Bir beyin cerrahının şiirle kurduğu dünya: Ali Kurt, bireysel acılardan toplumsal yaralara uzanan şiirlerinde emeği, sevgiyi, direnci ve umudu aynı potada buluşturuyor.
Hasan AKARSU
hasan@haber.dk
Ozan Ali Kurt, Erdemli doğumludur. Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanı olarak çalışır. Sanat etkinliklerine katkıda bulunan ozanın şiirleri birçok yazın dergisinde çıkar. Sokağa Akan Zaman ozanın ilk kitabıdır ve üç bölümden oluşur: Buz Yanığı, Renklerin Dili, Dalga Boyu Dizeler.

Sokağa Akan Zaman-Ali Kurt, Şiir, Suus Kitap, Eylül 2025, 88s.
Ozan, şiirlerini “sabrın, direncin ve aşkın kendisi” olarak görür. Doktorluğu gereği hastalarla iç içe bir yaşamı olduğu için hastalarının durumlarını şiirlerine yansıtır: “…küf tutmuş kapılar çarpıyor içimde/ usulca kapanıyor hayat/ serumun ucunda/ ilaçlı bir ter içinde kararıyorum/ ne gül kokuyor insan o zaman/ ne kül beyazlatıyor tenimi” (s.11). Ailesinin yayla yaşamından kesitler vardır şiirlerinde: ”Öte yamaçta oturan neneler/ görmeyen gözlerinde/ gövermiş bakışları/ ellerinde kirmen/ hayatı eğirirdi//…kırılan her yufka/ bölünen ömrün haritasıydı//…yazmasının oyası/ gölge olurdu yüzümde/ çocukluğumu yutkunurken/ kaybolurdum// tüm yükü kamyon değil/ annem taşırdı/ çilesiyle sırtında (s.13). Ozan, alın terinin, emeğin değerini bilir. Anlatamadığı sevgiler olur, oğul sevgisi gibi. Bayram sabahlarında çocukların sevincini yansıtır: “serçelerden önce uyanan çocukların/ ellerinde havalanan rengârenk şekerdir/ bayramlar//… Çocuklar sevgiyle uyanmalı/ gözlerine doğmalı güneş/ bayram sabahlarında” (s.17). Ozan, geçen zamanı iyi değerlendirmek gerektiğini anımsatır. Ölüme meydan okuyan direncini, yaşama sevdalı yüreğinde duyumsatır ve bakışlarından kuşlar uçurur sonsuza.
Şiirden nakışlar
Ozan, yurdumuzda yaşanan acıları tüm gerçekliğiyle gözler önüne serer. İnsanlığı boğan “sessiz kara bir urgan”dır, kadından düşen “çocuk ağıdı”dır. “yurdumun güneşi paslı/ sabahı olmuyor” (s.23) dedirten duygular içindedir. Dostlarla bir arada şiirlerle dost olan ozan “şiirlerden nakışlar” işler zamana. İzmir’de, Körfez’de “Kul olmuş bir limandan/ kül olmuş şiirler” çıkarırlar. Yurdumuzda çocukların erken büyüdüğüne tanıktır: “…Susmuş bir halkın/ gözleri kör ise/ karanlıkta el ele/ erken büyür çocuklar (s.27). Bir eylül sabahında öldürülen arkadaşını unutamaz ve onun düşüncelerini yaşatacaklarını belirtir. “Gezi Fidanları”nı anarken sevginin katledildiğini, kardeşliğin asıldığını vurgular. Sonuç olarak gezi fidanlarının ölümü dize getirdiğini söyler. “Suskun ülke”de yaşananlara tanıklık eder. Yorgun yüreğiyle, “yaşadıkça her gün/ dirilen yüreğiyle” şiirlerini yazacağını anlarız. Babaların uyuyan çocukların üzerine dünyayı örtmesi ne güzeldir. Ne kötüdür sanatçılarımızın, insanlarımızın yakılması. Ozan, “Şimdi küllerde saklıyız” der, yakılanların anısına. Özgürlük için direnen kalemleri selamlar. Bu dünyadan göçüp giden sevdiklerini anar. Umudunu yitirmeden yaşar, sevdiğini yitirse de bir gün kavuşacağına inanır. Yaşam, “demlenmiş çay gibi olmalı” der. “Dalga Boyu Dizeler” ozanın yoğunlaştığı duyguları yansıtır: “Dilimden düşen her hece/ kalbimden geçiyor (s.82)…Çocuk kalıp büyüyemediğimiz/ belli oluyor yüzümüzden (s.84)… Ödediğimiz bedel/ yaşadığımız günlerde saklı (s.85)… Bahçeye sözlerini/ bahçeye sevgini/ bir de bizi ektim/ şiirler açtı…” (s.88).
Ozan Ali Kurt, “Sokağa Akan Zaman”da, bahçeye ektiği şiirleri açtırır. Yazdığı her dizesini yüreğinden geçirir. İmge yüklü, yalın, akıcı, duygusal şiirleriyle ilgi çeker.
(Sarmal Çevrim, Temmuz-Ağustos 2026)






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.