Yaşamın, yolculuğun ve hafızanın tanıklığı

Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Şiir, kimi zaman bir kağıt üzerinde sessizce durur; kimi zaman bir yolculuğun içinde, bir dost sofrasında, bir hastane odasının sessizliğinde yeniden konuşmaya başlar. Son günlerde bu ülkenin şiir hafızasında iki güçlü isim, iki ayrı insan haliyle yeniden düşünülüyor: biri yaşama yeniden tutunmanın sevincinde, diğeri ise yaşamla ince bir sınavın eşiğinde.
Ataol Behramoğlu’nun 84. doğum günü, İstanbul Adalar Belediyesi’nin girişimiyle sanatçılar ve şiirseverlerin buluştuğu özel bir etkinliğe dönüştü. Bu etkinlik yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda bir hatırlama anıydı: şiirin toplumsal hafızadaki yeri, direnişle kurduğu bağ ve bir şairin yaşamla kurduğu inatçı ilişki…
Zülfü Livaneli’nin Behramoğlu’nun şiiri ve politik duruşu üzerine yaptığı içten konuşma ise etkinliğin en çok yankılanan sesi oldu. Söz, orada yalnızca bir dostu anlatmıyordu; bir dönemin vicdanını, bir edebiyat damarının sürekliliğini de yeniden görünür kılıyordu. Son yıllarda sağlık sorunlarıyla mücadele eden Behramoğlu’nun yavaş yavaş toparlanma sürecine girmesi ise, şiirin kendisi kadar kırılgan ama bir o kadar da dirençli olan yaşam tarafını hatırlattı hepimize.
Öte yandan şiirin bir başka güçlü sesi, bugün daha ağır bir sessizliğin içinde: Ahmet Telli. Onu yıllar içinde farklı coğrafyalarda, farklı zamanlarda şiirin izini sürerken tanımak, sadece bir edebiyat deneyimi değil, aynı zamanda insani bir yol arkadaşlığıydı. İki kez Danimarka’da, bir kez de Saray, Tekirdağ’da düzenlenen şiir etkinliklerine davet etmiş, birlikte yolculuk etmiş, aynı evlerde ve otellerde kalmıştık. O yolculukların her biri, şiirin yalnızca yazılan değil, yaşanan bir şey olduğunu yeniden öğretmişti.
Şimdi o ses, hasta yatağında yaşamla ince bir çizgide direniyor. Ama Ahmet Telli’nin şiirini bilenler bilir: onun dizelerinde zaten hep bir direnme hali, hep bir hayata tutunma ısrarı vardır. Bugün yaşadığı şey, o şiirlerin dışına düşmüş bir durum değil; belki de onların en çıplak, en insani devamıdır.
Bu yüzden Behramoğlu’nun yeniden toparlanma umudu ile Telli’nin iyileşme beklentisi, aynı şiirin iki ayrı nefesi gibi duruyor. Biri sevinçte, diğeri beklentide… Ama ikisi de aynı yere bağlanıyor: yaşamın kendisine.
Şiir bazen bir kutlama etkinliğidir, bazen bir hastane odası. Ama her durumda insanı insana bağlayan en derin hatırlayıştır. Biz o hatırlayışın içinde, iki büyük şairin sesine aynı yerden bakıyoruz: yaşamın içinden, umutla.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.