Hasan Akarsu’nun şiiri köyden yola çıkıyor, hayata bakmayı yeniden öğretiyor

Hüseyin DUYGU
hüseyin.duygu@haber.dk
Şiir bazen yüksekten konuşur, bazen de alçaktan yürür. Hasan Akarsu’nun şiiri yürür; toprağı dinleyerek, insanın yüzüne bakarak, kelimenin ağırlığını ölçerek… Onun dizelerinde acele yoktur. Her sözcük, söylenmeden önce durur; söylenince de geri dönmez.
Bu yürüyüş, Tekirdağ’da bir köyde başlar. Küçükyoncalı’da doğan bir çocuk, önce rüzgârı öğrenir; buğday başaklarının sesini, toprakla insan arasındaki o sessiz anlaşmayı. Köy, ona dili öğretir: kısa, doğrudan, süssüz. Belki de bu yüzden Akarsu’nun şiiri, sonradan eklenmiş bir incelik taşımaz; içinden geldiği gibi, olduğu yerde parlar. Şairlik, onun için birdenbire olan bir şey değildir; çocukluktan sızan, yıllar içinde derinleşen bir durum.
Akarsu, şiiri hayattan ayırmaz. Ahbaplıkla düşmanlığın birbirine karıştığı o ince çizgide durur. Yanlışların derinde saklandığı, doğruların bedel istediği bir dünyayı anlatır. Onur, onun şiirinde soyut bir kavram değildir; çiğnendiğinde insanın içinden bir şeyler kopar. Bunu bilir ve susmaz.
“Ahbap düşman oldu
ben buna şaştım…
Yemeğinizi yersiniz
Suyunuzu içersiniz
Her şey yerinde
Yanlış yapınca üzülürsünüz
Ezilirsiniz baş kaldırınca
Sorun derinde
Zorda kalsanız da
Baş eğmezsiniz
Kimliğiniz, onurunuz —
Ölürsünüz çiğnendiğinde.”
Bu şiirde konuşan, yalnızca bir yetişkinin sesi değildir; köyde büyümüş o çocuğun da sesidir. Adalet duygusunu erken öğrenmiş, haksızlığa karşı içi erken kabarmış bir çocuğun. Akarsu’nun şiirinde birey vardır ama yalnız değildir; her birey, bir topluluğun küçük aynasıdır. Halkın diline yaslanır; deyimin, atasözünün kestirme yolunu bilir.
Öğretmenliğin izleri, bu köy çocuğunun yoluna sonradan eklenir. Tahtanın önünde duran ses, şiirde yankıya dönüşür. Aydınlanmacı bir damar akar dizelerinde; ama bu damar buyurmaz, çağırır. Şiir, onda bir vaaz değil, yan yana durma hâlidir.
Yıllar geçtikçe sesi değişmez; yalnızca derinleşir. Son dönem şiirlerinde doğa daha çok konuşur. Kış denizi, ürkek kuşlar, başı havada kediler… Hepsi, çocuklukta öğrenilen o ilk bakışla izlenir: doğayı hükmetmeden seyretme bilgisiyle.
DAHA ÇOK YAŞAMAK
Doğa böyle işte
Herkesin derdi
Daha çok yaşamakmış
Kış denizine
Kimse girmezmiş
Güleriz ağlanacak halimize
Giysileriyle yüzenler
Hiç üşümezmiş
Kediler sudan kaçar
Her mevsim
Başları havada
Ağaçlara bakarmış
Kuşlar da hep ürkek
Daldan dala uçarmış
Dünya böyle işte
Bu dizelerde yargı yoktur; yalnızca tanıklık vardır. Akarsu’nun şiiri dünyayı düzeltmeye kalkmaz; onu dikkatle görmeye çağırır. Gürültünün içinden çekip aldığı bu sade ses, okurun içinde uzun süre kalır.
Yaklaşık kırk kitap yazan Akarsu’nun on yedisinin şiir kitabı olması şaşırtıcı değil. Hasan Akarsu’nun şiiri tanınır; çünkü bir köyden çıkar, bir ülkeyi dolaşır ve insanın kalbine varır. İmzası olmasa bile bilinir: Bu, sözü yavaşlatan, toprağın sesini unutmayan bir şiirdir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.