Yıllar süren hata yüzlerce hayatı etkiledi adalet sisteminde derin bir çatlak ortaya çıktı
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Danimarka’nın en büyük gazetelerinden Politiken Gazetesi’nin 27 Mart 2026 haberine göre, Göçmenlik Dairesi, geçersiz giriş yasağı verilen kişileri saptamak etmek için tam altı yıl harcadı.
Adalet dediğimiz şey, yalnızca mahkeme salonlarında verilen kararlardan ibaret değildir. O, bir toplumun vicdanıdır. Bazen o vicdan, en beklenmedik yerden yara alır: bizzat devletin kendi eliyle.
Danimarka’da ortaya çıkan tablo, bu yarayı sayılarla daha da görünür kılıyor: 500’den fazla kişiye geçersiz giriş yasağı verildi, yaklaşık 300 kişi bu geçersiz yasakları ihlal ettikleri gerekçesiyle mahkum edildi. Yani ortada suç yokken ceza vardı. Hukuk vardı ama adalet yoktu.
Bu sayılar kuru bir istatistik değil. Her biri bir hayat, bir hikaye, bir kırılma anı. Örneğin, İsveç’te yaşayan bir sığınmacı… Üç kez Danimarka’ya girdiği için yakalanıyor. Üç kez mahkemeye çıkarılıyor. Sonuç: 163 gün hapis. Ama sonra ortaya çıkıyor ki, ihlal ettiği söylenen yasak zaten geçersiz. Yani o 163 gün, aslında yok yere çalınmış bir ömür parçası.
Ama konuyu sadece “uzak bir ülkede yaşanmış bir hata” diye görmek kolaycılık olur. Çünkü bu tür adaletsizliklerin küçük örneklerini hepimiz gündelik hayatta hissediyoruz. Örneğin haksız yere yazılmış bir trafik cezasını düşünün. Belki birkaç yüz lira ödersiniz, belki günlerce itirazla uğraşırsınız. Sonunda haklı çıkarsınız ama geçen zaman, yaşanan stres sizde kalır. Şimdi bunu büyütün: 300 kişi düşünün. Her biri ayrı ayrı “yanlışlıkla” ceza alıyor. Bu artık bireysel bir hata değil, sistematik bir sorundur.
Ya da bir hastanede yanlış teşhis konulduğunu düşünün. Tek bir hasta için bile bu büyük bir trajedidir. Peki ya bu durumun yüzlerce kişiye uygulandığını hayal edin? İşte Danimarka’daki durum tam olarak budur: Hata tekil değil, yaygın ve süreklidir.

Foto: AI / haber.dk
Bir başka örnek: Sınavı yanlış okunan bir öğrenci bir yıl kaybedebilir. Ama burada sorun bir yıl değil, yüzlerce insanın aylarca özgürlüğünden olmasıdır. Kimi haftalarca, kimi aylarca hapiste kaldı. Toplamda bakıldığında bu, yıllara yayılan bir özgürlük kaybı demektir.
Daha da çarpıcı olan şu: Bu hatalar 2011’den 2019’ yılına kadar, yani yaklaşık 8 yıl boyunca devam etti. Sekiz yıl… Bir çocuğun ilkokulu bitirdiği süre. Bir insanın hayatında koskoca bir dönem.
Belki de en sarsıcı gerçek: Bu insanlardan kimilerine bugün bile ulaşılamıyor. Yani devlet hatasını kabul etse bile, mağdur olan herkes bu gerçeği öğrenemeyecek. 500’den fazla dosya var ama belki yüzlerce sessiz hayat, bu hatanın gölgesinde kaybolmuş durumda.
İşte asıl tehlike burada başlıyor. Adalet sadece yanlış karar vermekle değil, o yanlışın görünmez kalmasıyla da çöker. Çünkü görünmeyen adaletsizlik, en kalıcı olandır.
Bu olay bize şunu açıkça gösteriyor: Hukuk sistemleri kusursuz değildir. Ama onları değerli kılan, hata yapmamaları değil; hatayı ne kadar hızlı fark ettikleri ve ne kadar cesurca düzelttikleridir. Eğer bir sistem, yüzlerce insanı etkileyen bir yanlışı yıllarca fark edemiyorsa, orada sadece teknik bir sorun yoktur; orada yapısal bir körlük vardır. En acı soru bugün de ortada duruyor. Haksız yere hapse atılan o insanların kaybolan zamanını kim geri verecek?
Belki hiçbir şey o zamanı geri getiremez. Ama en azından şu yapılabilir: Bu tür hataların bir daha yaşanmaması için gerçek bir hesaplaşma, gerçek bir sorumluluk ve en önemlisi, insanı merkeze alan bir adalet anlayışı.
Çünkü adalet, sadece doğru karar vermek değil; yanlış kararın bedelini de göze alabilmektir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.