Trakya’nın sert rüzgârından doğan Spartaküs’ün hikâyesi, Roma’ya karşı verilen bir köle isyanının ötesinde; özgürlüğün, direnişin ve insan iradesinin tarih boyunca silinmeyen izini anlatıyor.

Foto: AI/Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Ben Trakyalıyım. Doğduğum, büyüdüğüm bu toprakların yeli sert, belleği derindir. Balkanlar yalnız bir yer değil; acının, direncin ve umudun biriktiği bir yurt parçasıdır.
Bu topraklar, Şeyh Bedrettin’in eşitlik isteğini, Namık Kemal’in özgürlük düşüncesini, Mustafa Kemal Atatürk’ün yurt kuran gücünü ve Hasan Ali Yücel’in aydınlanma atılımını taşır. Ama bu adlardan çok önce, yine bu toprağın bağrından bir başka ad yükselmişti: Spartaküs.
Kimi adlar vardır; geçmiş onları yalnız yazmaz, derinleştirir. Spartaküs de böyledir. O, hem kişi hem simge; hem yenilgi hem de kırılmaz bir dirençtir. Ve Spartaküs bir Trakyalıdır. Antik kaynaklara göre Balkanlar’ın Trakya bölgesinden gelmiş, Trakların savaşçı ve özgür ruhlu geleneğinin bir temsilcisidir. Bu kök, onun cesaretini ve direncini açıklayan en temel bağdır.
MÖ 1. yüzyılda Trakya’dan çıkan Spartaküs’ün yaşamı, Roma’nın katı düzenine sürüklendi. Bir süre Roma ordusunda bulunduğu, sonra tutsak edilip köleleştirildiği söylenir. Son durağı Capua’daki bir dövüşçü ocağı oldu. Burada ölüm alkışlanıyordu. Ama Spartaküs için bu bir son değil, bir başlangıçtı.
MÖ 73’te, Spartaküs 70–80 kadar dövüşçüyle birlikte dövüşçü ocağından kaçtı. Ellerinde mutfak bıçakları ve birkaç basit araç vardı. Kaçışın hemen ardından Spartaküs çevredeki köleleri ve yoksulları toplamaya başladı. Kısa sürede geçmişin en büyük köle başkaldırılarından birine dönüştü:
Spartaküs ve yoldaşları, İtalya’nın güneyinde Vezüv Dağı eteklerine çekildi. Burada Roma birliklerine karşı ilk büyük başarılarını kazandılar. Roma başta bu başkaldırıyı küçümsedi; gönderilen birlikler deneyimsizdi. Ama Spartaküs’ün savaş bilgisi ve kararlılığı dengeyi değiştirdi.
Kısa sürede on binlerce köle, çoban ve yoksul onun çevresinde toplandı. Sayıları 70 bine, kimi anlatılara göre 100 bine ulaştı. Bu artık bir kaçış değil, bir yürüyüştü. Kuzeye ilerlediler; Alpler’i aşıp özgür topraklara varma umudu doğmuştu. Ancak yön değişikliği, alın yazılarını belirleyen dönemeç oldu.
Roma, sonunda tehlikenin büyüklüğünü anladı. Barbar ve sıkı yöntemlerle başkaldırı bastırıldı. Kaçışından üç yıl sonra, Güney İtalya’da yapılan son büyük çarpışmada Spartaküs ve ordusu yenildi. Spartaküs’ün savaş alanında öldüğü kabul edilir; bedeni bulunamadı. Ardından yaklaşık 6.000 köle Roma’da çarmıha gerildi. Bu, Roma’nın gücünü göstermek için verdiği korkunç bir gözdağıydı.
Ama geçmiş yalnız korkuyu değil, direnci de saklar. Spartaküs, Roma’yı yıkamadı; ama onun yenilmez olduğu inancını sarstı. Köleliğin doğal olmadığını, kişinin boyun eğmek zorunda olmadığını gösterdi. Belki kazanamadı, ama insan belleğinde silinmez bir iz açtı. Onun direnci, Trakya’nın savaşçı ruhunun ve özgürlük aşkının bir yankısıdır.
Benim için bu öykü yalnız geçmişe ait değil. Çünkü Trakya’nın yeli hala esiyor. O yelin içinde Bedrettin’in sesi, Namık Kemal’in sözü, Atatürk’ün kararlılığı ve Spartaküs’ün başkaldırısı birlikte yankılanır.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.