Selma’yı ve oğlu Besim’i yitirir, Türkiye’ye göç eder. Enisa’yla evlenip yeni bir düzen kurarken resim yapar. Komşusu Orhan’ın evine badana yapar. Bu sırada gördüğü haçtan irkilir ve Orhan’ın da Bosna’daki Çetnikler gibi olduğunu düşünür, onu önce düşman bilir, evi terk eder. Daha sonra Orhan’ı tanıdıkça din ayrımının önemli olmadığını, insan olmak gerektiğini anlar. Srebrenitsa’da toplu mezarlar bulundukça ölülerini tanımak için gider. Annesini mutfak önlüğünden, babasını botların içindeki çoraplardan tanır. Eşi Selma ile oğlu Besim’i de tanıyıp mezarlarının yerini bilir. Kız kardeşinin izini bulamaz. Toplu mezarlardaki mikroorganizmaların ürettiği mavi kelebekler, açan beyaz çiçekler, mezar yerlerinin yerinin saptanmasını sağlar. Yazar, orada yaşanan acıları anımsatır.
Barış içinde yaşamak
Orhan’ın ailesi Dersimlidir. Onu da çocukluğundan itibaren tanıtır yazar. Ailesi kuyumcudur. Annesi Sultan, babası Kemal, anneannesi Pervin, dedesi Saadettin, Orhan’ın asıl adı Onik vb. Hepsinin adları değişir. Annesiyle, İstanbul’da kuyumculuk yapan dayısı Müslüman, diğerlerinin Ermeni olduğu anlaşılır. Orhan, Pangaltı’da yaşarken köye taşınır, kuyumculuk işini orada sürdürür. Ekrem’in eşi Enisa’nın babasından aldığı evde onlarla komşu olur ve tek başına içine kapanık olarak yaşar. Köylüleri gözlerken onlara yardımcı olmaya çalışır. Önce evlerin arasına duvar yaptırmışken sonra o duvarı yıktırıp bahçeleri ortak kullanırlar vb. Köy muhtarı dedikoducu sevimsiz birisidir. Köylüleri de tanıtır yazar. Ahmet Bayraktar yağ fabrikası işletir. Eşinden ayrı olarak köylü güzeli Cavidan’la metres hayatı yaşar. Berber Vedat sünnet, diş çekme işlerini de yapar. Ekrem’in oğlu Aydın’ı o sünnet edecektir. Nülü dedikleri Nurettin, kekeme olup düğünde her işe koşturur, yardım eder. Annesi de köylü kadınların giysilerini diker. Köyde önce kına gecesi hazırlıkları yapılır. Davul-zurna-klarnet eşliğinde oyunlar oynanır. Yemekler yenir, kınalar yakılır. Ertesi gün sünnet hazırlıkları başlar. Bahçede sünnet yatağı hazırlanır. Orhan, para sıkıntısı çeken Ekrem’e yardım eder. Ekrem, onun istediği resmi yapacaktır. Arka planda Ağrı Dağı, önde kucağında çocuğuyla üzgün bir kadın vb. Ekrem’e düğün yardımı olarak kaparo verir, Aydın’a kirve olur. Din ayrılığı olsa da kirveliği iki tarafın benimsemesi komşuluk ilişkilerini geliştirir. Düğün sırasında ikiyüzlü muhtarın çıkışları kavgaya neden olur. Orhan, Ekrem’i oradan uzaklaştırıp evinde korur. Enisa olaylara üzülür, ağlar. Gece yarısından sonra Ekrem, bahçeden çiçekler toplayıp bir buket yaparak Enisa’nın gönlünü alır. Enisa Ekrem’e yeni toplu mezarlar bulunduğunu haber verir. Gidip kız kardeşini bulmasını, otuz yıllık öfkesini Bosna’da bırakmasını ister. Ekrem de bu öfkeyle yaşanmayacağını anlar.
Yazar Zehra Güngör, “Beni Rahat Bırak” romanında deniz kıyısında bir köyde yaşayan köylülerin geleneklerini nasıl yaşattıklarını, kişilerin ağzından yansıtır. Olay kişilerine “Ölüm çiçeklerinin olduğu yerde mavi kelebekler uçar” dedirterek toplu mezarları, “Su barış demek, cehennemi cennete çevirmek demek” dedirterek, sünnet sonrası ellerin birlikte yıkanmasının aile birliği için gerekli olduğunu anımsatır. Topraklarından koparılmış aileler de yaşadıkları yerleri yurt bilip barış içinde yaşamak isterler.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.