Bir toplumun kaderini yalnızca zalimler belirlemez. Bazen o kaderi, gerçeği bildiği halde sesini esirgeyenler de yazar.

Foto: AI / Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Demir zincirlerin sesi vardır. Şakırtıları duyulur, ağırlıkları hissedilir. İnsan onları görür ve kırmak için bir çare arar.
Ama bir de sessiz zincirler vardır.
Korkudan örülürler, alışkanlıktan güç alırlar, çıkarla beslenirler. En çok da suskunlukla büyürler. İnsan, gün gelir, onları taşıdığını bile unutabilir.
Bir haksızlık olur, susulur.
Bir yalan gerçeğin yerine geçirilir, susulur.
Bir halkın sesi kısılır, bir şairin sözü yarım bırakılır, bir çocuğun geleceği karartılır; yine susulur.
Her suskunluk, görünmez bir halkaya dönüşerek zincire eklenir.
Oysa iktidarlar yalnızca zorla ayakta kalmaz. Onları ayakta tutan biraz korkuysa, biraz da sessizliğin sağladığı rahatlıktır. Çünkü hiçbir baskı, ona boyun eğenlerin sessizliği kadar güçlü değildir.
Tarih meydanlarında yürüyenler kadar, pencerelerinin ardından olup biteni seyredenler de vardır. Birileri bedel öderken, birileri güvenli köşelerinde suskunluklarını korur. Sonra yıllar geçer ve herkes aynı soruyu sorar:
“Bu kadar yanlış olurken kimse neden konuşmadı?”
Oysa yanıt çoğu zaman bellidir.
Konuşmak risklidir.
Susmak ise konforludur.
Ama insanı küçülten de tam olarak budur.
Bir toplumun kaderini yalnızca zalimler belirlemez. Bazen o kaderi, gerçeği bildiği halde sesini esirgeyenler de yazar.
Bu yüzden özgürlük, yalnızca zincirleri kırmak değildir. Özgürlük, korkunun dilimizi mühürlemesine izin vermemektir. Bir sözü gerektiği yerde söylemek, bir itirazı zamanında yükseltmek, vicdanın sesini kalabalıkların uğultusunda kaybetmemektir.
Çünkü zincirler bazen demirden değil, suskunluktan yapılır.
Dünya, konuşulamayanların ağırlığıyla döner. Özgürlük, önce konuşmaya cesaret etmekle başlar.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.