Dünyada güç dengeleri yeniden sarsılırken, Türkiye için asıl mücadele dışarıda değil içeride veriliyor. Cumhuriyet’in temel değerleri; demokrasi, hukuk, laiklik ve ortak yurttaşlık bilinci bugün yalnızca bir tarih mirası değil, geleceği korumanın da en güçlü yolu olarak yeniden öne çıkıyor.

Foto: AI / Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Dünya yeni bir kırılma çağından geçiyor. Büyük devletler artık birbirlerini doğrudan işgal ederek değil; ekonomik baskılarla, teknoloji savaşlarıyla, taşeron savaş ve toplumların iç dengelerini bozarak mücadele ediyor. Savaşın adı değişti, yöntemleri değişti, ama güç mücadelesi değişmedi.
Bugün ABD ile Çin arasında yaşanan gerilim de bunun bir parçası. Artık hiçbir büyük güç nükleer çağda topyekûn bir savaşın kazananı olamayacağını biliyor. Çünkü böyle bir savaş yalnızca orduları değil, insanlığın geleceğini de yok eder. Bu nedenle dünya, açık savaş ile zorunlu uzlaşma arasında gidip gelen kırılgan bir dengede ilerliyor.
Tam da bu noktada Türkiye’nin önündeki asıl sorun dışarıdan çok içeridedir.
Çünkü tarihin en tehlikeli dönemlerinde devletleri ayakta tutan yalnızca silah gücü değil; ortak bilinç, yurttaşlık duygusu ve toplumsal dayanışmadır. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi tam da bu nedenle bugün de yaşamsal önemdedir.
Cumhuriyet; ümmetten yurttaşa geçiştir.
Cumhuriyet; kulluktan eşitliğe geçiştir.
Cumhuriyet; kaderini başkalarının çizdiği bir toplum olmaktan çıkıp kendi geleceğini kurabilmektir.
Bugün dünyada büyük güçler yeniden paylaşım hesapları yaparken, Türkiye’nin en büyük ihtiyacı güçlü bir demokratik hukuk devleti, bilimsel eğitim, üretim ekonomisi ve laik Cumhuriyet değerleridir. Çünkü ancak ortak akıl ve ortak yurttaşlık bilinci olan toplumlar dış müdahalelere karşı direnebilir.
Cumhuriyet’i korumak geçmişe saplanmak değildir; tam tersine geleceği savunmaktır. Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda emperyalizme karşı verilmiş bağımsızlık mücadelesinin adıdır.
Bugün dünyada değişen güç dengeleri bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Kendi iç bütünlüğünü kaybeden toplumlar, büyük güçlerin satranç tahtasında yalnızca bir hamleye dönüşür.
Bu yüzden Cumhuriyet’i savunmak bir nostalji değil, tarihsel bir zorunluluktur.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.