Öner Yağcı’nın Sivas’ı Unutmak adlı kitabı 2 Temmuz 1993 Madımak Katliamı’nın toplumsal bellekteki yerini, Cumhuriyet, laiklik ve insan hakları ekseninde ele alıyor. Kitap, yaşananların unutulmaması için önemli bir tanıklık sunuyor.
Hasan AKARSU
hasan@haber.dk
“Sivas’ı Unutmak” yazar Öner Yağcı’nın son kitaplarından biri. Öner Yağcı’nın beş romanından başka, onlarca deneme ve inceleme, derleme- seçki kitapları bulunuyor. Sivas’ı Unutmak kitabında yazılar dört bölümde toplanıyor. Yazar, kitaba yazdığı sunu yazısında, kitabın adına açıklık getiriyor. Kendini, Sivas olayında sorguladığını, “unutmamak” demesi gerektiğini vurgularken, “her şeyi unuttuğumuz bu dünyada, bir ülkede” Sivas kıyımını da unuttuğumuz gerçeğinden kaçmak istemediğini belirtiyor. Ölüm Sivas’ta “sevda tırpanı” olmuştur, duyarsızlığa dur denilememiştir orada. İnsanın umudunun tükendiği bir konuma gelinmiştir. Kitabın birinci bölümünde, Sivas’ın aydınlık savaşımı, ikinci bölümünde, Sivas kıyımı belgeleri, üçüncü bölümde, kıyımdan sonraki umutlu savaşımlar, son bölümdeyse, Sivas kıyımıyla ilgili yayımlanmış kitaplarla ilgili yazılar yer almıştır.
Yazar, Sivas’ı anlatmayı önemsiyor ve “Sivas’ı anlatmak Anadolu’yu ve umudu anlatmaktır” diyor. Sivas, “yediveren Sivas”tır, Hititler’den başlayıp Cumhuriyet’e ulaşan bir tarihi vardır. Anadolu’nun merkezidir. Türküler söylenmiştir yüzyıllar boyunca. İnsanların yakıldığına, asıldığına da tanık olmuştur Sivas. Karanlığın yarasaları, aydınlığı yok etmeye yönelmişlerdir. 02 Temmuz 1993 tarihi, insanlığa, köktendinciliğe karşı uyanık olmayı, savaşmayı anımsatacaktır. Öner Yağcı, kıyımı yaşadığı için o günlerin tanığıdır ayrıca: “…Bunlar Müslüman’sa ben değilim dedi itfaiyeci; namaz kılmayacak artık, oruç da tutmayacaktı. Din barbarlık mıdır diye sordu bir berber çırağı ustasına. Yanıt veremedi berber, utanıyordu…” (s.23) Yaşamı türküleştirmenin, Sivas’taki bu kara lekeyi silmenin zamanıdır artık.

Sivas’ı Unutmak- Öner yağcı, İleri Yayınları, Ağustos 2004
01 Temmuz 1993 sabahı Sivas’ta dağıtılan “Müslümanlar” imzalı bildiride, Aziz Nesin’e saldırılıyor, Müslümanlar ayaklanmaya çağrılıyor. Akşamleyin, semah dönüyor gençler. Geceleyin, 4 Eylül Kapalı Spor Salonu’nda Nesimi Çimen üç telli curasını çalıyor, türküler söylüyor: “…Alkışlamayın! dedi. Sessiz olun ki anlayın ne dediğimi. Anlayın ki aydınlanın!” (s.30) Pir Sultan Bayramı yaşanıyor Sivas’ta o gün. “Aydınlık bir rüzgardır çağdaşımız Pir Sultan” diyor Öner Yağcı. Bize onu tanıtıyor yüzyıllar öncesinden. Bir şiir rüzgarı olduğunu, gücünü yaşamdan aldığını, Hızır Paşa’ya başkaldırdığını belirtiyor. Aynı gün, saat 17.30’da açıkoturumda yaptığı konuşmada, günümüz Pir Sultanlarını da anlatıyor. Prometheus’u, Spartaküs’ü, Şeyh Bedrettin’i, Hacıbektaş’ı, Yunus Emre’yi, Tevfik Fikret’i anımsatıyor ve orada olan Aziz Nesin’i: “ En güzel örneği; en başarılı örneği Aziz Nesin… İşte kendisi burada…Onun gösterdiği yürekliliği, şahsen ben bu yaşımda gösteremiyorum ve bunun utancını yaşıyorum. Benim gibi yüzlerce, binlerce insan belki aynı yürekliliği, aynı cesareti gösteremiyor ve bunun utancını yaşıyor…” (s.45) Cumhuriyet’in geriye doğru çekilmesinin nedenlerini değerlendiriyor: “…Ulusçuluğun yerini bağnaz bir ırkçılık ve şovenizm almışsa, laikliğin yerini kara sesler, şeriat çığlıkları almışsa, irtica ve yobazlık çılgın bir hızla akmaktaysa, halkçılığın yerini zenginleri sevenlerin iktidarları doldurmuşsa Cumhuriyet’in geriye doğru birkaç adım attığını kabul etmemiz gerekiyor…” (s.56)
Sivas’ta köktendinciliğin 1980’den sonra devletin desteğiyle ve göz yummasıyla güçlendiği bir gerçek. Sivas yangını da bunun sonucu. Bir devlet, Cumhuriyet’e düşman yetiştiriyor kendi elleriyle. Belki bunun ayrımında bile değil. Dış güçlerin oyunlarından habersiz. Yıllarca hazırlanan tuzaklara düşürülüyor insanlarımız. “Devlet şeriata kurban” veriyor 02 Temmuz günü. O gün “şeriatın günü”: “…Sivas’a kara bulutlar çöktü ve devlet kaçtı, saklandı, şeriatçı yobaz güçlere teslim oldu. Kültür Merkezi’nin bir grup tarafından basılmasından sonra önlem alınmadı. Grubun Vilayet Konağı’na doğru yürüyüp orada Atatürk Heykeli’ni taşlamasına ve kırmasına da; Valiliğin, laikliğin, Cumhuriyet’in ve Aziz Nesin’in karşıtı slogan atmasına da seyirci kaldı devlet. Kültür kurumlarının tahrip edilmesine ses çıkarmadı…” (s.70) Grupların Madımak Oteli’nin önünde birikmesi saatlerce sürdüğü halde, devlet hiçbir önlem almıyor, kalabalığın çoğalmasını bekliyor: “…Beklendi, beklendi, beklendi… Ne güvenlik gücü geldi, ne devlet. Sanki devlet Madımak Oteli’nde kuşatılan insanları şeriata, yobazlığa kurban vermişti. Bunun başka hiçbir açıklamasını bulamıyorum. Şeriata otuz beş yakılmış kurban!” (s.71) Otuz beş kişi yakılıyor Sivas’ta. “Bir bulut kaynıyor Sivas elinde”
Öner Yağcı, bu koşulları hazırlayan sistemden sayısal veriler sunuyor. Her yıl sekiz yüz bin kişinin dinsel eğitimden geçtiğini, Diyanet İşleri’ne büyük pay ayrıldığını, 417 İmam Hatip Lisesi’nin açıldığını, 5300 Kuran Kursu’nun olduğunu vb. belirtiyor ve “Bu koşulları hazırlayanların kulakları çınlasın” diyor. Dincilerin çığlıklarına kulak vermek gerekiyor: “Cumhuriyet’in temeli burada atıldı. Biz de Cumhuriyet’i burada yıkacağız.” O günkü siyasetçilerin sözleri de kulaklarımızda değil mi?: “ Aman ha! Polisle halk karşı karşıya gelmesin. Aman ha! Halka zor kullanmayın. Aman ha! Halkımıza zarar gelmesin!” Dincilere ne değin ödün verseler de koltuklarını korumayı başaramadıklarını gördükçe belki düşünürler biraz. Atatürk’ün ölümünden sonra özellikle 1949’da CHP’nin dincilere verdiği ödünlerle başlayan çürüme, DP, AP, MC ve ANAP dönemleriyle sürdü. Oysa insana yakışan aydınlık ve özgürlüktür. Bu uğurda ne çok aydınımızı yitirdik. Bu nedenle yazar, “aklın yarattığı bilime ve bilimin gerektirdiğine sahip çıkmalıyız” diyor.
Öner Yağcı, Sivas kıyımını, 1993’ün en önemli “kültür olayı” olarak değerlendiriyor ve orada acıyı, utancı yaşadığımızı vurguluyor. Sivas’tan alınacak dersleri, Sivas kıyımına gelişimizin nedenlerini irdeliyor. Sivas’ı unutmamalıyız diyor:”…Belleksiz bir topluma dönüşmemeliyiz. Unutmamalıyız, unutmaya hakkımızın olmadığını bilmeliyiz…” (s.142) Mustafa Kemal’in devrimini sürdürmemiz gerektiğini belirten yazar, onun İzmit toplantısının ardından söylediklerini anımsatıyor: “Biz bir devrim yaptık bunu sürdürüyoruz… Devrimin yasası, var olan yasaların üstündedir. Biz öldürülmedikçe, bizim kafalarımızdaki bu ateş durdurulmadıkça, başlattığımız devrim bir an bile durmayacaktır.” (s.164) Bu düşünceyle yetişen kuşaklarla Cumhuriyetin sonsuza değin yaşayacağı bir gerçek. Sivas’ta ise, devletin yetiştirdiği dinci kuşak Cumhuriyet’le ellerinden alınan iktidarı istemiştir: “Artık Cumhuriyet’le elimizden aldığınız iktidarı bize geri verin!” Sivas kıyımının gerçeği budur diyor Öner yağcı. Sivas kıyımının ABD’nin küreselleşme politikasının sonuçlarından biri olduğunu açıklıyor. CIA Eski Ankara İstasyon Şefi Paul Henze’nin, CIA Eski Ortadoğu Şefi Graham Fuller’in raporlarına değiniyor. Sivas kıyımıyla ilgili olarak yayımlanan kitapları da tanıtıyor. “Madımak Yangını: Sivas Katliamı Davası”yla ilgili bilgiler veriyor. Sivas kıyımını unutmamak gerektiğini söylüyor: “Sivas katliamını unutmak, Kızılderili katliamlarını, zencilerin köleleştirilmelerini, Nazi Kamplarını, Hiroşima’yı, Nagazaki’yi unutmak demektir…” (s.240)
Öner Yağcı, Sivas yangınının acısını yüreğinde duyumsayıp toplumun unutmaması için de gereken özveriyi gösteren, toplantıdan toplantıya koşan, aydınlatma görevini aksatmayan yazarlarımızdandır. Bu etkinliklerdeki çalışmalarını “Sivas’ı Unutmak” adıyla sunuyor bize ve unutulmaması için de katkıda bulunuyor.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.