Karanlık bir gecede İsveç artık eskisi gibi olamaz hale gelirken Olof Palme suikastı çözülemeyen faili meçhul cinayetiyle bir ülkenin kaderini değiştirdi ve halkın hafızasında silinmez izler bıraktı

Abdullah GÜRGÜN
agurgun@hotmaıl.com
Aradan kırk yıl geçmiş… Dün gibi…
Gece yarısı telefon çaldı. İsveç Radyosu’ndaki müdürümüz Vibeke Bolinder arıyor.
Hayırdır?!. Bu saatte?!.
“Olof Palme öldürüldü. Radyoya gel!”
……. Nasıl?… Palme?… Ne?…
Hemen fırladım. Radyoda ne kadar çalışan varsa toplanmış. İlk yayınları yaptık, haberi duyurduk.
Söylenecek çok şey yok. Olay yeri ve zamanı belli gerisi o gece yarısı gibi karanlık.
O geceki haberlerden aklımda kalan tek tümce: OLOF PALME ÄR DÖD (Olof Palme öldü)…
Gerisi yok; boş sözler…
Sabaha yakın olay yerine gittim. Biraz kan ve üzerinde çiçekler… Duyan geliyor. Kısa sürede çiçek denizine döndü orası.
Akın akın gelenler… Ağlayan, düşünen, kahreden insanlar…
Artık İsveç bildiğimiz İsveç değil.
Başbakanını bile koruyamayan, güvenliğimizin olmadığı bir İsveç…
Yılların İsveç cenneti… İsveç cehennemi bugün.
OLAYIN GELİŞİMİ
28 Şubat 1986 Cuma… Stockholm…
Akşam üstü Saat 17:00 gibi Palme, Parlamento’daki (Riksdag) çalışma odasından ayrıldı ve hemen yakında Gamla Stan’daki (Eski Şehir) evine gitti. Eşi Lisbet ile sohbet etti. Sinemaya gitmek istiyorlardı.
Oğlu Mårten ve kız arkadaşını da çağırdılar. Grand Sineması’nda Suzanne Osten’in “Bröderna Mozart” (Mozart Kardeşler) filmini izleyeceklerdi.
O zamanlar İsveç özgür, insancıl, olaysız bir ülkeydi. O zamanlar İsveç, siyasetçilerin halkın arasında rahatça dolaşabildiği “açık toplum” yapısıyla gurur duyuyordu. Palme cinayeti dönüm noktası oldu. Artık İsveç de dikkatli olunması gerekli ülkeler sınıfına girdi.
Olof Palme o akşam korumalarına izin vermişti. İsveç Gizli Polisi de (Säpo) o akşam servis dışı olduklarını bizzat açıkladı.
Palme çifti saat 21:00 gibi evden çıkıp yakındaki Gamlastan Metro İstasyonu’ndan metroya bindi ve Hötorget durağının Sinema yönündeki Tunnelgatan sokağı çıkışından çıktı.
Yürüyerek, sohbet ederek kol kola, sıradan bir çift gibi Sveavägen Caddesi’ndeki Grand Sineması’na gittiler. 21:15 – 23:10 arası filmi izlediler. Sinemanın önünde oğulları Mårten ve kız arkadaşıyla kısa bir süre ayaküstü sohbet ettiler.
Olof ve Lisbet Palme 23:15’te oğulları Mårten ve kız arkadaşından ayrılıp Sveavägen Caddesi boyunca geldikleri metro istasyonuna doğru yürüdüler.
23:21 gibi Sveavägen üstündeki Dekorima mağazasının önünde Tunnelgatan köşesine geldiler. Metro girişine birkaç adım kalmıştı ki…
Sessizliği iki el silah sesi bozdu… Gece daha da karardı…
Arkalarından yaklaşan uzun boylu bir adam, Olof Palme’nin sırtına çok yakın mesafeden ateş etti. İkinci bir kurşun ise Lisbet Palme’nin sırtını sıyırdı.
Palme anında yere yıkıldı. Katil, Tunnelgatan sokağındaki merdivenlerden yukarı doğru koşarak kaçtı gitti.
Çevredeki insanlar ve gelen polisler Palme’ye ilk müdahaleyi yaptılar. 23:30’da gelen ambulans Palme çiftini Sabbatsberg Hastanesi’ne kaldırdı.
Olof Palme kurtarılamadı. 1 Mart 1986 saat 00:06’da İsveç başbakanı Olof Palme’nin yaşamını yitirdiği resmen açıklandı.
Olayın yaşandığı yer olan Sveavägen caddesindeki o köşeye, bir anıt plaket yapıştırıldı. Olof Palme öldürüldüğü yerin hemen karşısındaki Adolf Fredrik Kilisesi’nin (Adolf Fredriks kyrka) avlusuna gömüldü.
DOSYA KAPANDI
Olof Palme suikastı üzerine onlarca kitap yazıldı. Teoriler öne sürüldü. Ne var ki, aradan kırk yıl geçmesine karşın cinayet aydınlatılamadı. Öyle görünüyor ki, olay yakın tarihimizin en büyük “faili meçhul” cinayeti olarak kalacak.
Dosya kapatıldı.
İsveç Başbakanı Olof Palme’nin 1986 yılında uğradığı suikastla öldürülmesi olayı ile ilgili yürütülen soruşturma, bu cinayetten 34 yıl sonra, 2020 yılında resmi olarak sonlandırıldı.

TEORİLER, KİTAPLAR, ŞÜPHELİLER
Olof Palme suikastı, İsveç’te “Palmemordet” (Palme Cinayeti) adıyla beyinlere kazındı. Çok sayıda gazeteci / yazar bu olayın gizemini çözmek için neredeyse ömrünü adadı. Resmi soruşturma 2020’de kapansa da bağımsız araştırmacılar teoriler üretmeye devam ediyorlar.
Bunlardan en önemlileri:
Savcılığa göre en olası katil: Stig Engström.
“Skandiamannen” (Skandia Adamı) olarak anılan Engström cinayetin işlendiği yerin yakınındaki Skandia sigorta şirketinde çalışan çalışıyordu. Olay gecesi ofiste geç saate kadar kalmıştı. Engström suikasttan sonra uzun süre “görgü tanığı” olarak ifade verdi. Anlatımlarındaki çelişkiler ve olay yerindeki hareketleri kuşku uyandırdı. Engström her nedense 2000 yılında intihar ediverdi. O nedenle hakkında dava açılamadı.
Başsavcı Krister Petersson, 2020 yılında yaptığı açıklamada, eldeki delillerin Engström’ü işaret ettiğini ve yaşayan başka bir şüpheli kalmadığı için dosyayı kapattıklarını açıkladı. Bu konuda Den osannolika mördaren (Beklenmedik Katil – 2018).
Gazeteci Gunnar Wall, buna karşı çıktı. Mörkläggning (Örtbas) ve Konspiration Olof Palme adlı kitabında olayı bir “devlet skandalı” olarak ele aldı. Wall’e göre, polis ve gizli servis (Säpo) cinayeti çözmek yerine bazı gerçekleri örtbas etti.

Güney Afrika / Aşırı Sağ”
Palme, Güney Afrika’daki ırkçı rejime karşı en sert karşı çıkan liderlerin başında geliyordu.
Millennium serisinin dünyaca ünlü yazarı Stieg Larsson, Palme cinayetini araştırmıştı. Larsson’a göre, cinayetin arkasında İsveçli aşırı sağcılar ile Güney Afrika gizli servisi var. Yazar Jan Stocklassa, Stieg Larssons arkiv (Stig Larsson’un Arşivi) adlı bir kitapla bu teoriyi ayrıntılı bir şekilde anlattı.
Victor Gunnarsson: Cinayetten kısa süre sonra gözaltına alınan ancak serbest bırakılan aşırı sağcı biri.
Yazar Jan Bondeson – Bofors silah fabrikası üzerinde durdu. “Blood on the Snow: The Killing of Olof Palme (Kar üzerinde Kan: Olof Palme cinayeti)” isimli kitabında cinayetin İsveçli silah devi Bofors’un Hindistan’a yaptığı devasa silah satışı ve bu süreçteki rüşvet ağıyla ilgili olduğunu öne sürdü. Palme’nin bu yolsuzluğu durdurmak üzere olduğu için susturulduğunu iddia etti.
Jon Jordås’un Christer Andersson Şüphesi
Gazeteci Jon Jordås, Den sista boken om mordet på Olof Palme kitabıda (Palme Cinayeti Üzerine Son Kitap – 2024) Christer Andersson adlı birine işaret etti. Andersson’un, cinayetin işlendiği silaha benzer bir tabancası vardı. Polise ifade vermeye yanaşmadı; 2008’de intihar etti.
Christer Pettersson: 1988 yılında Palme’nin eşi Lisbet Palme tarafından teşhis edildi ve yerel mahkemece suçlu bulundu. Ancak 1989’da somut delil yetersizliği nedeniyle üst mahkemede beraat etti. 2004 yılında öldü.
Mehmet Ali Yula’nın PKK Teorisi: Soruşturmanın ilk yıllarında bu olasılık üzerinde yoğunlaşıldı ancak daha sonra “yeterli delil bulunamadığından” bu olasılıktan vaz geçildi. Bu konuda artık aramızda olmayan Gazeteci arkadaşımız Mehmet Ali Yula’nın Olof Palme Cinayeti Kuşbeyaz isimli bir kitabı da vardır. Yula uzun zaman İsveç’te yaşamış, İsveç Radyosu’nda çalışmış, Hürriyet Gazetesi’nin İskandinavya temsilciliğini, değişik gazetelerde istihbarat şefliği, Nokta ve Akis dergilerinde yayın yönetmenliği yapmış deneyimli bir gazeteciydi. Yula’ya göre cinayet PKK tarafından işlenmişti. Yula ölmeden önce bana kesin bir dille, “ben katilin adının H.H.G. olduğunu“, kendisinin Almanya’daki bir cinayetten hükümlü olarak cezaevinde yattığını biliyorum. Sana o adamın bir resmini de yolluyorum ki, meşhur robot resmine ne kadar benzediğini gör” demişti. Özellikle cinayeti araştıran ilk Polis Şefi Hans Holmer de PKK üzerinde durmuştu.
Yazar Lars Borgnäs, Olof Palmes sista steg (Olof Palme’nin Son Adımları) kitabında, polisin aşırı sağcı polislerin suikastı gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Ünlü kriminolog ve yazar Leif G.W. Persson, Yazın özlemi ve Kışın Soğuğu Arasında (Mellan sommarens längtan och vinterns köld) isimli romanında suikastın arkasında Amerikan gizli servisleri ve İsveç derin devletinin olabileceğini vurguladı.
Bana sorarsanız, Leif G. W Persson’a hak veriyorum. Suikastin ardında İsveç Gladyosu’nun / Süper NATO’sunun olduğu kanısındayım. Tetiği kim çekmiş olursa olsun, Palme’nin o gizli örgüt tarafından kim vurduya getirildiği bana da en akla yakın geliyor.
Neden?
İşte sonuç ortada. Artık İsveç tarafsız değil, en katı Rusya karşıtı bir NATO üyesi olmuş durumda…
ANILAR
Olof Palme’yi hep yaramaz bir çocuk gibi gülerken anımsarım. Korkunç zeki, hazırcevap, entelektüel bir siyasetçiydi.
Aklımdan çıkmayan iki olay anlatayım:
Stockholm’de uluslararası önemli bir konferans sonrası Başbakan Olof Palme ile bir basın toplantısı düzenlenmişti. Çeşitli ülkelerden gazeteciler gelmişti. Sorular çoğunlukla İsveççe ve İngilizce soruluyordu. Arada Almanca bir soru geldi. Palme tıkır tıkır yanıtladı. Biraz sonra bir gazeteci de şansını Fransızca denedi. Hoop, onu da yanıtladı. Derken biraz sonra biri de İspanyolca sormasın mı?!.
Palme gene şeytani bir bakışla kahkahasını patlattı, “bakalım İspanyolca yanıtlayabilecek miyim?” dedi ve yanıtladı…
Gazetecilerden bir alkış…
“Bravo” dedim içimden.
Aklıma, “Van minit, siz kaç dil biliyorsunuz acaba?” diye sormak gelmedi.
Bir diğer anım 1980’li yılların başından.
Rus denizaltıları İsveç karasularını ihlal ediyor diye haberler çıkıyor. Helikopterlerden su bombaları atılıyor, tartışmalar yapılıyor. Derken bir “Whiskey on the Rocks” olayı yaşandı. Olay şu: Ekim 1981’de “U-137” sınıfı bir Sovyet denizaltısı Karlskrona yakınlarında karaya oturuyor. Soğuk Savaş döneminin en haşin olayı. İsveç ile SSCB arasında 11 gün süren gergin bir diplomatik kriz. Askerler savunmaya daha çok para ayrılmasını istiyorlar. Sert tartışmalar oluyor vb. Biz de artık neredeyse sahilde yürürken Sovyet denizaltısı arıyor duruma geldik.
Palme gene bir basın toplantısı yaptı. Bizde de 12 Eylül 1980 darbesi olmuş; Benim de aklıma şöyle bir soru geldi: “Sayın başbakan ordu sürekli para istiyor, siz vermiyorsunuz, gerginlik yükseliyor. Bu gerginlik bir askeri darbeye neden olabilir mi?
Gene bir kahkaha patlattı ve yanıtladı: “Burası Türkiye değil, burada öyle şeyler olmaz!”
Benim için ne güzel bir yanıt olmuştu…
Denizaltı daha sonra serbest bırakıldı. İş tatlıya bağlandı.
SERT KONUŞMALARI
Olof Palme çok sevecen biri olmasına karşın yeri geldiğinde diplomatik sınırları da aşan sertlikte konuşmalar yapardı. Baskı rejimlerine, askeri diktatörlüklere ver yansın ederdi. 27 Eylül 1975 tarihinde, Franco rejiminin infazlarına tepki olarak İspanyol diktatör Francisco Franco için “Şeytan Katil” “(satans mördare) , demişti. Bu söylem o dönem Avrupa’sında büyük yankı uyandıran ve İsveç-İspanya diplomatik ilişkilerini geren sert bir çıkıştı.
19-20 Nisan 1975’te yaptığı bir konuşmada Çekoslovakya’daki baskı rejimini ve “komünist” lider Gustav Husak’ı “diktatörlüğün hayvanları (diktaturens kreatur)” olarak nitelendirmişti.
Olof Palme Sovyetler Birliği’nin 1979’da Afganistan’ı işgal etmesini sert bir dille eleştirmişti.
Palme dört nedenle işgali en sert şekilde mahkum ediyordu:
Bağımsız bir ülkeye saldırılmıştır. Bu suç küçük ülkeleri koruyan BM tüzüğüne aykırıdır. Dünya barışına karşı bir tehdittir.
Olof Palme’nin Vietnam savaşı nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’ni eleştirisi de ünlüdür. Önce Amerika ile arayı bozmak istemiyordu. Hatta 1967’de ABD Vietnem’dan defol!” gösterisi yapanların üzerine atlı polislerini sürmüştü. Polisin coplarından nasibini alanlar arasında Nobel ödüllü Sosyaldemokrat bakanlar Alva ve Gunnar Myrdal’ın oğulları dünyaca ünlü Marksist yazar Jan Myrdal’da vardı. Ancak İsveç halkı Vietnam’dan yana tavrını koymuştu.
ABD’nin Vietnam’daki vahşeti her yerde protesto ediliyordu. Pentagon bir açıklama yaptı: ABD sadece askeri hedefleri bombalıyor. Palme, Hanoi’de bulunan İsveçli diplomat Eskil Lundberg ile konuştu. Lundberg ABD’nin hastaneleri bile bombaladığını anlattı. Palme’nin tavrı artık kesin Vietnem’dan yanaydı. Eline meşaleyi aldı Vietnam büyükelçisiyle birlikte yürüyüşe katıldı. O da yetmedi kısa, keskin, şiir gibi bir metin kaleme aldı.
İşte Palme’nin 1972 yılı Noel’inden bir gün önce okuduğu sözler:
Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek gerek. Vietnam’da yaşananlar bir tür işkencedir. Bombalamaların askeri bir amacı olamaz. Saigon’daki askeri uzmanlar, Kuzey
Vietnam’ın saldırı hazırlığında olmadığını söylüyor. Bombalama nedeni, Vietnamlıların müzakere masasındaki inatçılığına bağlanamaz. New York Times’ın da belirttiği gibi, Paris’teki Ekim anlaşmasına itiraz eden de zaten Saigon’daki Başkan Thieu’dur.
Yapılanlar eziyettir, bir ulusu aşağılamaktır, onu boyun eğmeye zorlamaktır.
Bombalamalar vahşettir.
Yakın tarihte bu tür vahşetler çok işlenmiştir..
Guernica, Oradour, Babi Yar, Katyn, Lidice, Sharpeville ve Treblinka gibi isimler beynimize çakılmıştır.
Şiddet ağır basıyor. Ama gelecek nesiller de sorumluları şiddetle mahkum edecek.
Şimdi suç listesine bir isim daha eklendi: HANOİ!.. (1)

DÖNÜM NOKTASI
1972 Noel’i
Olof Palme’nin ölümü İsveç için bir dönüm noktası oldu.
Palme’den önce bağımsız, tarafsız, bloksuz bir ülkeydi İsveç. Sermayenin bir avuç ailenin elinde toplandığı bir ülkede emekçiler pastadan yeterli parçayı almayı başarmışlardı. Bir emekçi kredi alıp ev araba, yazlık, tekne alabiliyordu. Maaşıyla ufak ufak bunları ödemesi mümkündü. En yoksulun, işsizin, emeklinin de insanca yaşamasını sağlayacak bir sosyal yapı oluşturulmuştu.
Palme’den sonra gelen İngvar Carlsson durumu idare etti. Daha sonra gelen ABD, İngiltere ve İsrail yanlısı Göran Persson ile birlikte işler karıştı. İsveç bugün AB ve NATO üyesi ABD yanlısı, durmadan yoksullaşan bir ülke.
Ah Palme, sen hayatta olsaydın ya diyenler az değil.
Hani biz diyoruz ya “Ah Atatürk sen biraz daha yaşasaydın” diye. İşte aynı öyle.
AŞIK NESİMİ’NİN PALME AĞIDI
Aşık Nesimi Çimen o sıralarda İsveç’teydi. Olof Palme cinayeti sonrası elinde curası ile İsveç Radyosu Türkçe Yayınlar Servisi’ne gelmişti. Çok duygulanmış, bir şiir yazıp besteleyivermişti: “Bir barış güvercinin vurdular”.
Nesimi Çimen’i stüdyoya gittik; Palme’ye yaktığı, ağıdı kayda aldık. Yanılmıyorsam bu kaydı ben daha sonra güzel, kaliteli kasetler yapmaya başlayan Ali Rıza Özkan’a gönderdim o da Nesimi’nin oğlu Mazlum’a vermiş. Böylece ağıt anılarımıza yazıldı.
Ne acıdır ki, Nesimi’yi de 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta köktendincilerin yaktığı Madımak cehenneminde kaybettik. O olay da Gladyo’nun / Süper NATO’nun işi değil mi?
BİR BARIŞ GÜVERSİNİNİ VURDULAR (OLOF PALME’YE AĞIT) (2)
Aşık Nesimi Çimen
Barış dünyasına bir kara haber
Bir barış güvercinini vurdular
Mazluma sinsice saldırmış meğer
Bir barış güvercinini vurdular
Halksever bir insanı aldılar
Dünya’da emsalsiz olan bir başkan
Korkusuz, halk ile kolkola gezer
Yapmamış Dünya’da hiçbir sultan
Bir barış güvercinini vurdular
İnsansever bir insanı aldılar
Yabancıya dosttu, halkına yar
Dünya’da barış için alınmıştı karar
Nadir gelir dünya’ya böyle bir lider
Bir barış güvercinini vurdular
Gerçek bir halk dostunu aldılar
Nesimi’yim isterim ki, barış olsun
İnsanlar kardaşça dostça yaşasın
Barışçı Palme’nin ruhu şad olsun
Bir barış güvercinini vurdular
Barışsever bir lider aldılar
İSVEÇLİ İKİ DEVRİMCİ OZANIN AĞIDI
Olof Palme’nin öldürülmesinin ardından İsveç’in iki ünlü devrimci müzisyeni, Björn Alfzelius ile Mikael Wiehe de birlikte bir şarkı yazıp bestelediler: Natten (Gece) (Natten)…
GECE (3)
Musik/Text: Björn Afzelius ve Mikael Wiehe
Türkçe yorumlayan: Abdullah Gürgün
Så hann då döden upp dej
med rå och våldsam kraft
I en fulltecknad almanacka
fanns ändå lite plats
O an seni yakaladı ölüm
vahşi ve kaba kuvvetle
Dolu bir takvimde
küçük bir yer vardı gene de
Så sprang då livet från dej
på fjäderlätta steg
Försvann omkring ett gathörn
och syntes inte mer
Yaşam kaçtı o an senden
kelebeğin hafif adımlarıyla
Bir sokak köşesinde kayboldu
Görünmedi bir daha
En blixt ur tomma intet
En kall och ändlös natt
där skuggor jagar skuggor
som ingen kan ta fatt
Bir hiç boşluğundan çakan şimşek
Soğuk sonsuz bir gecede
gölgelerin gölgeleri kovaladığı
kimsenin kimseyi yakalayamadığı
Ditt blod låg kvar på gatan
som en spegel blank och ren
där framtiden blev synlig
för den som kunde se
Kanın yerde kaldı
bir ayna gibi parlak ve temiz
gelecek orada görünür oldu
Görebilenlere
En blixt ur tomma intet
En kall och ändlös natt
där skuggor jagar skuggor
som ingen kan ta fatt
Bir hiç boşluğundan çakan şimşek
Soğuk sonsuz bir gecede
gölgelerin gölgeleri kovaladığı
kimsenin kimseyi yakalayamadığı
Olof Palme’yi ve Aşık Nesimi’yi saygı, sevgi ve özlemle anıyorum.
“Faili meçhul”lerin günün birinde aydınlatılacağına ve katillerinin mutlaka ortaya çıkarılacağına inanıyorum.
Bu cinayetler karanlıkta kalmamalıdır.
- https://www.youtube.com/watch?v=vGm4es5rJnQ
- https://www.youtube.com/watch?v=h99Un24j7Ns&list=RDh99Un24j7Ns&start_radio=1
- ( https://www.youtube.com/watch?v=PkACKSG4IAw&list=RDPkACKSG4IAw&start_radio=1 )






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.