Savaş, zulüm ve yoksulluk milyonlarca insanı evlerinden etti. Dünyanın en zengin ülkeleri ise sorumluluktan kaçıyor ve sorumluluğu gelişmekte olan ülkelere yıkıyor. Gazze’de ise etnik temizlik sessizce ilerliyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr Balah kentinin güney bölgelerinin boşaltılması çağrısı yaptı. İsrail’in tahliye uyarısının ardından bazı Filistinliler, yanlarına aldıkları eşyalarla güvenli olduğunu düşündükleri bölgelere doğru göç etmeye başladı. Foto: AA
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
İnsanlar eğlence için başka ülkelere kaçmazlar. Hayatları tehlikede olduğu için kaçarlar. Mülteciler, güvenliklerini garanti altına alabilecek ve kendileri ve aileleri için bir gelecek sunabilecek ülkeler ararlar.
Son yıllarda rekor sayıda insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. Savaştan, zulümden ve istismardan kaçıyorlar. Suriye’deki savaş onları kaçmaya zorladıktan sonra milyonlarca insan mülteci olarak yaşamaya devam ediyor. Afganistan’da binlercesi Taliban’ın iktidara gelmesinin ardından kaçtı. Avrupa’da Ukrayna’nın işgali milyonlarca sivili evlerini terk etmeye zorladı. İsrail’in Gazze’ye saldırılarında 60 binden fazla Filistinli öldü, bunların 20 bini çocuk…
Ne yazık ki, Danimarka da dahil olmak üzere dünyanın en kaynak zengini ülkeleri, dünyadaki mültecileri uzak tutmak için ellerinden geleni yapıyor. Sonunda Danimarka’da koruma elde edenler, genellikle barış bulmayı ve yerleşmeyi zorlaştıran özel yasalar ve geçici oturma izinleriyle karşılaşıyor. Ya da evlerine dönemeyen mülteciler, ülkenin çıkış merkezlerinde belirsizlik içinde yaşamaya zorlanıyor.
Dünyanın en zengin ülkeleri, çatışma bölgelerinden kaçan milyonlarca insanla başa çıkmayı bir avuç gelişmekte olan ülkeye bırakıyor. Çevredeki ülkeler çöküyor ve uluslararası toplumun tamamının sorumluluk alması ve kaçan insanların güvenli bir yaşam sürmelerini sağlaması gerekiyor.
İsrail’in Gazze’de etnik temizlik için hazır bir planı var
Uluslararası toplumun, İsrail’in sivillere karşı yürüttüğü savaş karşısındaki acizliği, Gazze Şeridi’nin tamamen boşaltılmasına yönelik bir planın önünü açtı. Bu plan, uygulanabilir olsun ya da olmasın, uluslararası hukuka aykırı bir niyet taşıyor.
Birkaç gün önce Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki bir gıda dağıtım noktasında vurularak öldürülen Filistinlilerin cesetleri eşek arabasıyla taşındı, çünkü İsrail bütün arabaları ateşe verdi.
28 Batılı dışişleri bakanı, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki eylemlerini sert bir dille kınıyor. Ancak sözlerini eylemle desteklemiyorlar.
Gazze’deki durum hakkında yazdıkları ortak mektupta, “Tarafları ve uluslararası toplumu, bu korkunç çatışmayı derhal, koşulsuz ve kalıcı bir ateşkesle sona erdirmek için ortak bir çaba içinde birleşmeye çağırıyoruz” ifadeleri yer alıyor. Aralarında Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen’in de bulunduğu bakanlar, İsrail’in açlıkla mücadele edenlere yönelik yardımları kısıtlamasını “kınıyor”…
28 hükümetin İsrail’e yönelik retorik eleştirileri, acizliklerini ortaya koyuyor!
Çok az insan mülteci olarak doğar. Kimse mülteci olarak ölmek istemez. Yine de mültecilerden sanki Danimarkalı, İsveçli veya Alman kimliğiyle eşdeğer bir kimlikmiş gibi bahsediyoruz. Mülteciler, her şeyden kopmak zorunda kalmış insanlardır; yine de yükleri, umutları, hayalleri, kim oldukları ve kim olmak istedikleri hakkında fikirleri vardır.
Mülteci durumuna yaklaşmanın ve onunla ilişki kurmanın farklı bir yolu olmalı. Hem kültürel-tarihsel hem de hümanist bir anlayış gerekli.
Mültecilerin de insan olduğunu ve mülteci politikalarının bu gerçeği göz ardı etmemesi zorunlu…
HİÇ REDDEDEN OLDU MU?
Polis memurları
doğru bulmadıkları emirleri
reddediyor mu?
İnsanları sığınma merkezlerinden
gece yarısı apar topar almayı
reddediyorlar mı?
Korkmuş bir erkek çocuğu
uçağa zorla bindirmeyi
reddedecekler mi?
Kabil’de ölen Abolfazl’ı anımsıyorlar mı
ya da Mogadişu’ya döndükten sonra
kaybolan Somali’li adamı?
Polisler ağlayan çocuk ve kadınların,
ailelerin yuvalarını yıkmayı
hiç reddettiler mi?
Bakanın kariyeri var.
Müsteşarın kariyeri var.
Büro yöneticisinin maaşı ve kariyeri var.
Ama bir memurun hiç amirine
hayır dediği oluyor mu?
Danimarka Göçmenlik Bürosunda
bir bölüm başkanı
şöyle bir durup,
bu tür kararlara imza atmayı
reddediyor mu?
Bir memur ânîden hayır diyebilir mi?
Danimarka Göçmenlik Bürosu çalışanları
uykularında ağlıyor mu?
Müsteşarın utancından
kustuğu oluyor mu?
Bir bakan ânîden pişman olup
ve çocuklarını arayıp,
telefonda hıçkırarak ağlar mı?
Birinin hayır dediği olur mu?
Niels Hav
(Türkçesi: Hūseyin Duygu)






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.