Danimarka merkezli tartışmalı araştırma, çocukların sağlığı üzerinden milyar dolarlık çıkar ağını gün yüzüne çıkarıyor, ilaç devleriyle akademi arasındaki çıkar ilişkilerini ifşa ediyor. Arka planda ise güçlü ilaç bağlantıları ve etik sorunlar dikkat çekiyor.
Savaş KARAKAPLAN
savas@haber.dk
KOPENHAG/WASHINGTON – Danimarka merkezli tartışmalı bir araştırma, aşı endüstrisinin sistematik manipülasyonunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Aralarında Danimarkalıların da yeraldığı araştırmacıların kaleme aldığı çalışma, 15 Temmuz 2025’te Amerikan Hekimler Koleji’nin (American College of Physicians) prestijli dergisi Annals of Internal Medicine’de yayımlandı.
Yazarlar arasında öne çıkan isimler Anders Hviid, Poul-Erik Kofoed ve diğer Statens Serum Institut (SSI) bağlantılı araştırmacılar.
Araştırmanın içeriği, bir milyon 200 bin Danimarkalı çocuğun verilerine dayanarak, çocukluk aşılarında kullanılan alüminyum adjuvanlarının astım, alerji, otizm ve diğer nöro gelişimsel bozukluklarla hiçbir ilişkisi olmadığını iddia ediyor. (Adjuvan: Aşıların etkisini güçlendirmek için kullanılan madde).
Bu bulgular, aşı takvimlerindeki alüminyum maruziyetini “güvenli” diye lanse ederek, endüstrinin agresif aşı programlarını meşrulaştırmayı amaçlıyor. Ancak bu araştırma, yayın organları, yazarlar ve büyük ilaç şirketleri arasındaki derin bağlantıları somut örneklerle ifşa ediyor.
Yazarların üçü, Danimarka’nın devlet destekli aşı enstitüsü Statens Serum Institut (SSI) ile doğrudan ilişkili. SSI, alüminyum içeren aşılar geliştiriyor ve Danimarka ulusal aşı programına tedarik ediyor.
Örneğin, SSI’nin BCG aşıları gibi ürünler üretmesi ve 2017’de aşı üretim birimlerini AJ Vaccines Holding ApS’ye satması, kurumun ticari çıkarlarını gösteriyor. Kıdemli yazar Anders Hviid, Novo Nordisk Foundation’dan düzenli fon alıyor. Bu vakıf, ilaç devi Novo Nordisk ile doğrudan bağlantılı ve sektörde milyarlarca dolarlık yatırımlara sahip.
Novo Nordisk Foundation, sadece 2023’te 260 milyon dolarlık aşı araştırma girişimini finanse etti, bu SSI’nin solunum yolu aşıları projelerini kapsıyor. Annals of Internal Medicine dergisi ise, ilaç fonlu çalışmaları sıkça yayımlayarak endüstri dogmasını koruyor.
Örneğin Hviid’in önceki MMR-aşı otizm çalışmasında da Novo Nordisk fonu çatışma olarak belirtilmiş, ancak görmezden gelinmiş.
Bu ilişkiler, araştırmanın bağımsızlığını zedeliyor ve sonuçları ilaç kârına hizmet eder hale getiriyor. ABD Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanı Robert F. Kennedy Jr. (RFK Jr.), bu skandala sert müdahale etti.
Kennedy, araştırmayı “kusurlu bilim ve satın alınmış sonuçlar” diye nitelendirerek, metodolojik hileleri detaylıca eleştirdi: Yüksek riskli çocukları dışlama, veri manipülasyonu ve ek verilerde bile otizm riskinde yüzde 67 artış gösteren bulguları gizleme. Kennedy’nin talebi net: Dergi çalışmayı derhal geri çeksin, Danimarka veri gizliliği yasaları aşılarak ham veriler dünya bilim insanlarıyla paylaşılsın.
Bu müdahale, Kennedy’nin yıllardır aşı yaralanmalarına karşı yürüttüğü mücadeleyi taçlandırıyor ve ilaç sektörü “konsensus kültürü”nü yıkmayı hedefliyor. Bu gibi çalışmalar ve çıkar işbirlikleri, ağır hukuki, insani ve cezai sonuçlar doğuruyor. Hukuki açıdan, veri manipülasyonu “araştırma sahtekarlığı” olarak dava edilebilir.
ABD’de Ulusal Aşı Yaralanma Tazminat Programı (NVICP) altında alüminyum adjuvanlarına bağlı otoimmün hastalık iddiaları için tazminatlar ödeniyor, ancak ilaç şirketleri 1986 yasasıyla dava yükünden korunuyor.
Örneğin, Merck’e karşı Gardasil (HPV aşısı, alüminyum içerdiği için) davalarında binlerce aile otoimmün zararlar için mücadele ediyor. İnsan suçu boyutu ise dehşet verici: Çocukların nörotoksik maddelerle zehirlenmesi, nesilleri etkileyen bir suç – ilaç yolsuzluğu, Pfizer’in geçmişteki 2,3 milyar dolarlık sahtekarlık cezaları gibi örneklerle kanıtlanmış.
Dava hakkı sınırlı; aileler NVICP üzerinden tazminat talep edebiliyor, ama süreç ilaç sektörü lehine tasarlanmış, tam şeffaflık eksikliği adaleti engelliyor.
Kennedy’nin çağrısı, Trump dönemi şeffaflık kararnamesini hatırlatarak, uluslararası işbirlikleri kesme tehdidiyle hukuki baskıyı artırıyor.
Sonuç olarak, toplum olarak sağlık sektörünün insan haklarını ihlal etme potansiyelini aklımızdan çıkarmadan, eleştirel ve şüpheci duruşu sergilememiz gerekiyor.
İlaç sektörünün “bilim” maskesi altında kâr hırsını gizlediği bu ortamda, her iddiayı sorgulamak, veri talep etmek ve bağımsız araştırmaları desteklemek hayati yoksa çocuklar kobay, bizler kandırılmış kalacağız.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.