Başkent Kopenhag yakınlarındaki Glostrup’ta gerçekleşen DTDV Geleneksel Kültür Festivali ve Çocuk Şenliği sadece çocukları eğlendirmedi; Danimarka’daki Türk toplumunun dayanışmasını, hafızasını ve geleceğe dair arayışını da aynı sofrada buluşturdu

Foto: Haber.dk
Cengiz KAHRAMAN
cengiz.kahraman@haber.dk
KOPENHAG – Bazen bir etkinliğe gidersiniz, birkaç konuşma dinler, biraz yemek yer ve dönersiniz. Bazen de bir şenliğin ortasında dolaşırken aslında bir toplumun hafızasının içinde yürüdüğünüzü hissedersiniz.
Glostrup’ta düzenlenen 2026 DTDV Geleneksel Kültür Festivali ve Çocuk Şenliği tam da böyle bir gündü. Çocuk kahkahalarıyla köfte kokusunun birbirine karıştığı, annelerin stant başında koşturduğu, gençlerin organizasyon telaşı yaşadığı o kalabalığın içinde insan bir noktada şunu düşünüyor:
“Demek ki gurbet sadece uzaklık değilmiş. Birlikte kalabilme çabasıymış.”
Cumartesi günü Glostrup’taki şenlikte dolaşırken bir ara durup etrafa baktım. Çocuklar oynuyor, anneler koşturuyor, gençler telefonlarıyla görüntü çekiyor, aileler gölgede çay içip yemeklerini yiyor, memleket siyaseti konuşuyordu…
Bir an insanın aklı karışıyor:
Burası gerçekten Kopenhag mı, yoksa Anadolu’nun bir kasabasındaki bir şenlik mi?
Danimarka Türk Diyanet Vakfı’nın Paul Bergsøesvej 14 adresindeki merkezinde gerçekleşen festival işte tam da böyle bir atmosfer yarattı. Bir kültür etkinliği gibi görünse de aslında çok daha büyük bir fotoğraf veriyordu. Randers’ten, Odense’den, hatta Almanya sınırına yakın Güney Jutland’dan gelen aileler vardı. İnsanlar çocuklarını alıp kilometrelerce yol yapmıştı. Çünkü mesele yalnızca bir şenlik değildi. Bir yere ait hissetme ihtiyacıydı.
Eskiden gurbet etkinlikleri biraz daha farklı olurdu. İnsanlar yalnız kalmamak için bir araya gelirdi. Memleket hasreti daha ağır basardı. Şimdi ise başka bir ruh hali var. Burada doğan çocuklar Türkçe ile Danca arasında büyüyor. Hayat değişiyor ama insanlar yine de bir yere ait olmak istiyor.
Belki de bu yüzden bu tür etkinlikler artık sadece “kültürel faaliyet” değil. Bir çeşit toplumsal nefes alma alanına dönüşüyor.
Festival alanında bunu net hissediyorsunuz.
Bu yıl ikinci kez düzenlenen festivalde özellikle 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nın programa dahil edilmesi dikkat çekti. Açık konuşmak gerekirse bu detay önemliydi. Çünkü yurt dışında büyüyen çocuklar için bu bayramlar artık sadece takvimde kalan tarihler olmaktan çıkmak zorunda. O ruhun yaşaması için birilerinin emek vermesi gerekiyor. Glostrup’taki festival biraz da bunu yaptı.
DTDV, 8 Mart’ta Ramazan ayı dolayısıyla verdiği iftar programında da emekçi kadınları unutmamış, Kadın Kolları aracılığıyla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayarak sadece dini konularda değil, sosyal ve toplumsal meselelerde de duyarlılığını göstermişti.
Günün en dikkat çekici taraflarından biri ise kadınlar ve gençlerin organizasyondaki ağırlığıydı. Oyun sahasında çocuklar yarışırken, çadırlarda ve arka tarafta onlarca gönüllü mutfakta, stantlarda ve koordinasyonda çalışıyordu. O görüntü bana eski mahalle düğünlerini hatırlattı. Herkesin birbirine yardım ettiği zamanları…
Son dönemde DTDV’de hissedilen hareketlilik de gözden kaçmıyor. Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden Danimarka’ya gelen Prof. Dr. Eyüp Baş’ın göreve başlamasının ardından vakfın kültürel ve sosyal etkinliklerinde belirgin bir artış yaşanıyor. Baş, özellikle 2025’te kutlanan 40. yılın ardından toplumsal birlik ve beraberliği güçlendiren faaliyetlere daha fazla ağırlık vermek istediklerini söylüyor. Bu şenliğin artık geleneksel hale geleceğini vurguluyor.
DTDV Başkanı ve Din Hizmetleri Müşaviri Prof. Dr. Eyüp Baş, tek çatı altında daha güçlü bir organizasyon yapısı hedeflediklerini belirtiyor. Vakfın yalnızca dini hizmetlerle sınırlı kalmadığını; yaşlılara yönelik bakım evi ziyaretlerinden çocuklar ve gençler için düzenlenen kültürel etkinliklere, sosyal dayanışmadan toplumsal projelere kadar geniş bir alanda faaliyet yürüttüğünü ifade ediyor.
Aslında bu cümle önemli. Çünkü Avrupa’daki Türk toplumunun en büyük korkularından biri yavaş yavaş birbirinden kopmak. Aynı dili konuşup aynı hayatı yaşamamak. Aynı şehirde yaşayıp aynı topluma dönüşememek.
Bir de Türk toplumu son yıllarda biraz içine kapandı. Pandemi geçti, ekonomik kriz geldi, savaşlar çıktı, siyaset sertleşti. İnsanlar birbirine eskisi kadar uğramaz oldu. O yüzden çocuk seslerinin yükseldiği böyle günler aslında küçümsenecek şeyler değil.
Festivalde dikkat çeken bir başka konu ise kadınların hazırladığı “Kadınım, Ben de Varım” belgesel projesiydi. Kasım ayında özel bir gala ile gösterime girecek yapım, Danimarka’da yaşayan Türk kadınlarının eğitimden iş hayatına, sosyal yaşamdan bireysel mücadelelere kadar uzanan başarı hikâyelerini anlatıyor.
Açıkçası bu tür projeler yıllardır eksikti. Çünkü gurbet hikâyelerinde çoğu zaman erkeklerin çalışması anlatıldı, ama kadınların sessiz emeği arka planda kaldı. Oysa bu ülkede çocuk büyüten, eğitim alan, iş kuran, ayakta duran binlerce Türk kadını var. Belki de ilk kez bu kadar görünür olacaklar.
Festival sırasında en çok konuşulan başlıklardan biri de DTDV Cenaze Fonu’ydu. Bugün 32 bin 500 üyeyle Danimarka’nın en büyük Müslüman cenaze fonu haline gelen sistem, aslında gurbetin en sessiz dayanışmalarından birini temsil ediyor.
İnsan gençken pek düşünmüyor. Ama yaş ilerledikçe şu soru ağırlaşıyor:
“Bu ülkede ölürsek ne olacak?”
Fonun sorumlularından Mesime Çelik’in anlattıkları tam da bu duygunun karşılığıydı. 1985’te “Bir Müslümanın cenazesi bu ülkede sahipsiz kalmasın” düşüncesiyle başlayan yapı bugün dev bir dayanışma ağına dönüşmüş durumda.
Bir başka dikkat çekici detay da yardım kampanyalarıydı. DTDV Muhasebe Müdürü Bayram Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre yalnızca son bir yıl içinde yaklaşık 13-14 milyon Danimarka kronu bağış toplandı. Bu yardımlar Türkiye’deki deprem felaketinden Afrika’daki yoksul bölgelere kadar çok geniş bir alana ulaştırıldı.
Bu rakamlar önemli. Çünkü yıllardır Avrupa’daki Türkler hakkında hep aynı klişe konuşulur:
“Kendi içine kapanık toplum.”
Oysa gerçek çok daha farklı. İnsanlar burada hem hayat kuruyor hem de dünyanın başka yerlerindeki acılara yetişmeye çalışıyor.
Festival alanından ayrılırken aklımda en çok çocukların koşuşturması kaldı. Belki de bütün mesele tam olarak buydu. Gurbetin ortasında yeni bir hafıza kurmak… Çocuklara sadece bir dil değil, bir aidiyet bırakmak…
Galiba bazen bir şenlik tam da bunun için düzenleniyor.
DTDV Geleneksel Kültür Festivali ve Çocuk Şenliğinden görseller:











































Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.