Köy mutfaklarından bugünün sofralarına uzanan yoksulluğun sıcak mirası tarhana, yalnızca bir yemek değil; geçmişi, dayanışmayı ve direnci taşıyan bir kültürdür

Foto: Haber.dk
Hüseyin DUYGU
huseyin.duygu@haber.dk
Kimi yemekler vardır; sadece karın doyurmaz, insanın geçmişini de kaynatır. Tarhana çorbası tam da böyledir. Bugün adına gurme tarifler uyduruluyor, televizyon aşçıları içine kekik serpip “Anadolu’nun kadim lezzeti” diye sunuyor ama biz onun gerçek adını biliyoruz: Dar-hane çorbası. Yani tarhana çorbası.
Yani yoksul evlerin, geçim derdiyle yoğrulmuş mutfaklarının, sabah ayazına karşı direnen kaşıklarının çorbası…
Çocukluğumda annem sonbahar gelince tarhana hazırlığına girişirdi. Ev bir anda küçük çaplı bir gıda fabrikasına dönüşürdü. Yoğurt, un, domates, biber… Hepsi büyük bir ciddiyetle karıştırılır, sonra güneşin altında kurutulurdu. O günlerde evin önünden geçen biri sanırdı ki annem sadece tarhana değil, yaklaşan kışa karşı umut da seriyordu bezlerin üstüne.
Tarhana kuruyunca sıra sabahlara gelirdi. Büyük bir tencerede kaynayan çorbanın içine kızarmış ekmek parçaları atılır, üzerine yağ gezdirilirdi. O yağın kokusu var ya… Bugün Kopenhag’da bir restoranda servis edilse adına “Anadolu Füzyon Çorbası” derler, altına da üç maaş fiyat yazarlar.
Biz ise o zamanlar bunun sadece “kahvaltı” olduğunu sanıyorduk. Şimdi düşünüyorum da, Trakya köylerinde insanlar güne tarhana ile başlamayı boşuna alışkanlık haline getirmemiş. Çünkü tarhana sadece mideyi değil, insanın moralini de ısıtır. Soğuk bir kış sabahında içilen bir tabak tarhana, bugünün kişisel gelişim kitaplarından daha faydalıdır. En azından insanı gerçekten ayağa kaldırır.
Üstelik tarhana demokratiktir. Fakiri de doyurur, zengini de utandırır. Çünkü ne kadar para kazanırsanız kazanın, annenizin yaptığı tarhananın yerini hiçbir lüks mutfak dolduramaz. Beş yıldızlı otelde içilen çorba insanı sadece doyurur; köy tarhanası ise çocukluğa geri götürür.
Bugün de Trakya’nın birçok köyünde evlerde tarhana yapılır, sabahları kaynatılır. Yani modern hayatın bütün hızına rağmen kimi şeyler direniyor. Belki dünya değişiyor, teknoloji ilerliyor, iletişim ve ulaşım araçları değişiyor. Ama Türkiye’de, Yunanistan’ın Gümülcine, Bulgaristan’ın Kırcaali kentlerinde bir anne, sabah erkenden tencereye tarhana karıştırıyorsa insanlık tamamen kaybolmamış demektir.
Zaten Türkiye’de devrim falan olursa, büyük olasılıkla yine bir tarhana tenceresinin başında başlayacaktır.






























Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.