Washington’dan yükselen sert söylemler Kopenhag’da soğukkanlı ama derin bir alarm hâli yaratırken, Grönland krizi derinleşiyor ve Danimarka ordusunun “derhal karşılık” yetkisi yeniden gündeme geliyor. Bu ortamda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Danimarka ve Grönland dışişleri bakanlarının talebi üzerine Kopenhag’la görüşmeyi kabul etti. Masada bu kez Grönland da doğrudan yer alacak. Böylece Grönland meselesi, güç dengeleri, egemenlik ve “kimin adına konuşulduğu” sorularının iç içe geçtiği bir jeopolitik sınava dönüşecek.

Foto: guidetogreenland.com
Cengiz KAHRAMAN
cengiz.kahraman@haber.dk
KOPENHAG – ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Danimarka ile görüşmeyi kabul etmesi, bu kez Washington’un tek taraflı inisiyatifiyle değil; Danimarka ve Grönland dışişleri bakanlarının açık talebiyle gerçekleşiyor. Üstelik görüşme masasında Grönland da olacak. Bu ayrıntı, krizin seyrinde bugüne kadar atılmış en anlamlı adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda Grönlandlı yetkililerin uzun süredir dile getirdiği temel itiraza da doğrudan yanıt niteliği taşıyor: “Hakkımızda konuşuluyor ama bizimle konuşulmuyor.”
Rubio’nun sözleri, askeri ihtimali dışlamıyor
Rubio’nun Kongre’de yaptığı açıklamalar, diplomasiye kapı aralarken askeri seçeneği tamamen dışlamayan bir çerçeve sunuyor. “Ulusal güvenliğe tehdit tespiti yapan bir başkanın askeri seçenekleri vardır” ifadesi, ABD’nin söylem düzeyinde dahi olsa baskı unsurlarını masada tutmaya devam ettiğini gösteriyor.
Her ne kadar Rubio, Wall Street Journal’a verdiği mesajlarda Trump’ın Grönland’ı “satın alma” seçeneğini tercih ettiğini ve sert açıklamaların yakın bir işgal anlamına gelmediğini savunsa da, bu açıklamalar Kopenhag’da ihtiyatla ve mesafeyle karşılanıyor. Çünkü kullanılan dil, güven artırmaktan çok belirsizliği besliyor.
Kopenhag sessiz ama hazırlıklı
Tartışmalar sürerken Danimarka basınında yeniden gündeme gelen 1952 tarihli karar, krizin askeri boyutunu perde arkasında canlı tutuyor. Bu karara göre Danimarka Silahlı Kuvvetleri, ulusal topraklara yönelik bir saldırı durumunda — resmi bir savaş ilanı olmasa dahi — talimat beklemeden derhal karşılık verebiliyor.
Belgede ayrıca, Danimarka askerlerinin düşman tarafından esir alınmış ya da etkisiz hale getirilmiş yetkililerden emir almaması gerektiğine dair açık bir hüküm de yer alıyor. Bu çerçeve, Grönland’ın hukuken Danimarka Krallığı’na bağlı bir bölge olması nedeniyle Washington’da dile getirilen tüm senaryoların Kopenhag’da dikkatle ve temkinle okunmasına yol açıyor.
Bu karar yalnızca teknik bir askeri düzenleme olarak değil, Washington’a verilmiş sessiz ama net bir mesaj olarak da okunmalı. Mesaj açık: Grönland, boş bir jeopolitik alan değil; NATO üyesi bir ülkenin sorumluluk sahasıdır ve pazarlık masasında el değiştirecek bir mülk değildir.
Avrupa’dan destek, Grönland’dan mesafe
AB Konseyi ve Komisyonu’nun yanı sıra AB üyesi ülkeler ile İskandinav başkentlerinden gelen açıklamalar, Danimarka’ya güçlü bir siyasi destek sunuyor. “Grönland halkına aittir” vurgusu, Avrupa’nın bu krizde çizdiği kırmızı çizgiyi net biçimde ortaya koyuyor. Ancak bu siyasi destek, Avrupa’nın askeri anlamda ne ölçüde ve hangi koşullarda devreye gireceği sorusuna açık bir yanıt vermiyor. Bu belirsizlik, Kopenhag’ın neden savunma reflekslerini kendi başına güçlü tutmak zorunda kaldığını da açıklıyor.
Grönland cephesinde ise tablo çok daha karmaşık. Ada halkının önemli bir bölümü Danimarka’dan bağımsızlığı desteklerken, kamuoyu yoklamaları ABD’ye katılmaya açık bir toplumsal irade bulunmadığını net biçimde gösteriyor. Buna rağmen Grönland’ın geleceği, Washington’da haritalar ve güvenlik raporları üzerinden tartışılmaya devam ediyor. Grönlandlı siyasetçiler ve kanaat önderleri, geleceğin Grönlandlılarla konuşulmadan, onlar adına başka başkentlerde kurgulanmasından duydukları rahatsızlığı artık açıkça dile getiriyor.
Masada olmak yetmez, söz sahibi olmak gerekir
Grönland Başbakanı Jens Frederik Nielsen’in “Artık yeter” çıkışı, bu sabrın tükendiğinin en net ifadesi. Bu nedenle önümüzdeki hafta yapılacak görüşme, sıradan bir diplomatik temas olmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Grönland, ilk kez kendi geleceği hakkında doğrudan söz söyleme sınavıyla karşı karşıya.
Masada olmak elbette önemli. Ancak belirleyici olan, masada kimin konuştuğu ve kimin gerçekten dinlendiğidir. Eğer bu görüşme Grönland’ı yalnızca “dinlenen” bir taraf olarak bırakırsa, kriz sona ermez; yalnızca biçim değiştirir.
Grönland dosyası artık şunu açıkça gösteriyor: 21. yüzyılda asıl mesele toprağın kime ait olduğu değil, halkların kimler tarafından ve hangi meşruiyetle temsil edildiğidir. Ve bu sorunun yanıtı hâlâ verilmiş değil.
Gazeteci Cengiz Kahraman, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yaşamakta ve 1992 yılından bu yana ise aktif olarak gazetecilik ve editörlük yapmaktadır.
Cengiz Kahraman, uzun yıllar serbest gazeteci olarak Türk basınında görev aldı. Bu süreçte Milliyet, Radikal ve Habertürk gazetelerinin Kopenhag muhabirliğini yürüttü. Bu süreçte Türkiye ile Danimarka arasındaki siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeleri yakından izleyerek kamuoyuna aktardı. Daha sonra kısa bir süre Danimarka’nın ulusal radyo ve televizyon kurumu DR’nin yabancı diller servisi olan DR International’da Türkçe haberler hazırlayıp sundu. Kahraman, aynı dönemde BBC World Türkçe Servisi için de Kopenhag’dan serbest muhabir olarak çalıştı.
2002 yılında Danimarka’nın önde gelen günlük gazetelerinden Politiken’de çalışmaya başlayan Cengiz Kahraman, Politiken gazetesi bünyesinde 2004 yılı sonuna kadar Türkçe ve Danca olarak haftalık yayımlanan Haber gazetesinin editörlüğünü üstlendi. Günümüzde ise “haber.dk” ile Danca yayın yapan “Danturk.com” adlı haber portallarının sahibi ve editörü olarak yayıncılık faaliyetlerini sürdürmektedir.
Cengiz Kahraman, gazetecilik mesleğini Türkiye ve Danimarka arasında bir köprü olarak görmüş; göç, kimlik, kültür, medya ve demokrasi konularında uzun yıllardır ürettiği haber ve analizlerle kamuoyuna katkı sunmaya devam etmektedir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.