HABER

Yaklaş, Kulağına Fısıldayacak Zeytin…

“Herkes gider ben kalırım” fısıldadı bir ses, kulağına Homeros’un. İrkildi ilkin Homeros; nerden geldiğini bilmediği bu fısıltı ile..

“Ben hep buralardaydım. Senden daha da önceleri ve belki insanlıkla yaşıtım” Dedi yine ve yeniden, o ses. Etrafta yoktu birileri fakat belli ki yaşlı, epeyce yaşlıydı fısıltının geldiği kişi. Homeros’un kulağında yankılanıyordu hala aynı ses ve bir güvercin uçtu aniden; ağzında ise bir dal… O dal zeytin dalıydı. Baktı ki Homeros oturduğu yer; büyük, ulu, kolları göğü kucaklamış, adeta bilge bir varlığı andıran zeytin ağacının büyükçe gölgesiydi. Fısıldayan da, sözcükleri bir bir sıralayan da işte zeytinin ta kendisiydi. “Senden öncedir anlatıcılığım bu alemde ve anlatacaklarım ve de gördüklerim de; senden daha da fazla”. Merakla baktı Homeros konuşan bu yaşlı ağaca. Güvercin, zeytin dalını uçurdu. Nereye mi? işte yaklaş, kulağına fısıldayacak zeytin senin de.

Güvercin uçtu, göklerde süzüldü ve süzüldü ağzında taşıdığı zeytin dalını büyük bir ustalıkla taşıyor ve belli ki bir yere bir haber taşıyordu, bir müjdeli haber sanki. Uzakta merakla haberi bekleyen suret güvercini görünce açtı gözlerini. Ve zeytin dalı düştü bir geminin güvertesine. Nuh’tu bekleyen haberi ve gemisiydi zeytinin düştüğü yer. Müjdeli bir haberdi suların çekildiği haberi. Ne olmuştu da hani? Neyin müjdesi idi güvercinin verdiği. Fısıldasa ya bize; ne olmuştu yeryüzüne… Fısıldadı; insanoğlunun kötüleştiği çok kötüleştiği zamanlarda Tanrı kızdı onlara. Neden dedi insanlarım kötülük tohumları ekiyorlar bitmek bilmeyen bir hırsla. Dinlemedi kimse onu ve kızdı Tanrı insanlığa. Bir ceza düşledi insanı için. Öyle bir ceza ki her şeyi yok etmeliydi önce yepyenisi ve daha da güzelini kurmak içindi bu düşü. Ve kararını verdi ancak her şeyi yok edince tertemiz olacaktı belli ki.  Ve Nuh’u görevlendirdi. Tükenmesin diye canlı türleri kendi yanına al dedi en temiz canlılardın hepsinden biraz. En temiz canlılardan birkaç örnek alıp bir gemiye toplamasını istedi. Ve bir tufan başladı ki yerle yeksan oldu yeryüzü. Sadece Nuh ve gemisi ve gemide ki canlıları kaldı geri. En başa döndü hayat, sular zamanına.  Nuh bir güvercin gönderdi, gidip baksın istedi sular çekildi mi?. İşte güvercinin müjdeli haberiydi. Sular çekilmiş ve bir zeytin ağacı yükselmişti. Ve anladı ki Nuh sular çekildi ve bir zeytin ağacı yeniden hayat buldu topraklarda. Ve bir zeytinle yeniden başladı hayat tazelik, yenilik bollukla ve bereketle.

Uçtu yine güvercin bu anlatılandan daha da öncesine. O zamanlardan haber taşımak yine ya maksadı. Zaman farklıydı ama yeryüzünün hali vakti aynı, Ve de Tanrı yine memnun değil yarattığından. Neden insanları kötülük tohumları ekiyordu hırsla ve öfkeyle her karış toprağa. Adem öleceği zamanın yaklaştığını anlayınca kendi ve soyu adına özür dilemek istedi Tanrısından. Cennet bahçesinden bir tohum istedi oğlundan ve de bu tohumla gömülmek. Ölünce bir dağın başına tamda istediği gibi bu tohumlarla gömüldü Adem ki sonra yükseldi ulu bir zeytin mezarının başında. Bir ölümden başladı yine bir yaşam o zeytin tohumundan. Güvercin bir dal aldı yine bu ağaçtan. Bu sefer bir tanrılar meclisine kondu, Atina şehrinin ortasında kurulan. Şehrin adı henüz belli değil o zaman… Zeus istedi ki her kim faydalı, yeryüzüne iyilik getirecek bir şey bulacak ise onun adını verilsindi bu yeni şehre.

Denizler Tanrısı Poseidon ve bilge Tanrıça Athena yarışacaklar bunun için. Yarış günüdür; Poseidon üç dişli yabasıyla bir kayaya vurur vurmaz bir su fışkırdı ve de azgın bir at. Athena ise mızrağıyla vurdu kayaya ve dalları meyvelerle dolu bir zeytin ağacı oluşuverdi kayada. Öyle güzeldi ki duruşu bu ağacın; tanrıların bir an huzurla kapladı içi ve dışı. Ve öncelikle Zeus’un. Ve sonucu söyledi Tanrı Zeus; yarışı Athena’nın kazandığını. Savaşçı Poseidon hırsına yenik düşüp de sonucu itiraz etmek için geldiğinde bilge Athena hiçbir şey söylemedi uzattı bir zeytin dalı. Hiçbir şey söylemeden Poseidon içinde uyanan huzur ve sevgi hissiyle kabul etti barışı. Ve adı verildi Tanrıça Athena’nın bu yeni şehre. Başkent Atina. Ve ortasına şehrin dikildi bir zeytin. Barışın, bolluk ve bereketin adına. Tanrıça Athena ise ilan edildi barışın ve zeytinin koruyucusu. Bir tanrıçanın avuçlarına emanet edildi barış. Ve Atina şehrinin meydanına ekildi bir zeytin ağacı. Ve yasaklandı zeytini kesmek, bununla barış da korundu.

Bir güvercin havalandı yine  Atina şehrinin meydanından; ağzında bir zeytin dalı  ve uçtu uçtu Tanrıça Athena’nın izinde süzüldü. Barışın koruyucusu oldu güvercin. Athena görevlendirdi onu, özgürce uçup daha çok anlatabilsin diye bilgeliği ve barışı.

Homeros’un kulaklarından geçti bu fısıltı ve güvercin kondu omzuna, ağzındaki dal fısıldadı yine “Herkese aidim ve kimseye ait değilim, siz gelmeden öncede buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım.” Peki ya sen ağaçların kralısın o halde dedi Homeros. Hayır dedi zeytin, Fakat evet istedi ağaçlar meclisi benim krallığımı. İlahlara, insanlığa, yeryüzüne bereketimle hizmet etmek varken sadece ömrümü ağaçların tepesinde salınarak geçiremem ya. Homeros dinledi bu fısıltıyı. Peki ya dedi şimdi. Şimdi ve sonra insanoğlu kötülük tohumları ekmeye devam edecek. İnsan insana ve bana da dedi zeytin  çok kötülükler edilecek. Zeus’un yasağına uymayacak ve ben ölmez ağacına da kastedecek insan. Fakat ben yaşamdan yanayım. Buradayım ve buradayım.   Simdi Homeros’un kulağından başlayıp bir güvercin kanadında yayılan bu fısıltıyı ve anlatıyı sen de duy.

Kötülük tohumları savrulurken her yere; ölümden yaşam devşiren zeytine uzat kulağını. Uzat ki fısıldasın sana barışın ve sevginin dilinden.

Peki nerden geldi tüm bunları yazmak aklıma. Bir zeytin dalının gövdesindeydim ne zamandır, ulu, bilge ve yaşlıca bir ağaca dayandığımda fısıldadı bana; “ben buradayım ben buradayım”…Küsme sakın kardeşine, sevdiğine, sağındakine, solundakine ve  bir kavga yerinin ortasındaysan da ben buradayım… Dinle bak bitmeyen hikayemi; Homeros’tan da, Nuh’tan da Adem de önce olan hikayemi. Unutma bilge Tanrıça Athena’nın yaratan avuçlarında korunuyor barış ve bir güvercinin gagasında.

Gökten bir güvercin uçtu, fısıldıyor yine; ben buradayım, hep buradaydım ve burada olacağım, köküm toprağa bağlı, ben buradayım, güvercin burada, zeytin burada, Athenalar burada ve hep var, buradayız, fısıldasana sen de “ben buradayım.”

by
Exit mobile version