Bir yılın ardından geride kalanları, yarım bırakılan cümleleri ve bütün kırgınlıklara rağmen insanı yeniden ayağa kaldıran inatçı umudu anlamaya çalışan bir başlangıç arayışı.
Cengiz KAHRAMAN
cengiz.kahraman@haber.dk
Takvim yaprakları değişiyor, yıllar birbirini kovalıyor, ama insanın içindeki saat her zaman aynı hızda ilerlemiyor. Kimi zaman geride kalıyor, kimi zaman duruyor, kimi zaman da inadına hızlanıyor. 2026’ya girerken kimimiz umutla, kimimiz “hadi bakalım” diyerek, kimimiz ise sessizce bu eşiği aştık.
Geride kalan 2025, çoğumuz için “şahane”, “verimli” ya da kendimizi bulduğumuz bir yol olmadı. Aksine; öğretici ama sarsıcı, eksiltici ama düşündürücü bir yıl olarak kazındı hafızaya. İnsan ilişkileri denen o tuhaf aynada, bazen kendimize bile yabancılaştığımız bir yıl…
2025, terkedilişlerin yılıydı. Giden yalnızca insanlar olmadı; beklentiler de birer birer çekip gitti. Tutarlılık mesela… O da valizini toplayıp sessizce çıktı hayatımızdan. Bir gün “gelecek inşa edilir” deyip ertesi gün suskunluğa gömülen cümleler dolaştı ortalıkta. Sözle davranış arasındaki mesafenin, Kopenhag–İstanbul hattı kadar uzun olabildiğine yeniden tanıklık edildi.
Adres Danimarka’ydı belki; ama akıl çoğu zaman Anadolu’da, kalp ise iki ülke arasında bir yerde asılı kaldı. Avrupa’nın kuzeyinde yaşayanlar için yaşanan eksilme yalnızca bireysel değildi. Savaş korkularının yeniden gündelik hayata sızdığı, silahlanma dilinin sıradanlaştığı, sınırların sertleştiği bir yıldan geçildi. Gazze, Ukrayna, Ortadoğu… Haritalar parçalandıkça vicdanlar da çatladı. Güvenli olduğu sanılan ülkelerde bile gelecek duygusu kırılganlaştı.
Dünyaya bakıldığında manzara da pek iç açıcı değildi. Avrupa savaş korkusuyla yaşadı, demokrasi yorgun düştü. Türkiye ekonomik kaygılarla boğuştu; insanlar sabırla ayakta kalmaya çalıştı. Dünya ise yine bildiğimiz dünya olarak kaldı: Bir yanda yoksulluk, bir yanda israf; bir yanda adalet çağrıları, öte yanda sağır duvarlar…
Danimarka’da hayatın düzenli aktığı söylenir; doğrudur. Otobüs saatinde gelir, kurallar nettir, kimse kimsenin hayatına fazla karışmaz. Ama insan ilişkileri… Onlar her yerde aynı. Avrupa’da da kalp kırılır, Türkiye’de de. Sadece kırıklar burada daha sessiz, orada daha gürültülüdür.
“Uyum” kelimesinin sıkça tekrarlandığı bu ülkede ise başka bir çelişki büyüdü. Uyum beklentisi arttıkça yabancılaşma derinleşti. Yabancı karşıtı söylemler, insanı topluma yaklaştırmak yerine yaşadığı ülkeye daha da mesafeli hale getirdi. Dilini konuştuğun, vergisini ödediğin, kurallarına uyduğun bir yerde, “yabancı” olduğun hatırlatıldı durmadan.
Bu toplumsal sertlik, insan ilişkilerine de yansıdı. 2025, birçok kişi için kopuşların yılıydı. Kimi zaman insanlar gitti, kimi zaman hayaller. Tutarsızlıklar çoğaldı, beklentiler havada asılı kaldı. Güzel cümleler kuruldu; ama arkalarından gelen adımlar eksik kaldı. Ve insan şunu fark etti: En çok, en çok sevdiğinden vazgeçerken yoruluyor. Vazgeçmek bazen cesaret, bazen mecburiyet, bazen de hayatta kalma refleksi oluyor.
Yine de her terkediliş bir kapanış değil. Bazı ayrılıklar, başka kavuşmaların önünü açıyor. İnsan bazen eksilerek yol alıyor, bazen yalnız kalarak kendini çoğaltıyor.
2026’dan beklentiyi büyük tutmamak gerek. Büyük beklentiler insanı yorar. Küçük ama sahici şeyler dilemek yeterli. Daha az nasihat, daha çok emek. Daha az söz, daha çok tutarlılık. “Huzuru buldum” diyenlerin gerçekten huzurlu olduğu, “gelecek inşa edilir” diyenlerin tuğlasını gerçekten koyduğu bir yıl…
Dilekler büyük sloganlardan değil, küçük ama sahici beklentilerden doğmalı. Daha az öğüt veren, daha çok sorumluluk alan ilişkiler… Daha az gürültü, daha çok samimiyet…
Toplum olarak biraz durmaya da ihtiyacımız var. Herkesi aynı kalıba sokma telaşından, herkesi aynı hızda yürütme ısrarından vazgeçmeye. Çünkü insan, ne kadar zorla uyum sağlamaya çalışırsa, o kadar kendinden uzaklaşıyor. Biraz yavaşlamayı öğrenmek gerek. Her şeye hemen karar vermemek, insanları hemen silmemek… Her ayrılığı “kaçınılmaz”, her yalnızlığı “kader” ilan etmemek. Birbirini dinlemek. Mümkünse anlamak. Anlayamıyorsak bile, en azından incitmemek.
2026’ya biraz kırık, biraz yorgun ama yine de umutla girmek mümkün. Çünkü insan bazen bir yılı kaybeder ama kendini tamamen kaybetmez. Yeni yıldan dilek şu olsun: İnsanlar “hediye nasihat” dağıtmayı bırakıp, biraz vicdan, biraz sabır, biraz da cesaret versin birbirine. Ve mümkünse… kimse kimseyi yarım bırakmasın.
2026; savaşların değil barışın konuşulduğu, yabancılığın değil birlikte yaşamanın hatırlandığı bir yıl olsun. İnsanların birbirini terketmekten çok anlamaya çalıştığı, gidenlerin ardında kapıların tamamen kapanmadığı bir yıl… Belki de en çok buna ihtiyaç var: Yarım kalmış cümlelerin tamamlanabileceğine, kırılmış bağların onarılabileceğine, insanın hem kendisiyle hem dünyayla yeniden ilişki kurabileceğine inanmak.
Yeni yıl mucize getirmeyebilir. Ama doğru soruları sormaya cesaret edilirse, yeniden başlamanın yolu açılır. Ve bazen, en kalıcı kavuşmalar en sessiz terkedilişlerden sonra gelir.
Gazeteci Cengiz Kahraman, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da yaşamakta ve 1992 yılından bu yana ise aktif olarak gazetecilik ve editörlük yapmaktadır.
Cengiz Kahraman, uzun yıllar serbest gazeteci olarak Türk basınında görev aldı. Bu süreçte Milliyet, Radikal ve Habertürk gazetelerinin Kopenhag muhabirliğini yürüttü. Bu süreçte Türkiye ile Danimarka arasındaki siyasal, toplumsal ve kültürel gelişmeleri yakından izleyerek kamuoyuna aktardı. Daha sonra kısa bir süre Danimarka’nın ulusal radyo ve televizyon kurumu DR’nin yabancı diller servisi olan DR International’da Türkçe haberler hazırlayıp sundu. Kahraman, aynı dönemde BBC World Türkçe Servisi için de Kopenhag’dan serbest muhabir olarak çalıştı.
2002 yılında Danimarka’nın önde gelen günlük gazetelerinden Politiken’de çalışmaya başlayan Cengiz Kahraman, Politiken gazetesi bünyesinde 2004 yılı sonuna kadar Türkçe ve Danca olarak haftalık yayımlanan Haber gazetesinin editörlüğünü üstlendi. Günümüzde ise “haber.dk” ile Danca yayın yapan “Danturk.com” adlı haber portallarının sahibi ve editörü olarak yayıncılık faaliyetlerini sürdürmektedir.
Cengiz Kahraman, gazetecilik mesleğini Türkiye ve Danimarka arasında bir köprü olarak görmüş; göç, kimlik, kültür, medya ve demokrasi konularında uzun yıllardır ürettiği haber ve analizlerle kamuoyuna katkı sunmaya devam etmektedir.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.